5 kentte kayıpların akıbeti soruldu 2026-08-01 14:26:20   HABER MERKEZİ – Beş kentte kayıpların akıbetini soran kayıp yakınları adalet taleplerini yineleyerek, “Devlet gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşmek, kayıpları bulmak ve failleri yargılamakla yükümlü. Bu yükümlülük bir an önce yerine getirilmeli, tüm kayıpların akıbeti ortaya çıkarılmalıdır” dedi.    Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla düzenledikleri eylemlere bu hafta da devam etti.    Amed   İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemlerinin 912’nci haftasında Rezan (Bağlar) ilçesindeki Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eyleme siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı. Bu hafta Şirnex’in Cizîr ilçesinde Temmuz 1992’de katledilen Mesut Dündar’ın akıbeti soruldu.    Mesut Dündar’ın hikayesi okundu    İHD Yöneticisi Berfin Elçi Mesut Dündar’ın hikayesini okudu. Berfin Elçi, “Mesut Dündar, Cizîr ilçesinde ikamet ediyordu. Çocukken menenjit hastalığına yakalanmış ve maddi imkansızlıklar nedeniyle tedavi olmadığı için zihinsel engelli olarak yaşamanı sürdürmek zorunda kalmıştı. Mesut Dündar, Cizre ilçesinde yapılan gösterilerde sarı, kırmızı, yeşil flamaları taşıdığı için 3 kez gözaltına alınmış ve yoğun işkencelere maruz kalmıştı. 1992 yılının Temmuz ayında Cizre Emniyeti’ne bağlı polisler, ailesi ile birlikte yaşayan Mesut’un evine baskın yapmış ve aileye; ‘Mesut’u Elazığ akıl hastanesine götürmek için geldiklerini’ söyler. Polisler, Mesut ve babasını evden alarak götürür. Daha sonra Mesut’u Cizre Hastanesine yatırırlar. 6 Eylül 1992 tarihinde Mesut Dündar’ın cesedi, Hezex (İdil) ilçesine bağlı Bafê köyü Şeyh Değirmenci Su Değirmeni’nin yanında elleri arkadan bağlı, boğulmuş bir halde bulunur. Bafê köyünde olayı gören çok sayıda görgü tanığının beyanlarına göre; Mesut’u olay yerine getiren biri polis 3 silahlı sivil giyimli kişilermiş. Olay yerine gelen askerler, cesedin altında bir bubin tuzağı olabileceği gerekçesiyle cesedi bir zırhlı personel aracının arkasında sürükler” dedi.     ‘Adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz’   Ailenin, 13 Eylül 1994 tarihinde Cizre Cumhuriyet Savcılığı’na yazılı başvuruda bulunduğunu kaydeden Berfin Elçi, “Cizre Cumhuriyet Savcılığı, 12 Nisan 1996 tarihinde ailenin ifadesine başvurur. İfade başvurusunun nedeni, davanın 3 Mart 1995 tarihinde AİHM Komisyonuna başvurulmuş olmasıydı. Göstermelik bir soruşturma yapıldığı anlaşılır. AİHM, 2005 Yılında Mesut Dündar davasında ‘yaşam hakkı ihlalinden’ Türkiye’yi mahkûm eder.  Kaç yıl geçerse geçsin Mesut Dündar için ve diğer tüm kayıplarımız için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.    Açıklama oturma eyleminin ardından son buldu.    Êlih   İHD Êlih (Batman) Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 748’inci haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. Gözaltında kaybettirilen ve faili meçhul bir şekilde katledilen yurttaşların fotoğraflarının açıldığı eylemde, 9 Ağustos 1994’te Êlih’te katledilen Resul Saçan’ın akıbeti soruldu.    Açıklama metnini, İHD üyesi Ali Karadoğan okudu.   9 Ağustos 1994 tarihinde Aydınlıkevler Mahallesi’ndeki kasap dükkânını kapattıktan sonra eve gitmek üzere bisikletine bindiği sırada birkaç kişi tarafından kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Resul Saçan'ın akıbetinin sorulduğu açıklamada, ailesinin İHD’ye yaptığı başvuruya yer verildi. Ailesinin, “Resul yoldayken birkaç kişi tarafından zorla durdurularak kaçırıldı. Kaçırılmasından bir hafta önce sivil giyimli iki polis evine gelerek ne iş yaptığını ve neyle uğraştığını sordu. O da 'Kasabım' dedi. Polislerden biri 'İnsan kasabı mısın, hayvan kasabı mısın?' diye sordu. O da 'Hayvan kasabıyım' yanıtını verdi. Resul Saçan bu sorulardan bir hafta sonra kaçırıldı” dediği kaydedildi.    