‘Adil bir toplumu ancak birlikte yaratabiliriz’ 2026-06-18 09:03:58   Nazlıcan Nujin Yıldız   İZMİR – CHP İzmir İl Başkanlığı Danışma Kurulu ve Bilim Kurulu üyesi Seniye Nazik Işık, CHP’ye yönelik yargı operasyonlarının ülkenin temel sorunlarını görünmez kıldığını belirterek, demokrasi, barış ve adalet talepleri etrafında ortak mücadelenin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.   Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin tartışıldığı bir dönemde CHP’ye yönelik müdahale ve yargı operasyonları, Türkiye’de demokratikleşme, hukuk ve toplumsal barış tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Siyasi gündemin yargı müdahaleleri etrafında şekillendiği bu süreçte, ekonomik krizden kadınlara yönelik şiddete, kayyım uygulamalarından hak ihlallerine kadar birçok toplumsal sorunun geri planda kaldığına yönelik değerlendirmeler de artıyor. Demokrasi, adalet ve barış taleplerinin ortaklaşmasının öneminin yeniden tartışıldığı bu dönemde, birlikte mücadele ve dayanışmanın toplumsal değişim açısından taşıdığı rol öne çıkıyor.   Süreci ve siyasi müdahaleleri değerlendiren CHP İzmir İl Başkanlığı Danışma Kurulu ve Bilim Kurulu üyesi Seniye Nazik Işık, sorularımızı yanıtladı.   “Sokakta yüz yüze olduğumuz bir belirsizlik, kuralsızlık ve hukuksuzluk döneminin kapısı açıldı. Türkiye son derece tehlikeli bir yere doğru gidiyor.”   *Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin tartışıldığı bir dönemde CHP'ye yönelik operasyon ve müdahaleleri nasıl değerlendiriyorsunuz?   Bu son derece kötü bir gelişme oldu. Bu sadece Cumhuriyet Halk Partisi için değil, bütün ülke için. Hatta Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kendisi için de kötü bir gelişme. Çünkü hiçbir siyasi parti, bu düzeyde hukuksuz, belirsizlik içerisinde kalan, dünyadaki demokratik gelişme çizgisinin dışına düşmüş bir yerde seçmene, “Ben sizin için iyi bir seçeneğim” deme şansına sahip olmaz. Kendileri için de iyi olmayan bir sonuç oldu. İkincisi de gündemde çok büyük bir değişiklik oldu. Örneğin ekonomik sorunlar; bugün özellikle yoksullukla baş başa kalmış olan dar gelirliler, emekliler ya da asgari ücretle çalışanlar çok ciddi geçim zorlukları yaşıyor. İşsizleri falan artık bir tarafa koydum. Onlar zaten yoksulun yoksulu olarak dipte duruyorlar. Ama iyi kötü bir geliri olan, çalışan yoksullar diyebileceğimiz asgari ücretliler de dahil olmak üzere ya da emekliler gibi kesimler de dahil olmak üzere çok geniş bir kesimin sorunları konuşulmaz oldu.   Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine çekilmeye çalışıldığı durum artık sadece ana muhalefet partisinin sorunu değil. Hepimizin sorunu haline geldi. Hatta iktidarın da sorunu haline geldi. Bu ülkenin beka sorunu böyle bir şey. Gelecek meselesi öyle bir şey. Yoksa gündemimizdeki barışı mı konuşuyoruz? Toplumsal uzlaşmayı mı konuşuyoruz? Yoksulluğu mu konuşuyoruz? Kadına yönelik şiddeti mi konuşuyoruz? Kimin nerede ne yaptığının tamamen unutulduğu bir süreçteyiz. 