Botan'da özel savaşın çoklu yüzü(8)

  • 09:01 28 Eylül 2026
  • Dosya
 
Bin 740 dosyanın bin 265’i çocuğa yönelik suç 
 
Rojda Aydın 
 
ŞIRNEX – Botan’da kadın ve çocuklara yönelik cinsel saldırı olaylarında resmi rakamlar ağır tabloyu ortaya koyuyor. 2021-2025 yılları arasında yargıya taşınan bin 740 dosyanın bin 265’i “çocukların cinsel istismarına” ilişkin oldu. 
 
Botan’da yıllardır sürdürülen özel savaş politikalarının bir ayağını da kadınların bedeni, kimliği ve toplumsal yaşamına yönelik müdahaleler oluşturuyor. 1980’li ve 1990’lı yıllardan 2015-2016 sürecine ve bugüne uzanan süreçte kadınlara yönelik şiddet, taciz ve cinsel saldırı olayları, bu politikaların toplumsal boyutunu ortaya koyuyor. Kamuoyuna yansıyan olaylar ve yargı süreçleri, cezasızlık tartışmalarını da beraberinde getirirken, kadınların toplumsal ve siyasal yaşamdan uzaklaştırılması özel savaşın önemli sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor. 
 
Bu nedenle çatışmalı süreçler, en derin izlerini kadınların yaşamında bıraktı. Botan’da yıllardır süren güvenlik politikaları, zorunlu göç, yoksulluk ve toplumsal dönüşümün yanı sıra, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet olaylarıyla da tartışılıyor. Kadın örgütleri, cinsel şiddetin yalnızca bireysel suçlar olarak değerlendirilemeyeceğini, kadınların iradesini, kamusal alandaki varlığını ve toplumsal yaşamını hedef alan daha geniş bir sistemin parçası olarak ele alınması gerektiğini dile getiriyor.
 
1980’li ve 1990’llı yıllardan bugüne uzanan süreçte Botan’da çok sayıda cinsel taciz ve tecavüz olayları kamuoyuna yansıdı. Bu dosyaların önemli bir bölümünde etkin soruşturma yürütülmezken, faillerin yargılanması ve bu olaylara maruz kalan kişilerin korunması konusunda ciddi eksiklikler yaşanıyor. Özellikle kamu görevlileri ya da kamu gücüyle bağlantılı kişilerin adının geçtiği bazı dosyalar, cezasızlık tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. 
 
Dosyamızın bu bölümünde, Botan’da kadın ve çocuklara yönelik taciz ve tecavüz olaylarında yıllar içinde yaşanan artışı ve yargıya taşınan dosyaları ele alacağız.  
 
Yıllara göre dosyalar 
 
Yargıya ulaşan resmi verilere göre, 2021 yılında 129, 2022 yılında 257, 2023 yılında 182, 2024 yılında 187, 2025 yılının Eylül ayına kadar ise 108 dosya kayıtlara geçti. 
 
Öte yandan, 6 Ocak 2021 ile 16 Eylül 2025 tarihleri arasında yargıya ulaşan cinsel olaylara ilişkin toplam dosya sayısı 1740 olarak kaydedildi. 
 
Bu dosyaların dağılımı ise şöyle:
 
* Cinsel taciz: Toplam 260 dosya bulunuyor. Bunların 71’i kovuşturma, 189’u ise soruşturma aşamasında.
 
* Tecavüz: Toplam 28 dosya bulunuyor. Dosyaların 27’si soruşturma, 1’i ise kovuşturma aşamasında.
 
* Cinsel saldırı: Toplam 187 dosya bulunuyor. Bunların 156’sı soruşturma, 31’i ise kovuşturma aşamasında.
 
* Çocukların cinsel saldırı: Toplam 1265 dosya bulunuyor. Bunların 834’ü soruşturma, 431’i ise kovuşturma aşamasında. 
 