Açıklamada, kaybettirilen kişilerin akıbetinin araştırılması, faillerin bulunup yargılanması, ülke tarihinin karanlık sayfalarının aydınlatılması ve gerekli adımların atılması talep edildi.    Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.   Riha   İHD Riha Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” şiarıyla basın açıklaması yaptı. Novada Park AVM önünde yapılan açıklamada Mehmet Şen için adalet talep edildi.    Gözaltında zorla kaybettirilenlerin fotoğraflarının taşındığı açıklamada basın metnini İHD Riha Şubesi Eşbaşkanı Songül Arpa okudu. Songül Arpa, Mehmet Şen’in, 1945 yılında Riha’nın Bêrecûk (Birecik) ilçesine bağlı kırsal Aryan Mahallesi’nde doğduğunu, yaşamı boyunca halkının hakları için mücadele ettiğini ifade etti.    Katliam itiraf edildi   Songül Arpa, “26 Mart 1994 tarihinde Mehmet Şen'in Urfa Birecik'teki işyerine kendilerini polis olarak tanıtan sivil giyimli, silahlı, telsizli dört kişi geldi. Mehmet Şen'in kimliğine bakan bu kişiler telsizle ‘Tamam amirim, şahsı aldık’ bilgisini verdiler. Mehmet Şen üzerine silah doğrultan bu kişilerle gitmek istemeyip direnince onu zorla arabaya bindirerek götürdüler. Bunlar çok sayıda tanığın önünde gerçekleşti. Ailesinin, DEP'in ve İHD'nin tüm resmi mercilere yaptıkları başvurular sonuçsuz kaldı. Mehmet Şen'in gözaltına alındığı inkar edildi. 30 Mart 1994 tarihinde kimliğini gizleyen bir kişi Özgür Gündem gazetesi ve DEP Antep il teşkilatını arayarak, Şen'in cenazesinin Antep Devlet Hastanesi morgunda olduğu bilgisini verdi. Mehmet Şen'in ağır işkence izleri taşıyan bedeni bir çoban tarafından Antep/Karpuzkaya mevkiindeki arazide çukura atılmış bir halde tesadüfen bulunmuş ama yetkililer aileyi bilgilendirmemişti” dedi.   ‘Cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz’   Mehmet Şen’in katledilmesinin Abdulkadir Aygan’ın itiraflarında da yer aldığı bilgisine yer veren Songül Arpa, “Mehmet Şen'in öldürülmesine ilişkin dosyada iç hukukta etkili bir yargılama yürütülemedi ve failler cezalandırılmadı. Bizler, insan hakları savunucuları olarak tüm kayıpların akıbetinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını, zorla kaybedilmesinden sorumlu olanların etkin biçimde soruşturulup yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.    Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.    Colemêrg   İHD Colemêrg Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu, eylemlerinin 238'inci haftasında Gever Sanat Sokağı'nda açıklama yaptı. Eylemde, "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" pankartı açılırken, açıklama İHD Colemêrg Şubesi Eşbaşkanı Ozan Akbaş tarafından okundu.   Eylemin bu haftasında 3 Ağustos 1994'te Gever'de katledilen ve failleri yargılanmayan Abdullah Kanci için adalet talep edildi. Ozan Akbaş, “1994 yılında hayvanlarını otlatmak için köyünden çıkan Abdullah Kanci, bölgede operasyon yürüten Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerler tarafından gözaltına alındı. O günden sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Ailesi ve köylüler, günlerce, haftalarca, aylarca onun akıbetini sordu, resmi makamlara başvurdu. Ancak tüm başvurular 'Kovuşturmaya yer olmadığı' gerekçesiyle sonuçsuz bırakıldı. Abdullah Kançi’nin cansız bedeni, ağır işkence izleri, kesilmiş ayaklar ve yanıklarla bulundu. Bu vahşet, yalnızca bir insanın yaşam hakkının elinden alınması değil, aynı zamanda işkence ve kötü muamele yasağının en ağır ihlalidir. Aradan geçen 32 yıla rağmen, olayın sorumluları yargı önüne çıkarılmamış, dosya cezasızlık duvarına çarpıp durmuştur" ifadelerini kullandı.    