Altamira Guelbenzu: Öcalan ve siyasi tutsaklar bırakılmazsa süreç başarısız olur
- 09:04 16 Mayıs 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - Umut hakkına dair konuşan IACTA üyesi Avukat Altamira Guelbenzu, “Öcalan, Kürt nüfusunun büyük bir kısmının temsilcisidir. Öcalan serbest bırakılmazsa ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasına yönelik uygun bir plan olmazsa, bu süreç başarısız olacaktır” dedi.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AKBK) kamuoyunda “umut hakkı” olarak bilinen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları kapsamında Türkiye’ye verdiği süre Haziran ayında doluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yıllardır uygulanmayan kararları nedeniyle Türkiye’ye söylemler ile kınama verilirken pratikte ise bir yaptırım uygulaması görülmedi.
Bakanlar Komitesi, Türkiye’den AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin somut adımlar ve yasal düzenlemeler konusunda adım atacağına ilişkin en geç Haziran 2026 sonuna kadar bilgi sunmasını istedi. Sürecin yalnızca bireysel başvurularla sınırlı olmadığı, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet rejiminin tamamını ilgilendiren yapısal bir insan hakları meselesi olarak ele alınıyor.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin izlediği dosya, “Gurban grubu” olarak adlandırılıyor. Bu grup içerisinde Emin Gurban, Hayati Kaytan, Civan Boltan ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında verilen AİHM kararları birlikte değerlendiriliyor. Ortak nokta ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının herhangi bir koşullu salıverilme veya cezanın yeniden gözden geçirilmesi mekanizması olmadan infaz edilmesi ile ilgili. AİHM, bu dosyalarda Türkiye’deki infaz sisteminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence ve kötü muameleyi yasaklayan 3’üncü maddesine aykırı olduğu sonucuna vardı. AİHM, bir kişinin yaşamı boyunca hiçbir şekilde tahliye ihtimali olmadan cezaevinde tutulmasının insan onuruyla çeliştiğini belirterek, Türkiye’yi bu dosyalarda mahkum etti.
Tüm tutsakları kapsayacak yasal düzenleme talebi
AİHM’e göre devletler, müebbet hapis cezası alan kişiler için belirli bir süre sonra cezanın gözden geçirilmesini sağlayan etkili bir mekanizma oluşturmak zorunda. Türkiye’de bazı suç tipleri bakımından verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında koşullu salıverme yolu tamamen kapalı bırakılmıştır. Bu durum, tutukluluğu fiilen “ölene kadar hapis” biçimine dönüştürüyor. AİHM kararlarında da özellikle bu noktaya dikkat çekiliyor. Mahkeme, ağırlaştırılmış müebbet tutuklularının cezalarının belirli bir süre sonra bağımsız ve etkili biçimde gözden geçirilmesini sağlayacak hukuki bir mekanizmanın bulunmadığını tespit etti. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ise Türkiye’den yalnızca bireysel başvurucular için değil, benzer durumda bulunan tüm tutsakları kapsayacak genel yasal düzenlemeler yapılmasını talep ediyor. Bu nedenle sorun, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin bütününü ilgilendiren yapısal bir sorun olarak değerlendiriliyor.
Komite Türkiye’den somut ilerleme istiyor
Türkiye, bu konuda 27 Haziran 2025’te Avrupa Konseyi’ne bir eylem planı sundu. Ancak söz konusu planda ağırlaştırılmış müebbet cezalarının “istisnai” olduğu ve bu hükümlülerin koşullu salıvermeden yararlanmaması gerektiği yönündeki yaklaşım büyük ölçüde korunarak hiçbir mekanizma değişikliğine gidilmedi. Bunun üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Eylül 2025’te kabul ettiği ara kararda Türkiye’nin sunduğu eylem planını yeterli bulmadı. Komite, gerekli yasal ve yapısal düzenlemelerin gecikmeksizin yapılması çağrısını yineledi ve Türkiye’den Haziran 2026 sonuna kadar somut ilerleme bilgisi istedi. Türkiye’nin haziran ayına kadar yeni bir yasal düzenleme yapmaması veya Avrupa Konseyi’ni tatmin edecek somut bir yol haritası sunmaması halinde Bakanlar Komitesi’nin denetim süreci sertleşebilir. Türkiye’deki Barış ve Demokratik Toplum Süreci de değerlendirildiğinde, Türkiye’de ceza hukuku, infaz sistemi ve insan hakları alanındaki reform başlıklarının yeniden açılmasına yol açabilecek çok önemli uluslararası dosyalardan biri.
