‘İran’da halk dış aktörlerin anlatı savaşıyla da kuşatıldı’ 2026-02-21 09:02:30   Melek Avcı    ANKARA - İran’da derinleşen krizin psikolojik ve toplumsal boyutlarını değerlendiren Dr. Raheleh Tarani, halkın sadece ekonomik zorluklarla değil, aynı zamanda dış aktörlerin “anlatı savaşı” stratejileriyle de kuşatıldığını vurgulayarak, “Kolay çözümler halkın çıkarına değil. Libya senaryosuna karşı, halkın gücüne inanıyorum” dedi.    İran’da siyasi, toplumsal ve ekonomik kriz derinleşerek sürüyor. Şubat ayının son haftasına gelinirken, halkın İran Hükümeti’ne yönelik tepkisi, protestolar ve uluslararası baskılar da devam etti.  Son günlerde yayımlanan raporlara göre, Ocak ve Şubat aylarında yaşanan protesto dalgalarında binlerce kişi yaşamını yitirdi veya yaralandı; on binlerce kişi tutuklandı. Halk, önceki aylarda yaşanan katliamları anmak üzere düzenlenen “40. gün” törenlerinde yeniden sokaklara çıkarak hükümeti eleştiren sloganlar attı. Bu, yas ve direnç arasında bir karışımın simgesi haline geldi. İçerdeki eylemler, İran’ın dış politikasını da etkilemeye devam ediyor. Bölgesel gerilimler, özellikle ABD ile olan ilişkilerde tırmanarak sürüyor.    Psikolog ve aktivist Dr. Raheleh Tarani İran’daki güncel duruma dair değerlendirmelerde bulundu.    “Her şey topluma yapılan ekonomik şoka karşı bir protestoyla başladı. Bu ekonomik darbe, insanların günlük hayatlarını sürdürmelerini ve giderlerini karşılamalarını çok daha zor hale getirdi; insanlar daha ciddi sıkıntılarla yüzleşmeye başladı.”   * İran’da 2026'nın başında yaşanan bu büyük dalganın ardından şu an ülkedeki atmosfer nasıl? İran halkının şu anda yaşadıklarını anlatmak gerçekten çok zor. Bir açıdan bakıldığında, insanlar normal rutinlerine dönmüş gibi görünüyor ve hükümet durumu normale döndürmeyi başarmış gibi görünüyor. Ancak gerçek şu ki, hiçbir şeyin eskisi gibi olacağını düşünmüyorum. İnsanlar çok fazla öfkeli. Olanlardan dolayı yas tutuyorlar ve çok fazla öfke var. Bu, büyük bir felaketti ve dedikleri gibi, işler ‘normale’ döndü. Ama bu, insanların sahip olduğu çok meşru, organik taleplerin bir kısmının karşılanmasından kaynaklanmıyor; enflasyondan, fiyat artışlarıyla yaşadıkları şoktan ve ekonomik durumun her zamankinden daha kötüye gitmesinden duydukları rahatsızlık hala devam ediyor. Bir rahatlama yok ama aynı zamanda bu genel huzursuzluk, protesto ve yaşananlara karşı itirazların bedeli de çok ağır oldu. Şimdi ise insanlar bir şok halinde, bundan sonraki adım ne olacak bilmiyoruz.    *İnternet kesintileri sırasında yaşanan katliam boyutundaki müdahalelerden bahsediliyor. Resmi rakamların ötesinde nelerin yaşandığını anlatır mısınız?   İnternet kesildikten sonra telefon ve benzeri yollar dışında iletişim kurmak neredeyse imkânsız hale geldi. Bu yüzden bütün hareket bir anlamda sekteye uğradı. Elbette ne olduğunu anlatmak için meseleye birden fazla açıdan bakmak gerekiyor. Durum oldukça karmaşık ve tarif etmesi gerçekten zor. Çünkü insanların son derece meşru talepleri vardı. Her şey topluma yapılan ekonomik şoka karşı bir protestoyla başladı. Bu ekonomik darbe, insanların günlük hayatlarını sürdürmelerini