21 Mayıs'tan beri Ortadoğu'daki, İran'daki konulara dair kaç program gördünüz? Hepsinin kaybolduğu, karanlığa terk edildiği bir dönemdeyiz. Halkın kendi sorunlarının konuşulmadığı bir dönemin kapısı açıldı. Bu aynı zamanda hukuksuzlukların doğrudan yaşamımızda inanılmaz etkiler yarattığı bir dönem. Sadece iktidar, siyasi partiler, anayasa ve yasalar meselesi olmaktan çıktı. Sokakta yüz yüze olduğumuz bir belirsizlik, kuralsızlık ve hukuksuzluk döneminin kapısı açıldı. Türkiye son derece tehlikeli bir yere doğru gidiyor.   “Ülkenin insanları elbette bu kadar kötülüğün karşılığını bu iktidara şu ya da bu şekilde verecek diye düşünüyorum.”   *Sizce bu tür siyasi müdahaleler yalnızca hedef alınan partiyle mi sınırlı kalıyor, yoksa Türkiye'deki demokratikleşme ve barış arayışını da etkiliyor mu?   Gerçekten bizim açımızdan, demokrasiden yana olan herkes açısından çok ciddi bir kesintiyle karşı karşıyayız artık. Zaten 2017'den bu yana bu tek adam rejimiyle birlikte önemli bir girdaba girmiştik. Bugün barış süreciyle ilgili parlamentoda kurulmuş, komisyonun hazırladığı bir rapor olmasına rağmen bunun üzerine artık kimsenin ne dediği belli değil. Çünkü “Cumhuriyet Halk Partisi'nin içerisinde parti tüzüğünün maddesi o muydu? O yönetmelik eski miydi? Bilmem ne miydi?” Bu düzeyde şeyleri konuşuyoruz. Her şeyi etkiledi ve çok temel olarak daha da kötü etkileyecek.   Mesela 12’nci Yargı Paketi gündemi var, kasım ayında Antalya'da yapılacak COP31 Zirvesi var. 12’nci Yargı Paketi’ni kaç kişi konuşabiliyoruz? Nerede dinleniyor ve duyuluyor? Hangi televizyon kanalında bununla ilgili sesimiz var? Çünkü herkes atanmış genel başkan ne söylüyor diye bakıyor. Bunlar konuşulur halde. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bağırsaklarını konuşmanın alemi yok. Memleketin sorunlarını konuşmanın, bir an önce buna dönmenin ihtiyacı var. Ortalık o kadar toz dumana döndü ki haklarımızla ilgili zemin sonsuz derecede açık hale geldi. İktidarın bunu çok bilinçli yaptığını düşünüyorum. Ama bu, kendisinin de sesinin duyulmaması sonucunu verecek. Ülkenin insanları elbette bu kadar kötülüğün karşılığını bu iktidara şu ya da bu şekilde verecek diye düşünüyorum.   “Hepimiz aynı kaynaktan gelen kötülüklerle karşı karşıyayız. Onun için de yan yana gelme zorunluluğumuzun ortaya çıktığı bir dönemdeyiz.”   *Toplumun farklı kesimlerinden yükselen demokrasi, adalet ve barış taleplerinin son dönemde daha fazla yan yana gelmeye başladığını düşünüyor musunuz? Bu ortaklaşma neden önemli?   Hepimizin karşı karşıya olduğu birçok sorun var. Bu ülkede bir gelecek görmekle, bu ülkede bir gelecek kurmakla ilgili sorunlar bunlar. Bizi yan yana gelmek zorunda bırakan geçim zorluğu da var, kadına yönelik şiddet de var. Çocuğum okulda bir öğün yemek yesin talebi de var. Akran zorbalığı olmasın, uyuşturucu problemi bitsin isteği de var. Toplu iş sözleşmesi süreci ilerlemeyen, aylardır direnişte olan işçilerin sesinin duyulup duyulmaması da var. Belediyelere yapılanlar ortada. Kayyım meseleleri ortada. Tutukluluklar, belediyelerle ilgili eşitsizlikler ortada. AKP tertemiz miydi de içeride bir tane tutuklu belediye başkanı yok? Ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan başlayıp aşağıya doğru giden en az 200-300 tutuklusu var. Binlerce sayfa iddianame var. Kürt halkının yaşadığı bölgelerde belediyelere atanan kayyımlar var. Barış sürecini sürdürüyoruz diyorlar ama İki Ahmet'in ikisi de hâlâ belediye başkanlığı görevine iade edilmedi. Bütün bu sorunlar bizi şu ya da bu şekilde, kaynağı tek olan bir yerden bu sorunları yaşadığımız duygusuna ister istemez götürüyor. Biz tercih etmesek bile kaynak aynı kaynak.   