Eğitim mi sömürü mü: MESEM’ler kapatılmalıdır 2026-01-08 09:07:44   Elfazi Toral   İSTANBUL - MESEM uygulamalarını değerlendiren  Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatlarından Bilge Çarpıcı, çocukların eğitim adı altında sömürüye, iş cinayetlerine ve cinsel saldırıya açık hale getirildiğini belirterek, “MESEM’ler çocuk katliam merkezlerine dönüşmüş durumda; çocukların yaşam hakkı için bu uygulama derhal kapatılmalıdır” dedi.   Kürdistan ve Türkiye genelinde derinleşen ekonomik kriz, işsizliğin yanı sıra eğitim politikalarındaki yetersizlikle birlikte çocukları giderek daha güvencesiz bir yaşama sürüklüyor. İktidarın “çözüm” adı altında uyguladığı sömürü politikalarının en görünür alanlarından biri olan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), çocuk yaşta çalıştırılmayı yaygınlaştıran başlıca mekanizmalardan biri haline geldi. MESEM modeli kapsamında çocuklar, eğitimden çok ağır ve denetimsiz çalışma koşullarına maruz bırakılırken; uzun mesai saatleri, güvencesizlik ve hak kayıpları çocukların yaşamını doğrudan etkiliyor. Temel haklardan yoksun bırakılan çocuklar, sistematik şiddet, eşitsizlik ve zorbalıkla karşı karşıya kalıyor.   Son olarak Meclis lokantasında çalıştırılan bazı çocukların tacize uğradığının ortaya çıkmasının ardından, beş kişi hakkında “sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı” ve “çocuğa karşı cinsel taciz” suçlarından 16 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. İddianame, Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.   Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatlarından Bilge Çarpıcı, MESEM’e yönelik değerlendirmelerde bulundu.   'Çocuklar boyundan büyük işlerde çalıştırılıyor'   MESEM’lerin çocukları sömürüye açık hale getirdiğini ve devlet eliyle meşrulaştırıldığını vurgulayan Bilge Çarpıcı, “Patronların ucuz iş gücü olarak gördüğü çocuklar, kadınlar ve göçmenler zaten hepimizin bildiği bir şey. Şimdi bunu devlet eliyle meşrulaştırdılar. Yani MESEM diye bir şey icat ettiler. Ben bunları çocuk katliamı merkezi olarak görüyorum. Çünkü orada zanaat adı altında çocuklar boylarından büyük işler yapıyor. İnşaatlarda çalışıyor. Asansör boşluğuna düşüp vefat ediyorlar. Tacize, tecavüze uğrayabiliyorlar. Ya da patronlar tarafından hava gazı verilerek öldürülüyorlar. Birçok çocuğun psikolojisi çok bozuk vaziyette” dedi.   Sömürü çarkı   Bilge Çarpıcı, cinsel taciz faillerine ilişkin hukuki değerlendirmesini ise şöyle yaptı: “En başta çocuklar, eğitime duymadıkları güven sebebiyle buralara gitmek istiyor gibi görünüyor ve daha sonra aslında burada kötü bir şey olduğunu algılıyorlar. En başta gitmek istemelerinin sebebi şu: Eğitim almalarına artık gerek kalmadığını düşünüyorlar. Eğitimin içi boşaltıldı, eğitim değersizleştirildi. Üniversite mezunları işsiz kalıyor. Bunu gören çocuklar da diyorlar ki, ‘Biz o zaman hem meslek sahibi olabiliriz hem de para kazanabiliriz.’ Fakat iş gerçekte böyle yürümüyor. 14–15 yaşındaki çocuklar MESEM adı altında o iş yerlerine girdiklerinde haftanın belli günleri okula gidip, belli günleri patronların yanında çalıştırılarak sömürünün bir çarkını oluşturuyor.    