Hafızanın dili: Saç örgüsü 2026-02-03 09:05:01   Derya Ceylan    HABER MERKEZİ - YPJ’li bir kadının saç örgüsüne yönelik HTŞ saldırısıyla yeniden gündeme gelen saç örgüsü, tarih boyunca kadın bedeni üzerinde kurulan denetimin ve buna karşı geliştirilen direnişin simgelerinden biri oldu. Kadınlar her dönemde saç örgüsünü direnişin ve kolektif hafızanın bir ifadesi olarak yeniden üretiyor.   Bir YPJ’li kadının saç örgüsünün HTŞ’li bir çete tarafından kesilerek video ile paylaşılması, kadın bedenine yönelen şiddetin yalnızca fiziksel bir saldırı olmadığını; tarihsel ve sembolik bir mesaj taşıdığını bir kez daha açığa çıkardı. Saldırı sonrasında kadınların saçlarını örerek bu görseli çoğaltması ve kamusal alana taşıması ise rastlantısal değil; yüzyıllara yayılan kadın direniş hafızasının bugüne bilinçli bir biçimde taşınmasıydı.   Saç ve iktidar: Denetimin tarihsel aracı   Saç, tarih boyunca kadın bedeni üzerindeki iktidarın en görünür alanlarından biri oldu. Antik Mezopotamya’dan Orta Çağ’a, sömürgecilik döneminden günümüz ulus-devletlere kadar kadın saçı; kesilerek, örtülerek ya da zorla açılarak itaatin ve denetimin simgesi hâline getirildi. Orta Çağ Avrupa’sında “ahlaksız” ilan edilen kadınların saçlarının meydanlarda kesilmesi, Osmanlı ve Safevi dönemlerinde kadın saçının kamusal görünürlüğünün sınırlandırılması, sömürge dönemlerinde yerli kadınların saçlarının zorla kesilmesi bu denetim biçimlerinin tarihsel örnekleri arasında yer alıyor. Bu nedenle saçla kurulan her şiddet ilişkisi, yalnızca bireysel bir saldırı değil; kadın kimliğini, toplumsal hafızayı ve kolektif varoluşu hedef alan politik bir mesaj taşıyor.   Saç örgüsü: Süreklilik ve kolektif direniş   Saç örgüsü ise bu tarihsel şiddet biçimlerine karşı kadınların geliştirdiği en eski ve en yaygın karşılık olarak öne çıkıyor. Ortadoğu’dan Güney Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada örgü, estetik bir tercih olmanın ötesinde; süreklilik, dayanıklılık ve kolektiflik anlamı taşıyor. Antik Mezopotamya kabartmalarında, Pers ve Asur tasvirlerinde örgülü saçlı kadın figürleri, bu pratiğin binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Birbirine geçen teller, yalnızca saçı değil; kadınların birbirine tutunarak hayatta kalma iradesini simgeliyor.    Savaş, göç ve örgünün yeniden anlam kazanması   Savaş, göç ve kriz dönemlerinde saç örgüsünün yeniden öne çıkması da bu nedenle rastlantı değil. Tarihsel olarak savaş zamanlarında kadınların saçlarını çözmesi yasla, sıkı örmesi ise direniş ve hazırlık hâliyle ilişkilendiriliyor. Kürdistan’da, Filistin’de, Afganistan’da ve Yemen’de savaş ve zorunlu göç dönemlerinde kadınların saçlarını daha sıkı örmesi, hem pratik bir ihtiyaç hem de “dağılmıyorum” diyen sessiz bir politik duruş olarak kayda geçiyor. Bu nedenle erkek egemen ve cihatçı yapılar, kadınlara yönelik şiddette sıklıkla saçı hedef alıyor. Saçın kesilmesi ya da teşhir edilmesi, kadınların yalnızca bedenlerine değil; taşıdıkları tarihsel direniş hafızasına yönelen bir saldırı olarak kullanılıyor.   Günümüzde saç üzerinden hedef alma   20. yüzyılda kadınlara yönelik bu şiddet biçimi farklı coğrafyalarda benzer rejim pratikleriyle yeniden üretildi. II. Dünya Savaşı’nın ardından Fransa’da işgalcilerle ilişkilendirilen kadınların saçlarının meydanlarda kesilmesi, İran’da 1979 sonrası kadın saçının doğrudan devlet denetimine alınması ve 16 Ekim 2022’de Kürt kadın Jîna Emînî’nin “saçının görünmesi” gerekçesiyle gözaltında işkence edilerek katledilmesi; saçın, kadın bedenini denetim altına almayı hedefleyen cezalandırma ve aşağılamaya dayalı politikaların süreklilik taşıyan bir aracı olarak kullanıldığını açıkça ortaya koyuyor.   Saç üzerinden şiddete yanıt    Bugün kadınların saç örgüsünü eylemlerde, stickerlarda, videolarda ve sokakta yeniden üretmesi; bu şiddet dilinin tersyüz edilmesi anlamına geliyor. Kesilmek istenen ses, direniş bu kez çoğaltılıyor, yok edilmek istenen hafıza daha fazla görünür kılınıyor. Kadınlar, saç üzerinden kurulan şiddete yine saç üzerinden, ama bu kez özne olarak yanıt veriyor.   Bu kapsamda, saç örgüsünün Ortadoğu ve çevresindeki farklı ülkelerde nasıl benzer anlamlar taşıdığını, kadın bedenine yönelik şiddetle nasıl kesiştiğini ve kadınların bu şiddete hangi tarihsel pratiklerle karşılık verdiğini ele almayı amaçlıyor. Kürt coğrafyasından İran’a, Suriye’den Filistin’e uzanan bu hat, saç örgüsünün yalnızca yerel bir gelenek değil, küresel bir kadın direnişi dili olduğunu ortaya koyuyor.