Tülay Hatimoğulları: Bu bir hazırlık ve eşik kongresidir 2026-09-06 11:55:57   ANKARA- Tülay Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum ekseninde yüzyıllık geleceğe 86 milyon ile yürüdüklerini ifade ederek, “Bizler kökümüzü, tarihsel birikim ve deneyimleri unutmadan; çağını anlayan ve buna göre kendini inşa eden bir yola giriyoruz. Tarihin içinden geleceğe yürüyoruz. Bu bir eşik ve hazırlık kongresidir” dedi.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 5’inci Olağan Büyük Kongresi’ni Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde bulunan Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştiriyor. Kongreye delegelerin yanı sıra partinin milletvekilleri, belediye eş başkanları katıldı. Demokratik Bölgeler Partisi'nin (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Amed Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak, Peyas Belediyesi Eş Başkanı Cengiz Dündar, Amed Kocaköy Belediye Eş Başkanı Roza Altındağ, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü Kezban Konukçu, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Eş Genel Başkanı  Mertcan Titiz, Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, Yeşil Sol Parti (YSP) Eş Sözcüsü Ahmet Asena da katıldı.    Kongre divan seçimi ile başladı. Divan adına Neslihan Şedal söz aldı. Neslihan Şedal özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenleri ve Agirî Belediye Eş Başkanı Mehmet Akkuş’u  andı. Divan konuşmalarının ardından, saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşunda “şehit namirin” sloganları atıldı. Konuşmalar sırasında ise sık sık, “Biji Serok Apo” sloganları atıldı.    ‘Üç yılda dünya yerinden oynadı’   Kongrenin açılış konuşmasında Tülay Hatimoğulları, Arapça ve Kürtçe olarak tüm halklara, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a, siyasi tutsaklara, Barış ve Cumartesi Annelerine ve kadınlara selam gönderdi. Tülay Hatimoğulları, aradan 3 yıl geçtikten sonra bu kongre gerçekleştirilirken Ortadoğu’da ve dünyada birçok gelişmenin yaşandığını belirterek, “Küresel sermayenin krizinin bedeli; açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde halklara ödetiliyor. Emperyalizm, yeniden bir düzen kurarken bütün dünyayı ve özelde Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Rusya-Ukrayna savaşı ve İsrail’in Gazze işgali devam ediyor. ABD ve İsrail’in İran’a açtıkları savaş, Körfez ülkelerine kadar yayıldı. Silahlanmaya ayrılan bütçeler hızla büyüyor ve dünya bir nükleer tehdit altında” diye belirtti.    ‘Baskı rejimleri güçlendiriliyor’   Suriye’nin hâlâ yeni düzenini aradığını dile getiren Tülay Hatimoğulları,“Suriye’de Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar hâlâ ağır tehdit altında. Rojava, şu an eksik de olsa birçok kazanımla yoluna devam ediyor. Büyük göç dalgaları yaşanıyor. Küresel iklim krizi derinleşiyor. Dijital ve teknoloji çağı hayatı hızlandırıyor. Yapay zekânın geldiği boyut, üretim biçimini belirlemesi ve üretime katılımıyla birlikte dünya adeta yepyeni bir uygarlığın haberini bekliyor. Enerji koridorları yeni çatışma alanları, nadir toprak elementleri ise yeni bir dünya savaşının çağırıcısı hâline geliyor. Sistem, bu çoklu kriz hâlini yönetebilmek için baskı rejimlerini güçlendiriyor. Dünya; erkek egemen, sağcı, ırkçı, milliyetçi ve otoriter bir dalganın etkisi altında. Türkiye, bu dünyadan ayrı bir ada değil. Böyle zamanlarda bir toplumun en büyük gücü barıştır. Dünyadaki bu gelişmeleri bizler değerlendirirken sadece emperyalizmin gelişmeleri bakımından ve onların bakış açısından değerlendirirsek eksik kalır. Bu ağır koşullara karşı halkların, toplumların mücadele dinamiklerinin büyüme olasılıklarını görmeli, değerlendirmeli ve buna göre yol almalıyız” sözlerini kullandı.    ‘Siyasetin dili değişiyor, biz de değişmek zorundayız’   Bu kongrenin aynı zamanda üç yılın muhasebesi olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Dünyadaki gelişmeler böyleyken ve dışarıdaki fay hatları derinleşirken, içeride yüz yıldır taşıdığımız Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülebilmesi için bizler bu dönemi çok sağlıklı bir şekilde değerlendirmeliyiz. Bu mesele, şu an bu koşullarda Türkiye için ertelenebilir bir mesele değil, bir zorunluluktur. Bu meseleyi tercih olmaktan çıkarıp bir zorunluluk olarak görmeli ve değerlendirmeliyiz. Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızın tarihsel sınavını hep beraber vereceğiz. Bu kongre aynı zamanda üç yılın muhasebesidir. Üç yıl kısa bir zaman gibi görünebilir. Fakat bazı dönemlerde üç yıl, yüzyıllık değişimi içine sıkıştırır. Bu 3 yılda hem dünyada hem de Türkiye’de çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ettik. Türkiye değişiyor, toplum değişiyor, kentler değişiyor. Gençlerin dünyayla kurduğu ilişki değişiyor. Siyasetin dili, haber alma biçimleri, örgütlenme yöntemleri değişiyor. Biz de değişiyoruz ve değişmeye, dönüşmeye devam etmek zorundayız. Bizlerin bu gelişmelere uygun siyasi ve örgütsel hattımızı yeniden konuşmamız, yeniden tartışmamız gerekiyor. Buna uygun bir biçimde hem siyasal hem de örgütsel hattımızın yepyeni bir evreye girmesi gerekiyor. Bu süre boyunca bazen toplumun önünde, bazen gerisinde yürüdük. Bazen halkımız bizi uyardı. Bazen bir yolu tarif etmeye çalışırken o yolun başka türlü yürünebileceğini toplumdan öğrendik” sözlerini kullandı.   ‘Yüzyıllık gelecek adına hazırız’   Devamında ise Tülay Hatimoğulları şunları ifade etti: “Bu bağlamda siyaset yaparken kendimize şu soruları soruyoruz, sormaya devam edeceğiz: İstanbul’un yoksul mahallesindeki geçinemeyen emekçinin, emeklinin, yoksulun taleplerini yeterince savunduk mu? Ağır yıkımla, tahribatla karşı karşıya kalan doğa için yeterince mücadele ettik mi? Çocuk işçiliğine karşı etkili mücadele yürüttük mü? Engelli yurttaşların engelsiz bir yaşama kavuşması için yeterince çalışma yapabildik mi? Türkiye’nin batısına Kürt meselesini yeterince anlatabildik mi? Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni, demokrasi mücadelesini siyasal ve toplumsal dinamiklerle yeterince ortaklaştırabildik mi? Değişen Kürt sosyolojisini anlamak, Diyarbakır’daki Kürt gencinin; Ankara, İzmir ve ülkenin batısında hayat kuran Kürt halkının dünyasını anlamak için ne yapabiliriz? Bizler kökümüzü, tarihsel birikim ve deneyimleri unutmadan; çağını anlayan ve buna göre kendini inşa eden bir yola giriyoruz. Tarihin içinden geleceğe yürüyoruz. Son üç yılda bu ülkenin önüne, uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir imkân çıktı: Türkiye yeniden Kürt meselesini konuşmaya başladı. Silahlar sustu. Bu gelişme sadece Kürt hareketi için değil, sisteme muhalif bütün kesimlerin demokratik zeminde mücadele olanaklarını ardına kadar açıyor. Bu süreci büyütmek, kalıcı barışı tesis etmek hepimizin insani, vicdani, siyasi ve toplumsal görevidir. Barışı kazanmak, hepimizin ortak geleceğini kazanmaktır. Biz bunu 86 milyon için, yüzyıllık gelecek adına yerine getirmeye hazırız. Kendimize güveniyoruz. Sizlere güveniyoruz. Halklarımıza güveniyoruz.   ‘Her acının kendi adı, kendi hikâyesi var’   1 Ekim 2024’te Meclis’te gerçekleşen bir tokalaşmayla görünür hâle gelen yeni arayış, aylar içinde çok daha büyük bir siyasal sürece dönüştü. 27 Şubat 2025’te Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı yaptı; silahlı mücadelenin sona ermesi ve örgütsel yapının feshedilmesi yönünde tarihsel bir sorumluluk üstlendi. Ardından PKK, fesih kararını açıkladı. 11 Temmuz’da Süleymaniye’de silahların yakılmasıyla süreç yeni bir eşiğe geçti. 5 Ağustos 2025’te Meclis’te Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı. 10 Ağustos’ta tarihî bir an olarak çerçeve yasa çıktı. Bu topraklarda Kürt meselesi farklı dönemlerde farklı isimlerle konuşuldu. Bazen inkâr edildi, reddedildi. Bazen güvenlik başlığına sıkıştırıldı. Bazen konuşmanın kendisi suç sayıldı. Bazen çözüm ihtimali belirdi, ardından kapılar hemen kapandı. 1990’ların hafızasını bu toplum hâlâ taşıyor. Boşalan köylerin, faili meçhullerin, cezaevlerinin, çatışmalarda yaşamını yitiren gençlerin, çocuklarını bekleyen ailelerin hafızası hâlâ aramızda. Birçok gencimizin hayatını kaybettiğinin açıklandığı bir süreçteyiz. Birçok yerde taziyeler kurulmuş ve kurulacak durumda. Ben buradan başta Kürt halkına, çocuğunu yitirmiş bütün ailelerimize ve bütün halklarımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında. Acılar yarıştırılmaz. Her acının kendi adı, kendi hikâyesi var.   ‘Barışı daha büyük düşünmeliyiz’   Barış, bu ortak acıların bitmesini amaçlar. Hepimiz için kritik soru şu: Hiçbir halkın onurunu çiğnetmeden barışı büyütecek miyiz? Bizler barışacağız. Bunun için daha çok çalışacak, çok daha fazla emek verecek ve barışı bu topraklara armağan edeceğiz. Barışı, silahların susmasından daha büyük düşünmeliyiz. Çünkü barış; bir çocuğun gördüğü düştür. Bir işçinin alın terinin adil karşılığıdır. Bir emeklinin rahatça geçinebilmesidir. Bir gencin umudunun karşılık bulmasıdır. Bir kadının şiddetsiz, katledilmeden, özgür ve eşit yaşamasıdır. Barış, doğanın talan edilmemesidir. Seçme ve seçilme hakkının korunmasıdır. Kayyımların ortadan kalkmasıdır. Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğüdür. Gazetecinin, yazarın, aydınların, akademisyenin, bilim insanının, sanatçının işini özgürce yapmasıdır. KHK’lının işine dönmesi ve iadeiitibarıdır. Muhalefetin üzerindeki yargı baskısının bitmesidir. Bir Kürdün anadilini özgürce konuşabilmesi, eğitim alabilmesidir. Bir Alevinin inancını özgürce yaşayabilmesidir barış.   ‘Önümüzdeki zor aşama barışın toplumsallaşmasıdır’   Biz de Türkiye’nin yeni yüzyılının, bir tarafın diğerine boyun eğdirdiği, yendiği ya da yenildiği bir denklemle kurulamayacağını düşünüyoruz. Halkların birbirinin varlığına ve hukukuna razı olduğu bir ortaklıkla ortak yaşam kurulabilir. Barış gündelik hayata değmezse, gündelik hayatı değiştirmezse eksik kalır. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te ortaya koyduğu irade tarihsel önemdedir. Silahların bırakılması ve örgütün feshi konusunda üstlendiği sorumlulukla sürecin önünü ardına kadar açtı. Şimdi bu yük, aynı ağırlık ve sorumlulukla Türkiye’nin siyaset kurumunun, devletin, Meclis’in ve hepimizin omuzlarındadır. Bundan sonraki süreçte hem çerçeve yasanın hayata geçmesi hem de çerçeve yasa sonrası beklentilerin karşılanması; siyasetin, devlet kurumunun ve parlamentonun şu an önünde duran en önemli görev ve sorumluluktur. Meclis, 10 Ağustos 2026’da Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u kabul etti. Bu kanunu önemsiyoruz. Her fırsatta ne kadar önemli olduğunu vurguladık. Ama aynı zamanda bu kanunun eksiklerini de belirttik. Hiçbir kanun kendi başına toplumsal barış yaratamaz. Kanun bir kapı açabilir. O kapıdan nasıl geçileceğini siyaset, hukuk ve toplum belirler. Şimdi önümüzde daha zor bir aşama var. O da barışı toplumsallaştırmaktır. Barış mahalleye, okula, ailelere, hanelere, Meclis’e, belediyeye, her yere girmeli. Barış, hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütuf değil. O hâlde barışı kim kuracak? Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının fotoğraflarını yıllarca ellerinden bırakmayan Cumartesi Annelerinin hafıza ısrarı kuracak. Barış Anneleri kuracak. Evladını askerlik yaparken kaybetmiş ailelerin acısı ve dirayeti kuracak. Kadın hareketinin birikimi, tecrübesi kuracak. İç barış, demokrasiyle taçlanırsa kalıcı olur.   ‘Barışın yolunu beraber yürüyelim’   Sürece kaygılı, eleştirel yaklaşan kesimlere seslenmek istiyorum. Dostane, yapıcı öneri sunan, tartışan bütün kesimlerin eleştirileri baş göz üstüne. Bizim felsefemizde eleştiri-özeleştiri can suyudur, ilerleticidir. Sizden bir isteğimiz var: Birbirimize ihtiyacımız var. Bizleri bu süreçte yalnız bırakmayın. Eleştirilerinizle, farklılıklarımızla barışın yolunu beraber yürüyelim. Silahların susması, demokrasi mücadelesini büyütmek için muazzam olanaklar açıyor. Demokrasi mücadelesinin siyasal, toplumsal bütün özneleri olarak bunu en güçlü şekilde değerlendirebilmeliyiz. En önemli görevimiz demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir düzen kurmaktır.   ‘Bu bir hazırlık, güçlenme ve güç katmaya davet kongresidir’   “Bu kongrenin anlamı tam da burada yatıyor. Bu bir hazırlık kongresidir. Bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenileyebilmek için buradayız. Değişerek yönetmeye; adaletli, eşit, özgür ve demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olamayız. Barışın dili değişirken eski dili kullanamayız. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz. Önümüzde kolay bir dönem olmadığının farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir; engebelidir, incedir, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir. Provokasyonlar olabilir. Güvensizlikler çıkabilir. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam burada başlıyor. Barışı günlük havaya göre savunmayacağız. Çünkü barış bizim için konjonktürel bir tercih değildir. Bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır.    ‘Eksikliklerimizi görerek hep birlikte gidereceğiz’   Ardından DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan söz aldı. Kürsüden öz eleştiri yapmaktan çekinmeyen bir iradenin sesi olarak konuştuğunu belirten Tuncer Bakırhan, bir siyasi hareketin gücünün geçmişiyle yüzleşmesinden geldiğini ifade etti. Kendini yenileyebilmenin de bu cesaretten doğduğunu söyleyen Tuncer Bakırhan, “Bir dönemi değerlendirirken sadece dışarıdan gelen baskıları gerekçe gösteremeyiz. Kendi eksiklerimizi görmekten, bunu söylemekten çekinmeyeceğiz. Zaman zaman toplumla aramızdaki bağı yeterince güçlü tutamadık. Kimi meselelerde sesimizi geç duyurduk. Örgütsel reflekslerimiz her zaman aynı hızla devreye giremedi. Kimi zaman haklı olduğumuz konularda bile toplumun geniş