Yargı süreci uzuyor 
 
Resmi veriler, yargıya taşınan dosyaların önemli bir bölümünün hâlen soruşturma aşamasında olduğunu ortaya koyuyor. “Cinsel taciz”, “cinsel saldırı”, “tecavüz” ve “çocukların cinsel istismarı” olaylarına ilişkin toplam 1740 dosyanın 1206'sı soruşturma, 534'ü ise kovuşturma aşamasında bulunuyor. Veriler, çok sayıda dosyada yargı sürecinin henüz tamamlanmadığını gösterirken, adalete erişim ve etkin yargılama süreçlerine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor. 
 
Ağırlaşan tablo 
 
Resmi verilere göre, 6 Ocak 2021 ile 16 Temmuz 2025 tarihleri arasında yargıya taşınan 1740 cinsel olaylar dosyalarından 1265’i “çocukların cinsel istismarına” ilişkin. Bu veriye göre, yargıya ulaşan her 10 dosyadan yaklaşık 7’sini “çocukların cinsel istismarı” oluşturuyor. Veriler, “çocukların cinsel istismarının” cinsel olaylar arasında en yaygın dosya türü olduğunu ortaya koyuyor. Ancak açıklanan rakamlar yalnızca yargıya yansıyan olayları kapsıyor. Yargıya taşınmayan ve kayıt altına alınmayan olaylar ise resmi istatistiklere yansımıyor. 
 
Konuya dair avukat Emine Özdemir, değerlendirmelerde bulundu. 
 
Yargıya taşınan cinsel suç dosyalarında kadınlar ve çocukların adalete erişimde çok yönlü engellerle karşı karşıya kaldığını belirten Emine Özdemir, özellikle kamu görevlilerinin fail olduğu dosyalarda delil toplama ve etkin soruşturma süreçlerinde ciddi sorunlar yaşandığına dikkat çekti.
 
Emine Özdemir, uygulamada en sık kolluk görevlileri veya diğer kamu görevlilerinin karıştığı cinsel suçlar ile fuhuş suçlarına ilişkin dosyalarla karşılaştıklarını belirtti. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, tehdit ve diğer hak ihlallerine ilişkin başvuruların da önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Emine Özdemir, şunları söyledi: “Uygulamada en sık karşılaştığımız dosyalar, kolluk görevlileri veya diğer kamu görevlilerinin vatandaşlara yönelik işlediği cinsel suçlar ve fuhuş suçlarına ilişkindir. Bunun yanında kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, tehdit ve diğer hak ihlallerine ilişkin başvurular da önemli bir yer tutmaktadır.”
 
‘Zorluklarla karşılaşıyoruz’
 
Özellikle failin kolluk görevlisi olduğu dosyalarda delillerin toplanması ve soruşturma süreçlerinin daha da zorlaştığını ifade eden Emine Özdemir, “Özellikle failin kolluk görevlisi olduğu vakalarda ciddi güçlüklerle karşılaşıyoruz. Bu kişiler yargılama süreçlerine ve delil sistemine hâkim olduklarından delillerin toplanmasını zorlaştırabilecek girişimlerde bulunabilmektedir. Ayrıca suça maruz kalanlar ve aileleri üzerinde kurulan tehdit ve baskılar nedeniyle olayların adli makamlara bildirilmesi gecikebilmekte veya tamamen engellenebilmektedir. Bu durum hem delillerin kaybolmasına hem de etkin soruşturma yürütülmesini zorlaştırmaktadır" dedi. 
 
‘İlk 72 saat delillerin korunması açısından kritik’
 
“Cinsel istismar” olaylarında ilk saatlerin belirleyici olduğuna dikkat çeken Emine Özdemir, travmanın etkisiyle birçok kişinin delilleri koruyamadığını, bunun da yargılama sürecini doğrudan etkilediğini söyledi. Delil yetersizliği nedeniyle faillerin cezasız kalabildiğini ifade eden Emine Özdemir, şu uyarıda bulundu: “İstismara maruz kalan kişiler yaşadıkları travmanın etkisiyle çoğu zaman emniyete ya da hastaneye gitmeden önce üstlerini değiştirmekte, vücutlarını yıkamakta ve bu da delillerin kaybolmasına neden olmaktadır. Ya da şikâyet süreci çok geç başlatıldığında, delillerin toplanması mümkün olmamakta ve bu durum tahkikatı doğrudan etkilemektedir. Sonuç olarak, delil yetersizliği nedeniyle failler beraat edebilmektedir. Bu nedenle; istismara maruz kalan kişilerin 72 saat geçmeden, hiçbir yeri yıkamadan ve üstlerini değiştirmeden doğrudan hastaneye ya da emniyete başvurmaları büyük önem taşımaktadır.”
 