Önce para kazanmak tatlı geliyor ama sonra bu paranın aslında emeklerinin karşılığı olmadığını anlıyorlar. Çocuklar boylarından büyük işler yapıyor.O inşaatlarda çalışmak, tesisatlarda çalışmak gibi bir şey. Aynı zamanda çok kötü şartlarda çalıştırılıyorlar. Neden? Çünkü patron bir kere bunların sigortasını yapmıyor. Para vermiyor. Neden? Çünkü öğrencisi devletten para alıyorlar. Bunu bilen patron da bedava çalıştırılmış oluyor. Bunun üzerine o çocukluktan daha fazla yarar sağlamak için geceleri, gündüzleri, akşamları fazla mesai yaptırılarak çalıştırılıyorlar. Çocukların gece 02.00’lerde, 03.00’lerde tesisat kurulmaya gönderilmesi, hiçbir güvenlik önlemi alınmadan, baret takmadan inşaatlarda çalıştırılması, asansörde çalıştırılan 15–16 yaşındaki çocukların kemer takılmadığı için boşluğa düşüp ölmesi gibi haberleri çok görüyoruz. Biz bunları kanıksıyoruz. Bir ay içerisinde belki 20’ye yakın çocuk ölüyor. Daha bilmediğimiz çok sayıda çocuk ölümü var. Türkiye’de sürekli bir haberle uyanıyoruz. Kadın katliamları, çocuk istismarları, çocuk işçi katliamları ya da sakat kalma gibi şeyleri çok görüyoruz.”   'Eskiden çıraklık okulları vardı, şimdi de MESEM'    MESEM uygulamasının yoksulluk üzerinden meşrulaştırıldığını ve çocukların yaşam hakkını doğrudan tehdit eden bir yapıya dönüştüğünü vurgulayan Bilge Çarpıcı, şu sözleri kullandı: “Eskiden çıraklık okulları vardı, 2016’dan sonra MESEM adı altında çocuklar sömürülmeye başlandı. Şimdi bunların devlet eliyle yapılması, bizim elimizi bağlayan bir nokta. O yüzden MESEM’lerin tamamen kapatılması gerekiyor. Bir çocuğa zanaat öğretmek, bir çocuğu sömürmekten geçmemelidir. Ona teknik işi öğretmek, onu günde 16 saat çalıştırmak anlamına gelmez ya da fiziken yapabileceği işlerin ötesinde iş vererek bir zanaat öğretemezsiniz çocuğa. Bu patronlar, kendi çocuklarına bunu yapmazlar. Ya da bakanlar çocuklarını acaba MESEM’lerde çalıştırırlar mı? Bir de ailelerin davranışları var. Yoksulluk diye bir gerçeklik var bu ülkede. Bir boğazı eksilsin diye diyorlar ki, evet bu çocuğu verelim, çalışsın. Şurada çalışsın, burada çalışsın, en azından eve ekmek getirsin. ‘Eve para getirsin’ diyerek çocuğu kendi elleriyle o patronlara teslim ediyorlar. Burada sadece o ailenin ‘kötülüğünden’ bahsedemeyiz. ‘O aile bu çocuğu vermeseymiş’ diyemeyiz. Bu, çok yanlış bir yöntem olur. Çünkü yoksulluğu yok saymış oluruz. Bir anne, bir baba, bir çocuğu o patronların eline üç kuruş para kazansın diye verirken bunu kötü emellerle yapmıyor. Yoksul olduğu için yapıyor. Bizim esas meselemiz, bu yoksulluğu ortadan kaldırmak olmalıdır. Bir çocuğun yeri okuludur, yuvasıdır. Bir çocuk, gece 03.00’lerde, 05.00’lerde boyundan büyük işlere kalkışmak zorunda kalmamalıdır. Bu da bir çocuk istismarıdır.   Değiştirmek bizim görevimiz     MESEM’ler, çocuk istismarının en başat kaynaklarından biridir. MESEM’lerde sürekli ölüm haberleri görüyoruz ve duymadığımız sakatlıklar var. Kimya fabrikalarında çalışan çocukların bir kısmı, iş güvenliği ve işçi sağlığı eğitimi verilmediği için gözlerini kaybediyor; patlayıcı maddeler gözlerinde, ağızlarında, burunlarında ve yüzlerinde infilak ediyor. Bu çocuklar yaşamlarına sakatlıklarla devam etmek zorunda kalıyor. MESEM kapsamında çalıştırılan çocuklar tacize, tecavüze uğruyor; henüz çocuk yaşta oldukları için yaşadıklarını anlamlandıramıyorlar. Çoğu yoksul ailelerin çocukları olan bu çocuklar, kime ve nasıl anlatacaklarını da bilemiyor. Yoksulluk, yoksul ailelerin kaderi olmaktan çıkarılmalıdır. Bunu değiştirmek bizim görevimizdir; ‘biz’ derken yalnızca bir kesimi değil, bu halkın tamamını kastediyoruz. Halkın çocuklarını bu düzenden korumak ve bu düzeni değiştirmek hepimizin sorumluluğudur. Biz dünyaya ölmek için gelmiyoruz, genç yaşta hayatlarımızdan koparılmak için gelmiyoruz. Hepimizin yegâne bir amacı var: yaşamak. Ancak yaşamak yalnızca hayatta kalmak anlamına gelmez. Bir çocuk yaşayabilmeli; akranlarıyla oyun oynayabilmeli, sinemaya gidebilmeli, gezebilmeli, dışarıda yemek yiyebilmelidir. Bir çocuğun görevi eve ekmek getirmek olmamalıdır.”   