Açıklama bir dakikalık oturma eylemi ardından son buldu.    İzmir   İHD İzmir Şubesi Kayıp Komisyonu’nun, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle iki haftada bir gerçekleştirdiği eylem, Konak Eski Sümerbank önünde devam etti. Eylemde “Kayıplar belli, failler nerede”, “Kayıplar vicdanındır, sahip çık” yazılı pankart taşınırken, basın metnini dernek adına Vetha Aydın okudu. Açıklamada, 1993’te gözaltında kaybettirilen Abdulvahap Timurtaş, 1996’da gözaltında kaybettirilen Hasan Saçaklıdır ve Hüseyin Saçaklıdır’ın akıbeti soruldu.   Dosya takipsizlikle kapatıldı   İnsan Hakları Derneği verilerine göre 1990’dan itibaren Ağustos ayında toplamda 33 kişinin kolluk güçleri tarafından gözaltına alındığını ve kaybedildiğini ifade eden Vetha Aydın, 14 Ağustos 1993’te telefon alan baba Mehmet Timurtaş’ın, oğlu Abdulvahap Timurtaş'ın Yeniköy'den Esenli köyüne giderken yolda jandarma tarafından gözaltına alındığını ve Silopi İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldüğünü öğrendiğini söyledi. Vetha Aydın, “Diğer oğlu Tevfik'in de 1991'de gözaltındayken öldürülmesinden dolayı endişelenen Mehmet Timurtaş, 15 Ekim 1993'te avukatı aracılığıyla savcılığa ve emniyet müdürlüğüne başvurdu; aynı gün savcılık ilçe jandarma komutanlığından Abdulvahap Timurtaş'ın gözaltında olup olmadığı bilgisini vermesini istedi. 20 Ekim'de Silopi İlçe Jandarma Komutanlığı Timurtaş'ın gözaltında olmadığını bildirdi.  Hukuki olarak herhangi bir ilerleme kaydedilmeyince Timurtaş ailesi 9 Şubat 1994'te olayı AİHM'ye taşıdı. 13 Temmuz 1995'te Türkiye'deki soruşturmayı yürüten Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı vererek, dosyayı Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı da 3 Haziran 1996'da delil yetersizliğinden takipsizlik kararı vererek dosyayı kapattı” dedi.   ‘Etkin soruşturma yapılmadı’   Amed Farqîn’de (Silvan) yaşayan Hasan Saçaklıdır ve Hüseyin Saçaklıdır’ın 11 Ağustos 1996’da Amed’e gitmek için yola çıktığını ifade eden Vetha Aydın, “Akşam Hasan ve Hüseyin Saçaklıdır eve dönmedi. Aradan beş gün geçtikten sonra, başlarına bir olay geldiğini düşünen Saçaklıdır ailesi, Silvan Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçeyle başvurup yakınlarının akıbetiyle ilgili bilgi almaya çalıştı. Silvan Savcılığı, Saçaklıdır ailesinin verdiği dilekçeyi dört yıl boyunca işleme koymadı.  Araçtan parmak izi ve polis noktasından kamera görüntüleri alınmış; ancak etkin bir soruşturma yapılmamıştı. Tüm yasal yolları zorlayan aile son çare olarak Başbakanlığa başvurdu. ‘Olayın araştırılması için yeterli bilgi yoktur’ denilerek başvuruları yanıtsız bırakıldı. Ailelerinin devlet yetkilileri nezdinde yaptığı tüm müracaatlar sonuçsuz kaldı ve Saçaklıdır kardeşlerden bir daha haber alınamadı” şeklinde konuştu.   ‘Devlet gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşmeli’   Devletin gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşmek, kayıpları bulmak ve failleri yargılamakla yükümlü olduğunu vurgulayan Vetha Aydın, son olarak şu ifadelere yer verdi: “Bu yükümlülük bir an önce yerine getirilmeli tüm kayıpların akıbeti ortaya çıkarılmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Abdulvahap Timurtaş, Hasan Saçaklıdır ve Hüseyin Saçaklıdır’ tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”