Barcelona merkezli feminist kadın avukatlar oluşumu IACTA üyesi Avukat Altamira Guelbenzu, konuya dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Çözüm için baskı yapılmıyor’
Avrupa kurumlarının yaklaşık 10 yıldır Türkiye’den ağırlaştırılmış müebbet rejimini uygulamasını değiştirmesini talep etmesine rağmen yeterince baskı mekanizmalarının işletilmediğini söyleyen Altamira Guelbenzu, “?Ne yazık ki, gerçek bir ilgi olmadığını düşünüyoruz; bu, siyasi duruş eksikliğinden kaynaklanıyor; Avrupa ülkeleri bu taleplerle idare etmeye çalışıyor; bir yandan demokratik partiler ve dernekler de bir çözüm için baskı yapmıyor. Avrupa hükümetleri, Türkiye’yi kızdırmamak için gerçekten bu sorunla ilgiliymiş, ilgi varmış gibi davranıyor ama çok da fazla değil. Diğer yandan ise Avrupa da benzer cezalarla karşı karşıya kalmamak için bir yol arıyorlar. Örneğin, İtalya'daki 41bis ve İspanya'daki FIES rejimi gibi” sözlerini kullandı.
‘Avrupa etkili önlemler alabilirdi ama durum stratejik’
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin elindeki mekanizmaları pratikte işlemekte yetersiz kaldığını, özellikle umut hakkı ile ilgili verilen sürenin Haziran’da dolması düşünüldüğünde Altamira Guelbenzu, “ Mevcut siyasi durumu göz önünde bulundurarak ve bu konuda 10 yılı aşkın bir süredir çalıştıktan sonra, farklı tavsiyelerin ve baskı kanallarının nasıl etkili önlemlere dönüşmediğine tanık olduk. Ve buna rağmen, Avrupa etkili önlemler alabilirdi; ancak hiçbiri etkili bir şekilde uygulanmadı. Türkiye’ye yaklaşımında çifte standart durumu tamamen ekonomik ve stratejik çıkarlarla ilgilidir. Ancak Avrupa, yapması gerektiği gibi Türkiye’ye baskı uygulamakla ilgilenmiyor gibi görünüyor” diye belirtti.
Tecrit koşulları Kürtlere
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve diğer siyasi tutsakları etkileyecek olan “umut hakkı” düzenlemesinin özellikle Kürtlere karşı uygulandığını belirten Altamira Guelbenzu, “Umut hakkının her tutsak için geçerli olması gerektiğini gerçekten düşünüyoruz. Bu hakkın özellikle Kürt halkına ve Kürt siyasi tutuklulara karşı kullanıldığına ve tecrit rejimi, müebbet hapis cezaları ile H tipi cezaevlerindeki tecrit koşullarının ezici bir çoğunlukla Kürtlere karşı uygulandığına tamamen katılıyoruz. Şöyle ki Avrupa ülkeleri AİHS’nin tavsiyelerini uygulamak zorunda olsalar da bu gerçekten diğer ülkelerin kararı uygulamaları için onlara uyguladığı baskıya bağlıdır” dedi.
Barış süreci boykot ediliyor
Bakanlar Komitesi’nin denetim süreci sonunda Türkiye’ye karşı ihlal prosedürü gibi daha sert mekanizmaları hayata geçirip geçirmeyeceğine ilişkin ise Altamira Guelbenzu, “Bu izleme sürecinden sonra, Avrupa Bakanlar Komitesi’nin ihlal prosedürlerini uygulamak zorunda kalacak olsa bile bu ihlal prosedürünü kararlılıkla uygulamasını gerçekten umuyoruz. Sayın Öcalan masada olmasına rağmen sürece katılımının sınırlı ve tecridin sürüyor olması en azından kısmen, barış sürecini boykot etmenin bir yolu olarak görmemek zor. Öcalan, Kürt nüfusunun büyük bir kısmının temsilcisidir. Öcalan serbest bırakılmazsa ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasına yönelik uygun bir plan olmazsa, bu süreç başarısız olacaktır” sözlerini kullandı.









