‘Süreçte sosyalist hareketin alacağı tutum çok önemli’
- 09:02 29 Nisan 2026
- Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız
İZMİR - Türkiye sosyalist hareketinin sürece dair alacağı tutumun çok önemli olduğunu ifade eden DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, “Barışı örgütlemekle ilgili yaptığımız her çalışmanın içerisinde, Kürt halkının hakları olduğunu, bu hakların sömürgeciler tarafından ellerinden alındığını ve bunun sonuçları olduğunu konuşuyor olmamız lazım” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken bu aşamada, iktidar tarafından atılması gereken adımların atılmaması gündemdeki yerini koruyor. Öte yandan Türkiye sosyalist hareketinin, sürece dahil olma ve tüm toplumsal kesimlerin bu anlamda mücadele etmesi de büyük bir önem taşıyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, iktidarın gerekli adımları atması için yapılması gerekenlere ve Türkiye sosyalist hareketinin sürece dair alması gereken tutuma dair konuştu.
Türkiye sosyalist hareketinin, Kürt sorununa karşı parçalı bir duruşu olduğunu ifade eden Burcugül Çubuk, sosyalist hareketin hem kendi parçalanmasının çok etkin oluğunu hem de Kürt sorununa ve Kürdistan’a dair yaklaşımların çok farklılaştığını söyledi. Burcugül Çubuk, “Buralarda meseleye yaklaşımda en belirleyici şey belki anti şoven duruşun kendisi. Türkiye sosyalist hareketi, aydınlanmacılıktan da kopamadığı oranda egemen ideolojiden de kopamıyor. Haliyle de devletin argümanının arkasında kalabiliyor. Bu ciddi bir mesele ve en temel sorunlardan biri bu. O yüzden belki bu angajman açısından tartışırsak burada enternasyonal bir tutumla tespitlerini yapmaya çalışan ve buradan tartışanlar üzerinden gidersek; temel mesele bugün Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin meseleyi getirdiği aşama ile kendi devrimimizin geldiği aşamanın farklılıkları. Aslında biz sosyalist hareket olarak, devrimciliğin tasfiyesine dair bir tartışmanın içerisindeyiz. Özgürlük hareketi Kürdistan'ın kurtuluşuna dair büyük bir adım atmış durumda. Şunu belirtmek isterim: Sömürge ulusların bu sorunun çözümünde çok fazla stratejisi olabilir. Bu mesele sistem içi de çözülebilir, bir devrimle de çözülebilir. Bugün görüyoruz ki Kürdistan'da, tırnak içerisinde söyleyelim, bu sistem yıkılmadan bir çözüm sürecine girilmiş durumda. Bu daha önce de oldu. Ve açıkçası PKK kurulduğundan beri söylediği sözlerle bir süreç işliyor. Yani ana dilinde konuşan, varlığı kabul edilen, coğrafyasını özgürce yaşayan, demokrasi ve özgürlük isteyen, eşitlik isteyen, adalet isteyen bir siyasi angajmanın, bugün de aynı angajmanla mücadeleyi yürüttüğünü görüyoruz ve sürecin kendisi de böyle devam ediyor” dedi.
‘Türkiye sosyalist hareketinin alacağı tutum çok önemli’
Süreç devam ederken Türkiye sosyalist hareketinin alacağı tutumun çok önemli olduğunu söyleyen Burcugül Çubuk, “Çok ciddi bir eksiklik yaşıyoruz. Türkiye cephesinde bizler işçi sınıfını, halkların barışı mücadelesinin öznesi haline getiremedik. Kendimiz ne kadar öznesiyiz? Sınıfa içkin bir sosyalist hareket realitesi olmadığı için sınıfa da sınıfın barış mücadelesine katılmasını da sağlayabilen bir pozisyonumuz yok. Buralarda ciddi handikaplarımız var. En temel sorunumuz bu aslında ve yapamadığımız da bu. Yani biz barış için büyük işçi eylemleri örgütleyemiyoruz. Savaş politikalarının, savaşın bugün cephe gerisi diyebileceğimiz buralarda ne gibi etkileri olduğunu konuşmuyoruz. Bir kısım sosyalist için de mesela bunu konuşmak konforlu alandan çıkmak olduğu için zaten oralara girmiyor. İşçi sınıfıyla da barışı konuşma meselesine gelmiyor. Savaşı konuşma meselesine girmiyor. Kürtlerle de bunu konuşmayı tercih etmiyor. Ya da bu süreci yeniden tartışmak ve anlamak üzerine de anlamaya da yönlenmiyor. Çünkü düşünsel olarak da çok konforlu bir yerde. Ezberlerimizle, dogmalarımızla yaşadığımız bir hayata dönüş oluyor. Oysa devrim bir devinimin içinden, sürekli hareketin içerisinden çıkar. Biz buralarda sıkıştığımız için de barış mücadelesinde ciddi bir sıkışma içerisindeyiz” şeklinde konuştu.