‘Adalete erişimde zorlanılıyor’
 
Kadınlar ve çocukların adalete erişiminin önündeki engellere dikkat çeken Emine Özdemir, “En önemli sorunlardan biri hak arama bilincinin yeterince gelişmemiş olması ve kadınlar ile çocukların sahip oldukları hukuki hakları yeterince bilmemeleridir. Bunun yanında bölgedeki feodal düzenin yargı süreçlerine müdahale etmesi, suça maruz kalanların veya tanıkların baskı altında ifadelerini değiştirmeleri ya da şikâyetlerinden vazgeçmeye zorlanmaları adalete erişimin önündeki en önemli engeller arasındadır” diye belirtti. 
 
‘Etkin soruşturma yürütülmüyor’
 
Yargıya taşınan dosyalarda etkin soruşturma yürütüldüğünü söylemenin güç olduğunu belirten Emine Özdemir, “Genel olarak etkin soruşturma yürütüldüğünü söylemek güçtür. Özellikle şiddet ve cinsel suçlarda birçok kritik delil ilk 72 saat içerisinde kaybolabilmektedir. Suça maruz kalanların çeşitli nedenlerle geç başvuruda bulunmaları zaten delil elde edilmesini zorlaştırırken, adli makamların da ivedilikle toplanması gereken delilleri zamanında toplamaması veya hiç toplamaması, soruşturmaların sağlıklı yürütülmesini engelleyebilmekte ve faillerin cezasız kalmasına neden olabilmektedir” diye ifade etti. 
 
‘Çok boyutlu bir mücadele hattı örülmesi gerekir’
 
Bu tür davalarda verilen kararların yalnızca tarafları değil, toplumun adalet sistemine olan güvenini de etkilediğini belirten Emine Özdemir, “Bu davalarda verilen kararlar yalnızca tarafları değil, toplumun adalet sistemine olan güvenini de doğrudan etkilemektedir. Özellikle cezasızlık algısının oluşması, benzer suçların tekrarını teşvik edebilmekte ve suça maruz kalanların yargıya başvurma konusundaki güvenini zedeleyebilmektedir. Buna karşılık etkin soruşturma ve adil yargılama sonucunda verilen kararlar hem hukukun üstünlüğünü güçlendirir hem de toplumsal güveni artırır” ifadelerini kullandı. 
 
Benzer hak ihlallerinin önlenmesi için çok yönlü bir mücadele yürütülmesi gerektiğini dile getiren Emine Özdemir, son olarak şunları söyledi: “Bu alanda yalnızca yargı organlarının değil; baroların, sivil toplum kuruluşlarının, belediyelerin ve diğer kamu kurumlarının koordinasyon içinde çalışması büyük önem taşımaktadır. Çok boyutlu bir mücadele hattı örülmesi gerekir. Öncelikle çocuklara güvenli yaşam alanları sunmak, aileleri bilinçlendirmek ve yerel yönetimlerin sorumluluğunu artırmak hayati önemdedir. Koruyucu ve önleyici sosyal hizmetler güçlendirilmeli; okullarda, mahallelerde çocuklara yönelik farkındalık programları sistematik hale getirilmelidir. Adli süreçlerde ise çocuk dostu uygulamalar yaygınlaştırılmalı, beyanlarının itibarsızlaştırılması önlenmeli ve çocuk izleme merkezlerinin sayısı artırılmalıdır. Suça maruz kalanlara yalnız olmadıkları duygusunun hissettirilmesi, hukuki destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve hak ihlali dosyalarının etkin biçimde takip edilerek kamuoyunun doğru şekilde bilgilendirilmesi benzer ihlallerin önlenmesine önemli katkı sağlayacaktır.” 
 
Bitti.