'Mekanizma işlemiyor'   MESEM kapsamında çalıştırılan çocukların şikâyet ve başvuru mekanizmalarına fiilen erişemediğini, mevcut sistemin çocukları korumaktan uzak olduğunu dile getiren Bilge Çarpıcı, yaşanan yapısal sorunlara dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye’de mekanizma işlemiyor. Yani çocuk dese ki okula gidip ‘Beni gönderdiğiniz yer, çalıştırdığınız yer bana iş güvenliği öğretmiyor. Sağlıkla ilgili şeyleri anlatmıyor. Ya da bana tacizde bulunuyor ya da yemeğimi vermiyor ya da öğle tatilinde de beni çalıştırıyor’ gibi. Bunları çocuk bilmiyor ki bunların haksızlık olduğunu anlatsın. İş güvenliği nedir? İş sağlığı nedir? Bunlar öğretilmemiş ki. Kemerin takılıp takılmaması çocuk için bir anlam ifade etmiyor. Çünkü bunu öğrenmemiş. Öğretilmemiş yani. Hani doğuştan böyle bir bilgimiz olmadığına göre bu çocuğa birilerinin öğretmesi lazım. Örneğin 12.00–13.00 arası çalıştırılmaz, yemek molasıdır. O saatte çalıştırılırsa çocuk bunu bildirmelidir. Bu öğretilmemiş ki. Çocuk bunu nereden bilecek?   Tek yol  MESEM'lerin kapatılması'   Şimdi bunu çocuk söylediğinde velisine, öğretmenine ya da patronuna yanlış bir şeyle karşılaşıyor. O sorun sanki çocuğun özel bir sorunuymuş, kişisel bir sorunuymuş gibi onun çözmesi bekleniyor. 15 yaşında bir çocuğa yetişkin muamelesi yapılıyor. Sorun, bunları çözmekte; sorunları aşmakta yetişkin muamelesi yapılıyor. Uzun saatler çalıştırılarak, yemek verilmeden, cezalandırılarak bu çocuklar çalıştırılıyor. Şimdi bu çocuklar kimi, nereye şikâyet edecek? Zaten MESEM adı altında çalıştırılan çocukların olmaması lazım. Dolayısıyla burada lağvedilen bir hukukta neyi, kimi, neye şikâyet ediyoruz gibi bir sorunsal ortaya çıkıyor. Bir iş kazasıyla ya da bir tecavüzle karşılaştığımızda kimi, neye şikâyet ediyoruz gibi bir cevap ortaya çıkıyor. Bu yüzden bizim hepimizin, yani halk olarak MESEM’lere karşı mücadeleyi büyütmemiz lazım. Hiçbir çocuk ölmesin, hiçbir çocuk sakat kalmasın, tacize, tecavüze uğramasın. Bunun tek yolu MESEM’lerin kapatılmasıdır.”   'Sistematik bir sorun'    TBMM’de yaşanan cinsel taciz olayının, çocuk yaşta çalıştırmayı meşrulaştıran politikaların yarattığı güç dengesizliğinin sonucu olduğunu belirten Bilge Çarpıcı, bu durumun sistematik bir sorun olduğunu kaydetti. Bilge Çarpıcı, “Cinsel taciz olayı geçtiğimiz ay TBMM’de gerçekleşmişti. Çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması, devlet eliyle bunun kanunlaştırılması, çocuk tacizinin önünü açıyor. Bir insanın bir insana tecavüz etmesi suçtur. Burada, eğer çocuk işçiliğini bu kadar meşrulaştırır ve bu kadar normalleştirirsek, çocuklara tecavüz etmeyi de normalleştirmiş oluruz. Bu gidişat, o gidişattır. TBMM’de yaşanan taciz olayı vardı. TBMM’de milletvekillerinin bulunduğu bir yerde, MESEM adı altında çalıştırılan kız çocukları tacize uğruyor. Bu, gerçekten dünyada bile yankı uyandırması gereken bir durum. Bir çocuk başka nerede güvende olmalıdır? Bizim aklımıza gerçekten TBMM gelebilir. Bir çocuk orada bile güvende değilse, artık bu ülkede bir şeyler olmalı; yer yerinden oynamalı. Kız çocukları orada tacize uğruyor ve bunu çok sonra ortaya çıkarıyorlar. Hatta bunu ortaya çıkarırken de ilgili yerlerden, olayın ortaya çıkarılmaması yönünde tehdit alıyorlar.   