İstanbul Barosu'ndan Sezin Uçar'ın serbest bırakılması çağrısı 2026-07-24 19:05:28   İSTANBUL - İstanbul Barosu, 100 gündür tutuklu bulunan avukat Sezin Uçar'ın mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını belirterek, bir an önce serbest bırakılmasını istedi.   İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla, mesleki faaliyetleri nedeniyle 100 gündür tutuklu bulunan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Sezin Uçar için basın açıklaması yapıldı. İstanbul Barosu binasında düzenlenen açıklamaya çok sayıda avukat katıldı. Açıklamada, Sezin Uçar'ın mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklandığı belirtilerek, bir an önce serbest bırakılması gerektiği vurgulandı.   İlk olarak söz alan İbrahim Kaboğlu, avukatlara yönelik saldırıları, gözaltıları ve tutuklamaları sürekli takip ettiklerini ve bunların nedenlerini ortaya koymaya çalıştıklarını belirtti. İbrahim Kaboğlu, "Biz İstanbul Barosu olarak saldırıların önlenmesi için yoğun çaba içerisindeyiz. Birkaç hususu belirtmek istiyorum. Yakalanma, gözaltına alınma ve konut aramalarında Anayasa'nın 21 ve 22'nci maddelerinin daha en baştan ihlal edildiğini, kişilerin özel yaşamına müdahale edildiğini görüyoruz. Sezin Uçar da Anayasa'nın 21 ve 22'nci maddelerinin ihlal edilmesiyle gözaltına alınıp tutuklandı. Sezin Uçar'ın dosyasını titizlikle izliyoruz. Yüz gün içerisinde en az üç kez tutukluluk incelemesi yapılması gerekirdi. Kararlar gerekçeli olarak verilmelidir. Bu koşullarda dosyayı inceleyen hakimin serbest bırakmama gerekçesini açıklaması gerekiyor. Gerekçe ortaya konulmadığı sürece bu keyfidir. Sezin Uçar ve diğer tutuklu bulunan meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını talep ediyoruz" dedi.   Sezin Uçar'ın mektubu okundu   Ardından İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Ezgi Şahin, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'nde tutulan Sezin Uçar'ın gönderdiği mektubu okudu.   Sezin Uçar mektubunda şu ifadelere yer verdi:   "Bugün tutsaklığımın 100'üncü günü. İzafiyet teorisinin sağlamasını yaparcasına, özgürlüğü elinden alınmış biri için uzun, toplumların mücadele tarihi bakımından kısa bir süre. Sosyalist kadın bir hukukçu olarak 20 yılını geride bıraktığım meslek hayatım, Türk yargı tarihine paralel çeşitli dönemeç noktalarına sahip.   Savunmaya yönelik saldırılar söz konusu olduğunda Bakırköy benim için bir uğrak yeri oldu. Mahkeme kürsülerinde sarf edilen sözler nedeniyle yürütülen soruşturmalar, avukatlık faaliyetlerimin yargılama konusu yapıldığı dosyalar, müdafii görevlerimden yasaklanma kararları, gözaltı ve tutuklama saldırıları, fiili OHAL ve KHK rejimlerinin resmileştirilmesi sürecinin en tipik karakteriydi.   Geride kalan yıllarda siyasal rejimin restorasyonunda yargıya biçilen özel rol bugün derinleşerek ilerliyor. Tüm bu gelişmeler içerisinde yargının yüz akı olan savunma makamını oluşturan mesleğimiz ve kurumsal yapımız olan barolar da büyük bir saldırı altında. Bu toplumsal mücadele içinde etkin bir özne oluşumuz öngörülebilir bir sonuç elbette. Ancak aynı zamanda tersine çevirmekle yükümlü olduğumuz bu saldırı konseptinde, iktidarın bu politikaları karşısında direnen, savunma olarak temsil ettiğimiz toplumsal kesimlerin bize duyduğu haklı güven ve beklentinin de bir göstergesidir.   Mesleğimiz; demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürütenlerin bu güven ve beklentilerini boşa çıkarmadığı sayısız örnekle dolu. Bu nedenle tüm baskı ve zor koşullara rağmen adalet ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyen mesleki geleneği sürdürmeyi, payıma düşen bedeli değil 100 gün, binlerce gün sürecek bir tutsaklık olsa dahi ödemeye hazırım. En kısa zamanda yine adliyede, sokakta ve özgür günlerde buluşmak dileğiyle."