ve giderlerini karşılamalarını çok daha zor hale getirdi; insanlar daha ciddi sıkıntılarla yüzleşmeye başladı. Ancak buna rağmen, eylemselliğin bir noktadan sonra dışarıdan bazı kişiler tarafından adeta ele geçirilmiş gibi göründüğü de söylenebilir. Nitekim yeni yıl döneminde Pompeo’nun attığı bir tweette, sokaklardaki İranlılara ve Mossad ajanlarına ‘Mutlu Yıllar’ dilemesi dikkat çekiciydi. Bu durum bazı insanlar için adeta bir ‘aydınlanma anı’ da yarattı; yani ‘Demek ki sokaklarda Mossad ajanları var’ düşüncesi oluştu. Ama yine de insanlar eylemlerine devam etti. Eylemler gece saatlerinde daha çok tırmandığında ve şiddete dönüştüğünde, o noktadan sonra neler olup bittiğini anlamak gerçekten çok zorlaştı. Şurası açık ki İran’daki hükümet tam anlamıyla baskıcı ve otoriter bir yönetim. Halkın taleplerine demokratik yollarla karşılık vermiyorlar. Ekonominin kötü yönetilmesi nedeniyle yaşananlardan birincil derecede sorumluydular. Bunla beraber de insanlara güvenlik sağlayamadılar. Ama aynı zamanda şunu da görmenin önemli olduğunu düşünüyorum; Hareketin Mossad ve ABD tarafından nasıl yönlendirilip ele geçirildiği ve nasıl müdahale edilmeye çalışıldığı. Özellikle monarşi yanlıları, örneğin monarşistlerin lideri Reza Pehlevi, ‘150 bin kişi bana katıldı’ şeklinde açıklamalar yaptı. Trump ise ‘yardım yolda, direnmeye devam edin’ mesajı vererek dışarıdan destek geleceği izlenimini oluşturdu.   “İran halkının, temel ihtiyaç ve haklarını karşılayabilecekleri bir toplum talep etmesini destekliyoruz. Ancak dış aktörlerin İran’daki duruma nasıl müdahil olduğunu fark ettiğimizde, bunun nasıl manipüle edildiği konusunda da ciddi kaygılar oluştu.”   *Protestoların bir noktadan sonra nitelik değiştirdiğini ve uluslararası aktörlerin söylemlerini hatırlattınız, bu nasıl bir kaygı ve endişe yarattı?     Bu durum, zaten mevcut koşullardan dolayı büyük bir hayal kırıklığı yaşayan gençleri protestolara devam etme konusunda daha da teşvik etti. Protestolar giderek daha şiddetli bir hal aldı ve bir noktadan sonra gösteri olmaktan çıkıp geniş çaplı bir kargaşaya dönüştü. Görünüşe göre bu süreci yönlendirmeye ve organize etmeye dair bazı fikirler ve planlar da vardı. Ancak internetin kesilmesiyle bu çabaları büyük ölçüde sekteye uğradı. Burada düşünürken aklıma şu geliyordu; Libya’da yaşananların İran’da tekrarlanması mı söz konusu? Ya da Irak’ta ve Suriye’de olanların bir benzeri mi İran’da yaşanıyor? Bu yüzden doğal olarak çok endişelendim. İnternet kesildiği için ailemle ve diğer insanlarla eskisi gibi iletişim kuramadım. Kendi kaderini bağımsız biçimde tayin etme hakkına inanan, sorunların ülke içinde ve kendi dinamikleriyle çözülmesi gerektiğini düşünen çoğumuz gibi ben de büyük bir şaşkınlık, belirsizlik ve kaygı içindeydim; ne olacağını kestiremiyorduk. İran halkının, temel ihtiyaç ve haklarını karşılayabilecekleri bir toplum talep etmesini destekliyoruz. Ancak dış aktörlerin İran’daki duruma nasıl müdahil olduğunu fark ettiğimizde, bunun nasıl manipüle edildiği konusunda da ciddi kaygılar oluştu. Sanki çok boyutlu, ikili bir kuşatma yaratılıyormuş gibi. Bir yanda ülke içindeki baskı ve ekonomik istikrarsızlık, diğer yanda ise yabancı güçlerin İran’a müdahale etme tehlikesi. Bu durum son derece endişe verici. Hâlâ da kaygılıyız ve olayların bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceğinden emin değiliz.   *İran’daki durum izlendiğinde ve aktörlerin sözleri de düşünüldüğünde dış müdahale olasılığı da tartışılıyor. Siz toplum olarak buna nasıl bakıyorsunuz?       Durum karmaşık. Bu aynı zamanda bir anlatı savaşı. Bazıları meseleyi yalnızca halkın talepleri varmış ve tek sorun İran hükümetiymiş gibi göstermeye çalışıyor. Bu bakış açısına göre tüm uluslararası toplumun İran’a karşı durması gerekiyor. Bazıları yabancı müdahaleyi meşru görüyor. Ben buna katılmıyorum. Duyduğumuz pek çok anlatının, gerçeği yansıtmayan içerikler de olduğuna inanıyorum. Hayatını kaybedenlerin arasında meşru talepleri olan sıradan insanlar vardı. Günlük yaşamlarında ciddi ekonomik zorluklarla mücadele eden kişilerdi bunlar. Ancak aynı zamanda devlet kurumlarına bağlı kişilerden de hayatını kaybedenler oldu. Elbette çoğunluk, gerçekten büyük baskı hisseden, toplumda değişim isteyen ve meşru haklarının dikkate alınmasını talep eden insanlardı. Ülkedeki ekonomik politikalara karşı çıkıyorlardı. Ancak dediğim gibi, süreç bir noktadan sonra başka aktörler tarafından ele geçirildi, kontrolden çıktı ve bambaşka bir yöne savruldu. Şu anda ne olup bittiğini net biçimde söylemek çok zor. Kişisel olarak da bu sürecin içindeyim: Yeğenim o protestolarda tutuklandı ve gösteriler başladığından beri hapiste. Kız kardeşim, kendisi de geçmişte bir dönem siyasi tutuklu olmuştu,  doğal olarak çok sarsılmış durumda ve oğlunun serbest bırakılmasını istiyor. Ama onunla konuştuğumda o da durumun bu kadar basit olmadığını, bazı aktörlerin de süreci manipüle ettiğini düşünüyor. Sözünü ettiğim bilişsel savaş tam da budur. Olayı basitmiş gibi göstermek. ‘Yardım yolda, sadece direnin, sokağa çıkın, rejim değişecek ve istediğinizi alacaksınız’ şeklinde bir algı oluşturuldu. Oysa bunun bu kadar kolay olmadığını hepimiz biliyoruz.    “İnsanların daha sakin bir biçimde sokağa çıkıp taleplerini ifade edebilecekleri bir özgürlük alanı yoktu. Bir yandan insanlar hükümete haklı olarak öfkeli. Ama diğer yandan İsrail ve ABD’nin olası müdahalesinden de endişe duyuyorlar ve yabancı bir müdahale istemiyorlar.”   *Diğer yandan şunu sormak istiyorum durumun son derece karmaşık olduğunu ifade ediyorsunuz, bu bağlamda İran’daki durumu sadece enflasyon ve içerdeki ekonomik kriz üzerinden mi tartışmalı, yoksa başka faktörler de var mı?    Gerçek şu ki insanların karşı karşıya olduğu mali ve ekonomik zorluklar elbette büyük ölçüde hükümetin kötü yönetiminden kaynaklanıyor. Dayatılan neoliberal ekonomik politikalar ve fiyatların bir anda artırılmasıyla yaratılan ekonomik şok, zaten enflasyon altında ezilen insanlar için hayatı çok daha zor hale getirdi. Bu, meselenin bir boyutu. Ama aynı zamanda İran’ın on yıllardır yaptırımlar altında olduğunu da biliyoruz. Bu yaptırımlar da ciddi sorunlara yol açtı. Üstelik yaptırımlar, hükümet içindeki bazı kişilere şeffaf olmamak için bir gerekçe sundu. ‘Ambargo