Şimdi bunların her birine tek başına bir taciz ya da tek başına bir cinsel istismar diyemeyiz. Bu durum, çocuk işçiliğinin önünü açan politikaların bir sonucudur. Çocuk işçiliğinin önünü açmak, o çocuğa yetişkin gibi davranılmasının önünü açmak; çocuk tecavüzünün de önünü fazlasıyla açıyor. Bu nedenle çocukların yetişkin gibi çalıştırılması ya da yetişkin gibi muamele görmesi, ciddi bir güç dengesizliği yaratıyor. TBMM’de yaşanan bu çocuk tacizi de, başka yerlerdeki çocuk istismarı ve ihmalleri de bu güç dengesizliğinden kaynaklanıyor. Çünkü patron ile çocuk işçi arasında hem yaş farkı hem de açık bir alt-üst ilişkisi var. Bu durum, baskı ve zor kullanımını daha da görünür kılıyor; çünkü ortada belirgin bir güç dengesizliği var. Bu nedenle çözülmesi gereken şey tam da bu güç dengesizliğidir. Tecavüz kültürü de zaten bu güç dengesizliğinden ortaya çıkar" diye kaydetti.    'MESEM'lerde cinsiyet eşitsizliği de var'   Mevcut mevzuatın kâğıt üzerinde çocukları koruyor görünmesine rağmen uygulamada yetersiz kaldığını, MESEM uygulamasının ise cinsiyet eşitsizliğini de derinleştirdiğini sözlerine ekleyen Bilge Çarpıcı, şu ifadeleri kullandı: “Mevzuat yeterli değil tabii ki. Kanunlarımız o kadar kötü kanunlar değil elbette. Yani İş Kanunu çoğunlukla işçiyi korur, evet, bunu biliyoruz. İş Kanunu’na baktığınızda işçiyi koruyan hususlar zaten daha fazladır. Ama fiiliyatta işler öyle yürümüyor. On sekiz yaşından küçük bir çocuk, her ne olursa olsun çalıştırılamaz ve çalıştırılmamalıdır. Sömürüye katmak, o çocuğa bir şey öğretmek değildir; o çocuğa zanaat ya da sanat öğretmek anlamına gelmiyor. Çocuklarda henüz küçük yaşlardan itibaren cinsiyet eşitsizliğini görüyoruz. Evcilik oynarken bile kız çocuklarının yemek yapması, bebek büyütmesi; erkek çocuklarının ise arabayla oynamasıyla başlayan bir durum bu. MESEM adı altında da ciddi bir cinsiyet eşitsizliği var. Kız çocukları şu işi yapsın, erkek çocuklar bu işi yapsın gibi bir ayrım söz konusu. Biz MESEM’lerin kapatılmasını istiyoruz.”   'Caydırıcı cezalar verilmeli'   Çocuk yaşta çalıştırılmaya karşı etkin ve caydırıcı bir yargı pratiğinin hayata geçirilmesi üzerinde duran Bilge Çarpıcı, mevcut yasal çerçevenin uygulamada karşılık bulmadığının altını çizdi. Bilge Çarpıcı, şöyle konuştu: “Yeni bir yargı tasarısı gelmelidir ve hatta bunu TBMM hemen yapmalıdır. Zaten TBMM’nin içerisinde yaşanan taciz olayından sonra da bence paçaları sıvamaları gerekiyor. Bu ülkede çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması gün be gün artmakta, bunun kanıksanması da giderek yaygınlaşmaktadır. Neden bu ülkede çocuk işçi var? Evet, bütün ülkelerin işçilere ihtiyacı var, bütün ülkelerin genç nüfusa ihtiyacı var; bu konuda hemfikirim. Ancak bu, 18 yaşından küçük çocukların inşaatlarda, tesisat işlerinde ya da karanlık alanlarda çalıştırılması anlamına gelmez. Çocuk işçiliği kanuna aykırıdır. İşçilerin lehine yasalar vardır, evet; işçileri koruyan maddeler mevcuttur. Ama dediğim gibi fiiliyatta böyle ilerlemiyor. Fiiliyatta çocuk işçilere sanki bir yetişkinmiş gibi muamele ediliyor ve bence artık buna karşı durmak gerekiyor. Çocuk işçi çalıştıranlara caydırıcı cezalar verilmelidir. Aynı durum göçmenler için de geçerlidir; göçmenlere de sigorta yaptırılmıyor.   Çocukları yaşatmak hepimizin görevi   Bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum değil; Avrupa’da da, Ortadoğu’da da benzer bir tablo var. Dünyanın birçok yerinde çocuk işçiliği giderek meşrulaştırılıyor. Özellikle göçmen çocuk işçiler çok daha fazla çalıştırılıyor. On altı yaşında bir çocuğun sabah sekizde işe gidip akşam dokuzda, onda eve gelmesi kabul edilemez. Çocuk işçiliği yasallaştıkça çocuklar yetişkin gibi muamele görmeye başlıyor. Yetişkin tecavüzü ile çocuk tecavüzü aynı noktada buluşmuş durumda ve burada ciddi bir güç dengesizliği olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu düzeni değiştirmek ve çocukların ölmemesini, yaşamasını sağlamak zorundayız. Ancak yaşamak derken kastettiğim yalnızca hayatta kalmak değil. Çocukları gerçekten yaşatmak hepimizin yegâne görevidir.”