kesimlerini ikna edecek bir dil kuramadık. Kendi doğrularımızı tekrarlamakla yetindiğimiz anlar oldu. Yerel yönetimde Türkiye’de demokratik ve şeffaf belediyeciliğin adresiyiz. Bu gerçek. Ama bu alanda da hedeflediğimiz düzeyde değiliz. Bazı belediyelerimizde istediğimiz karşılığı henüz alamadık. Bunun sorumluluğu yalnızca belediyelerimizde değil, ilgili kurullarımızdadır, bizdedir, bizzat eş genel başkanlardadır. Kendi kadromuzu yetiştirme, yeni kuşakları siyasetin içine çekme konusunda daha yaratıcı adımlar atabilirdik. Bu konudaki noksanlığımızın bilincindeyiz. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni toplumun tümüne mal etme, onu gerçek anlamda toplumsallaştırma konusunda da eksik kaldığımızı buradan belirtmek istiyorum. Dün olduğu gibi bugün de eksiğini kabul eden ve görenlerde umut vardır. Bu olgunluk ve umut partimizde var. Ve bu eksikliği hep birlikte gidereceğiz. Artık sadece ‘Bu niye böyle oldu?’ demeyeceğiz. Yerine ne koyacağımızı tartışacağız. Eksiklikleri tespit edip önerilerimizi sunacağız. Şimdi direnişimizin yanına inşayı koyma vaktidir. Demokratik Cumhuriyeti inşa etmek için yola koyulma vaktidir” diye konuştu.   ‘Sykes-Picot parantezini kapatmanın zamanı geldi’   Dünyanın değiştiğini ve bu bağlamda tüm halkları kapsayacak yeni yol ve yöntemlerin bulunması gerektiğini söyleyen Tuncer Bakırhan, “50 yıllık çatışmanın ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz. Memlekete barış imkânı sunan, diyalog ve müzakerenin yolunu açan başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez teşekkür ediyorum. Bugün barış süreciyle birlikte Türkiye ile Kürtlerin çıkarlarını ortak paydada buluşturuyoruz. Ortadoğu’yu barışın ve yaşamın coğrafyası hâline getirebiliriz. Artık yüz yıllık Sykes-Picot parantezini kapatmanın zamanı geldi. Yeni bir dönemin başladığının bilincindeyiz. Toplum, siyaset ve devlet değişiyor. Dünyada siyaset başka bir kulvara giriyor. Saatin akrebi yerinden oynadı; artık zamanı ve siyaseti eski noktada tutamayız. Biz de değişeceğiz, bu değişime göre konumlanacağız, ayakta kalacağız ve yönetim iddiamızı en güçlü biçimde ortaya koyacağız. Çok açık söylüyoruz: Ne AKP öncesi Türkiye bir cennetti ne de AKP dönemi bir tür modern asr-ı saadettir. Bizim iddiamız ve çözümümüz farklı. Başka bir siyaset anlayışının mümkün olduğuna inanıyoruz” sözlerini kullandı.   ‘Yapımızı değişen dünyaya göre yeniden şekillendireceğiz’   Bu kapsamda kongrenin yeninin inşasına hazırlık olduğunu vurgulayan Tuncer Bakırhan şunları belirtti: “Bu kongre, partimizin yeni bir siyasi limana yelken açtığı kongredir. 7 Eylül sabahı, çok daha kapsamlı bir yenilenme sürecini başlatacağız. Bu yönetim, büyük kongrenin inşa hazırlığını yapacak. Program anlayışımızı, siyaset üslubumuzu, örgütlenme pratiğimizi ve kadro yapımızı değişen Türkiye ve dünya koşullarına göre yeniden şekillendireceğiz. Bu, geçmişi silmek değil; geçmişten aldığımız gücü yeni bir perspektifle buluşturmaktır. Bu kongreyi önemli kılan, önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir yönetim yapısını ortaya çıkaracak olmasıdır. Bu yeni yapı, ülkenin ve bölgenin içinden geçtiği tarihsel dönüşümü doğru okuyacak, Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ni Türkiye’nin dört bir yanına yayacak. Kürt meselesinin demokratik çözümünü Türkiye’nin genel demokratikleşme süreciyle birleştiren siyasi hattı büyüteceğiz. Bu, önümüzdeki dönemin en temel hedefi olacaktır.”