‘Sosyalist hareket, barışa güç verebileceği alanlarda çekimser’
Sosyalist hareketin, barış mücadelesine dair güç verebileceği alanlarda çekimser olduğunu kaydeden Burcugül Çubuk, “Şu eleştiriyi çok kolay yapıyoruz. ‘Kürtler bir bekleme haline girdiler. Devletten beklenti içerisindeler.’ Biz ne yaptık? O beklenti halini kıracak bir eylemlilik hattı kurduk mu? Sokaklarda barış mücadelesini örgütledik mi? Barış ve sınıf mücadelesini bir arada gördük mü? Hayır, bunları yapmadık. Türkiye sosyalist hareketi öncelikle kendi duvarlarını yıkmalı. Kürdistan meselesinde, bu coğrafyanın tamamında ciddi bir savaş politikası izleniyor. Kapitalizmin, NATO'nun saldırganlığıyla. Bunların tamamında tutarlı bir hale ihtiyacımız var. Yani Filistin meselesinde bile kafa karışıklığı var. ‘Onlar da toprağını satmasaydı’ gibi bir söyleme tekrar geri dönmüş, ulusalcılaşmış. Orada bile görünür açısından alakası olmayan bir coğrafyada bile şoven tutum alınabilmiş. Ciddi bir fikri kavgaya ihtiyacımız var. Bunun dışında da her alanda barışı örgütlemekle ilgili yaptığımız her çalışmanın içerisinde, Kürt halkının hakları olduğunu ve bu hakların sömürgeciler tarafından ellerinden alındığını ve bunun sonuçları olduğunu konuşuyor olmamız lazım” diye belirtti.
‘Komisyon raporundan başka bir şey yok elimizde’
Gereken adımların atılması için yapılması gerekenlerden bahseden Burcugül Çubuk, şu ifadelere yer verdi: “Bugün çoğunlukla siyasi mahkûmları Kürtler oluştursa da çok fazla hapishanesi olan bir ülkede Kürtlerden boşalacak herhangi bir yere anında bizlerin doldurulacağını ve temelde de sorunun demokrasi aşamasında çözülmediğinde ne Kürtlerin ne bizlerin o hapishanelerden çıkamayacağını hatırlamak gerek. Bir yanıyla özgürlük hareketinin, PKK'nin, halkın attığı adımlar var ortada. İmralı'dan gelen adımlar var. Bir diğer boyutu da devletin meseleyi konuşmayı bir terör olma halinden, terörize etme halinden yavaş yavaş çıktığını görüyoruz ama yine de sürekli olarak açıktan olmasa da kendi gazetecileriyle, kendileri için yazan, çizenlerle hiza verme, üstü örtülü mesajlar verme, çok altı boş cevaplar verme gibi bir realite ile karşı karşıyayız. Komisyon raporundan başka bir şey yok elimizde. Komisyon raporunun da aslında birçok sıkıntıyla birlikte çıktığını ve o komisyon raporu üzerinden de yasal değişiklikten başka çözüm yokmuş gibi bir yere sıkıştırıldığımızı görüyoruz. Öncelikle bazı adımlar için başta hasta mahpuslar olmak üzere siyasi tutsakların tahliyesinin önünde aslında temel engel, Kendileri birer mahkeme gibi çalışan haliyle de anayasaya ve yasalara aykırı olarak kurulmuş olan İdari Gözlem Kurulları”
‘Güvence, sadece yasa değil’
Yeni bir yasaya ihtiyaç olmadığını, yanlış uygulamalara son vermenin de yeterli olacağını vurgulayan Burcugül Çubuk, “Bunun bile hamlesini yapmamış olan, her hasta mahpus için savcıyla, hapishane idaresiyle, bakanlıkla bizi sürekli görüşmek zorunda bırakan bir hale getiriyorlar. Bu zaten böyleydi. Süreçten önce de böyle tek tek herkes için sürekli görüşmelere, soru önergelerine, eylemlere kilitlediler bizi. Buradan da çıkmak gerekiyor. Fakat hakikaten atılacak adımlardan öncelikle yasa gerektirmeyen yanlış uygulamalardan dönülmeye başlanması lazım. Bir ikinci adım olarak da güvence, sadece yasa değildir. Yani en temel adımlar atılmadan, günlük hayat rahat bırakılmadan, işçi eylemlerine, kadın eylemlerine saldırılar son bulmadan, kolluğun ve devlet görevlilerinin işlediği suçların üzeri örtülmeye devam edilirken bir güvence açığa çıkmıyor. Çünkü barış aynı zamanda bir demokrasi, eşitlik, adalet meselesi” ifadelerine yer verdi.