var; bu yüzden üçüncü taraflar üzerinden, bizimle gizlice ticaret yapmaya hazır ülkeler aracılığıyla mal almak zorundayız. Böyle bir ortamda tam şeffaf olamayız ve hesap da veremeyiz; çünkü yaptırımlar altındayken yapılması gerekeni yapıyoruz’ şeklinde bir savunma geliştirdiler. Bu, hikâyenin önemli bir parçası. Ama her şey bundan ibaret değil. Evet, bu durum bazı kişilere hükümet içinde çıkar sağlama fırsatı verdi. Ancak diğer yandan, otoriter yönetim nedeniyle insanların örgütlenmesi, yasal ve resmi izinle protesto etmesi çok zor oldu. İnsanların daha sakin bir biçimde sokağa çıkıp taleplerini ifade edebilecekleri bir özgürlük alanı yoktu. Bir yandan insanlar hükümete haklı olarak öfkeli. Ama diğer yandan İsrail ve ABD’nin olası müdahalesinden de endişe duyuyorlar ve yabancı bir müdahale istemiyorlar. Dolayısıyla iki arada kalmış bir durum söz konusu. Hükümetin süreci nasıl yönettiğine gelince; durumu kontrol edemediler. Belki de bu gelişmeler İran yönetimi için bile beklenmedikti. İnsanlar adeta cehennemden geçti ve bunu kimse haklı gösteremez. Öte yandan, İsrail ve ABD tarafından finanse edildiği söylenen bazı televizyon kanalları ve medya organlarının sürekli olarak doğrulanmamış iddialar ortaya attığını da görüyorum. Bununla birlikte, devlet medyasında gördüğümüz bazı görüntüler de son derece rahatsız ediciydi. Hayatını kaybedenlere onurlu ve saygın bir muamele yapılmadı. Bu noktada da sorumluluk devlete ait.   “Venezuela’da artık petrolü İsrail’e satıyorlar. Peki, bu İran halkının istediği şey mi? Hayır. İnsanlar ekonomik istikrar ve onurlu bir yaşam sürmek istiyor. Ne yazık ki, Venezuela’da olanların İran’da da olma ihtimali var, ama bu insanlara istediklerini getirmeyecek.”   * Halkın dış müdahaleye karşı durduğunu söylüyorsunuz, bunun temel dayanağı nedir? Halk neden bunun gerçek bir özgürlük getirmeyeceğini düşünüyor? Bunun tarihsel gerçeklikle örtüşen yanı var mı?   Ne İran hükümeti homojen bir yapı, ne de halk tek tip görüşlere sahip. İnsanların farklı deneyimleri ve siyasi farkındalık seviyeleri var. Daha politik olarak bilinçli kişiler, bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyor; Afganistan, Irak, Suriye ve yakın zamanda Venezuela’da neler yaşandığını biliyorlar. Bu kişiler, yabancı güçlerin müdahalesi konusunda doğal olarak daha kötümser ve temkinli. Öte yandan, baskı altında olan ve mevcut durumun değişmesini isteyen insanlar var. Hükümette ve yaşam koşullarında değişiklik görmek için sabırsızlar.  İnsanlar bazen her şeyi bırakıp “hiçbir şeyle uğraşmak istemiyorum, ben siyasetten anlamam” diye bir tavır içine giriyorlar. Ama öte yandan herkes “her şey hemen değişmeli” diyor. Ne yazık ki İran’da hükümet, insanların haklarını meşru yollarla ifade edebilecekleri, toplumsal değişim için katılabilecekleri bir ortam sağlayamadı. Bu yüzden şimdi insanların bazıları, belki yabancı müdahalesi bir çıkış yolu olabilir diye umut ediyor. Mesela bazı kesimler şöyle düşünüyor, “Sadece hedefe yönelik saldırılar olacak, sadece İran hükümetine bağlı kişiler öldürülecek ve her şey yoluna girecek.” Oysa tarihte benzer örnekler çok daha farklı sonuçlara yol açtı. Örneğin İran ile İsrail arasında 2025’te yaşanan yaklaşık 12 günlük savaşta yüzlerce kişi hayatını kaybetti, aralarında çocuklar da var. Bu rakamlar farklı kaynaklarda en az 40 çocuk ve yaklaşık bin kişi öldürüldü.  