Bütün bu kötülüklerin kaynağında iktidarın bizatihi kendisi var. O yüzden biz yan yana gelmek zorundayız. Eğer demokrasi istiyorsak, huzur içinde yaşamak istiyorsak, çocuğumuz okula rahat gidip gelebilsin istiyorsak, kendimiz sokakta güvende kalmak istiyorsak, bu belirsizliğin sonuçlarını yaşamaya başladık demektir. Hepimiz aynı kaynaktan gelen kötülüklerle karşı karşıyayız. Onun için de yan yana gelme zorunluluğumuzun ortaya çıktığı bir dönemdeyiz. Ancak dayanışarak bu kötülüğün durdurulmasını sağlayabiliriz. Onun için yan yana gelmekle yükümlüyüz.   “Yeni bir dünya, yeni bir Türkiye oluşturabiliriz. Bunun için tek şartımız var; birlikte olmak.”   *Böyle dönemlerde kadınların ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesi sizce nasıl bir rol oynayabilir? Sürecin ilerleyebilmesi açısından hangi sorumluluklar öne çıkıyor?   Kadın hareketinin çok önemli özelliklerinden bir tanesi de hangi sosyal grubun içerisinde olursanız olun, erkek egemen toplumda yaşamanın size getirdiği ortak sorunların olmasıdır. Bu sorunlar çerçevesinde farklılıklardan bağımsız olarak ortak bir zemininiz var. Sokakta tacizle karşı karşıyasınız, evinizde şiddetle karşı karşıyasınız. Geçim bugün bir kadın sorunu. Mutfağı çevirmek, evdeki insanları yedirip içirmek kadınların omuzlarında. Hâlâ bu toplumda erkek kazanan, kadın pişirip yediren pozisyonundaysa kadınların hayatını çok zorlaştıran bir dönemdeyiz. Onun için kadınların zaten bir araya gelme şansları yüksek. Önümüzde böyle bir imkân ve fırsat var.   Bu kötülüklerin bize açtığı bir araya gelme ve hareketi büyütme fırsatı da var. Demokrasi güçleri için de aynı şey söz konusu. Bu kadar antidemokratik uygulamanın ve hak düşmanı tutumun yan yana geldiği bir yerde, bütün haklara düşmanlık edenlere karşı bir mücadele platformu kurabilmek, yan yana gelebilmek büyük bir fırsat. Hep birlikte bu düzeni değiştirebiliriz. Yeni bir dünya, yeni bir Türkiye oluşturabiliriz. Bunun için tek şartımız var; birlikte olmak. Bu, bence kadın hareketi ve demokrasi güçleri açısından önemli bir fırsat penceresi. Her şeyden önce böl ve yönet anlayışının dışına çıkan bir fırsatı yaratmamız, bir yol açmamız gerektiğini düşünüyorum.   Kadın hareketi açısından bunun mümkün olduğunu biliyorum. Çünkü biz hareket olarak birbirimizle konuşmayı, birbirimizi duymayı ve ortaklaşmayı bu toplumdaki pek çok harekete göre daha fazla deneyimlemiş durumdayız. Böyle bir geçmişe sahibiz. Demokrasi güçleri de bunun çeşitli denemelerini zaman içerisinde yaptı. Bizim birbirimizi duymaya, birbirimizle yan yana gelmeye ve birbirimizin çaresi olduğumuzu anlamaya ihtiyacımız var açıkçası.   Bu ülkede bir gelecek yaratılacaksa, birbirimizi duyarak, eşit olabileceğimiz, hakkaniyetli ve adil bir toplumu ancak birlikte yaratabiliriz. Gönüllü birleşmenin taşlarını döşeme zamanındayız diye düşünüyorum. Elimizden geldiğince herkesle temas etmenin en doğru yol olduğunu düşünüyorum. Bunu da birlikte yapabiliriz. Birbirimize sorabiliriz. En azından birbirimizle şu ya da bu ölçüde ilişkisi olan farklılıklarla bu yolu birlikte açabiliriz diye inanıyorum.