İşte bu yüzden insanlar zihninde “sadece hedefli saldırı olacak sonra her şey düzelecek” gibi bir illüzyon oluştu. Bazıları bunun Venezuela’daki gibi bir örnekle sonuçlanabileceğini “daha az insan ölür, kalan insanlar özgürlüğe kavuşur” diye hayal etti. Oysa İran’ın koşulları Venezuela’dan çok farklı; İran’da böyle bir şeyin başarıyla uygulanması çok zor görünüyor ve hatta Venezuela’da bile bu tür bir dönüşüm tam anlamıyla gerçekleşmedi. Venezuela’da artık petrolü İsrail’e satıyorlar, ham petrol gönderiyorlar. Peki, bu İran halkının istediği şey mi? Hayır. İnsanlar esas olarak ekonomik istikrar istiyorlar, onurlu bir yaşam sürmek istiyorlar. Ne yazık ki, Venezuela’da olanların İran’da da olma ihtimali var, ama dediğim gibi, bu insanlara istediklerini getirmeyecek.     “İnsanlar kolay çözümler arıyor, ama ne yazık ki bu çözümler onların çıkarına değil. Ben halkın gücüne inanıyorum. İnsanlar eğer birlik olurlarsa, kendi ülkelerinde durumu değiştirebilirler. Yani dış güçlere bağımlı olmalarına gerek olmadan.”   *Siz, gerçek anlamda bir istikrar ve onurlu bir çözümün nasıl oluşması gerektiğini düşünüyorsunuz? Ne söylemek istersiniz?    Kısaca söylemek gerekirse, dışarıdan bakıldığında birçok kişi İran’ı, özellikle dünyanın dört bir yanındaki aktivistler tarafından, Orta Doğu’da ABD hegemonyasına ve İsrail’e karşı direnişin bir parçası olarak tanıyor. Ama şimdi birden, Kanada veya Avrupa’da sokaklarda İsrail bayraklarıyla yürüyen İranlıları görmek birçok kişiyi şaşırttı ve durumun karmaşıklığını anlamakta zorlanıyorlar. Bu karışıklığı açıklamak için şunu kabul etmek gerekiyor; durum çok boyutlu. Bu durumu anlamak için, NATO’nun kullandığı bilişsel savaşın karmaşıklığını, neoliberal politikaların insanlara ne yaptığını ve bunun toplumdaki sınıf ayrımını derinleştirerek insanlar üzerinde yarattığı çaresizliği kavramak gerekiyor.    Bu tür baskıların altında yaşayan toplumlarda kolay bir çözüm yoktur. Durumdan çıkmanın basit ve hızlı bir yolu yoktur. Bazı kişiler ‘Neden İran bizimle müzakere etmiyor, neden diğer ülkelerle dostane ilişkiler başlatmıyor’ diye soruyor. Ama bu da kolay değil. Çünkü hatırlarsak, son kez 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran’a saldırdığında, ABD ile İran hâlâ bazı müzakereler yürütüyordu. Ve bu müzakereler devam ederken saldırılar gerçekleşti. Hâlâ müzakereler sürüyor olmasına rağmen, insanlar ‘Acaba İran’a tekrar saldıracaklar mı’ endişesi taşıyor. Durumu okumak gerçekten çok zor. Ben bir psikolog olarak şunu söylüyorum: İnsanlar kolay çözümler arıyor, ama ne yazık ki bu çözümler onların çıkarına değil. Şu anda yapmaları gereken sorunlarla başa çıkmanın alternatif yollarını bulmak ve yabancı müdahalenin olası sonuçları konusunda farkındalıklarını artırmak. Ben halkın gücüne inanıyorum. İnsanlar eğer birlik olurlarsa, kendi ülkelerinde durumu değiştirebilirler. Yani dış güçlere bağımlı olmalarına gerek yok.”