'Umut hakkı için mücadeleye devam edilecek' 2026-06-04 09:01:22   Devrim Fındık   İSTANBUL - Avukat İlknur Alcan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Türkiye'ye tanıdığı sürenin Haziran ayında dolacağını hatırlatarak, umut hakkına ilişkin verilecek kararın yalnızca Abdullah Öcalan'ı değil, Türkiye'deki 4 binden fazla ağırlaştırılmış tutsağı  ilgilendirdiğini belirtti. İlknur Alcan, “12 yıldır bu konuda mücadele veriliyor ve bundan sonra da vermeye devam edeceğiz” dedi.   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “umut hakkını” insan onurunun ayrılmaz bir parçası olarak tanımlayan kararlarına rağmen Türkiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen mahpuslar açısından bu hakkı güvence altına alan yasal düzenlemeleri hayata geçirmedi. Başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmak üzere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen tutsakları ilgilendiren bu durum, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yıllardır süren denetimlerine rağmen çözüme kavuşturulmadı. Türkiye, 27 Haziran 2025’te Avrupa Konseyi’ne bir eylem planı sundu ancak mevcut yaklaşımın korunması nedeniyle plan yeterli bulunmadı. Eylül 2025’te alınan ara kararda ise Türkiye’den gerekli düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçirmesi istendi. “Umut hakkı”na ilişkin tartışmalar sürerken, Meclis’te bekleyen düzenlemeler ve Komite’nin Türkiye’ye tanıdığı sürenin Haziran ayında dolacak olması dikkat çekiyor.   Türkiye Barolar Birliği İstanbul Delegesi ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat İlknur Alcan ile umut hakkına ilişkin hukuki süreci, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin son kararlarını ve olası gelişmeleri konuştuk.   “Türkiye, 12 yıl boyunca umut hakkına ilişkin herhangi bir düzenleme yapmadı. 25 yılını dolduran mahpuslar için kurulması gereken değerlendirme mekanizması hâlâ oluşturulmadı.”   *Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’ye Haziran 2026 sonuna kadar süre vermesi hukuki açıdan ne anlama geliyor? Türkiye'nin bu süre içerisinde hangi adımları atması gerekiyor?   Bakanlar Komitesi kararında; Türkiye’nin AİHM kararının gereğini yerine getirmediğini ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında 25 yılı dolduran mahpuslarla ilgili bir değerlendirme mekanizması kurulmasına yönelik yasal düzenleme yapmadığını belirterek, bu durumdan dolayı “derin üzüntü duyduğunu” ifade etmiştir. Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nda bu konuya yer verilmesi, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan bu konuda yararlanılması ve umut hakkına ilişkin milletvekilleri tarafından sunulan kanun tekliflerinin gündeme alınarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Umut hakkının yanı sıra diğer önlemlerin de alınması istenmiştir. Biz bu maddelerden birini tecridin kaldırılması olarak değerlendiriyoruz. Ayrıca diğer üye devletlerin tecrübelerinden yararlanılması gerektiği de belirtilmiştir.   Bakanlar Komitesi, bu kez 1 yıllık süreyi 9 aya indirerek Türkiye’ye 2026 yılı Haziran ayı sonuna kadar süre vermiştir. Türkiye ise 12 yıl boyunca herhangi bir düzenleme gerçekleştirmedi. Ceza Kanunu'nda ve İnfaz Kanunu'nda düzenlemeler yapması gerekiyordu, ancak bugüne kadar herhangi bir düzenleme yapılmadı. 25 yılını dolduran mahpuslarla ilgili bir değerlendirme mekanizması kurması gerekiyordu. Ne yazık ki bu da yapılmadı. Bu mekanizmanın bağımsız olması ve verdiği kararların yargı denetimine tabi olması da gerekiyor.   “Öcalan 2 kararının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen Türkiye tarafından söz konusu ihlalleri ortadan kaldırmaya dönük herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.”   *AİHM’in Abdullah Öcalan, Kaytan, Gurban ve Boltan kararlarında ortak olarak vurguladığı “umut hakkı” tam olarak nedir? Avrupa insan hakları hukukunda bu hak nasıl tanımlanıyor?   Umut hakkı, ömür boyu hapis cezası alan mahpusların belirli bir süre sonra cezalarının gözden geçirilmesi ve yeniden serbest kalma şansı verilmesi hakkıdır. Bu hak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla şekillenmiş, ancak dünyadaki farklı siyasi ve tarihi süreçlere göre her ülkede farklı yorumlanmıştır. 2003 yılında Abdullah Öcalan’ın vekilleri tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM), kendisi aleyhine tesis edilen hükmün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) işkence ve diğer kötü muameleyi yasaklayan 3’üncü maddesine aykırı olduğu belirtilerek başvuru yapılmış; AİHM, 18 Mart 2014’te verdiği kararla Abdullah Öcalan’ın şartlı salıverilme hakkına sahip olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesini umut hakkı bağlamında değerlendirerek AİHS’ye aykırı bulmuştur.   Bu karar, umut hakkı özelinde Türkiye aleyhine verilmiş ilk karar olması nedeniyle de önem taşımaktadır. Aynı doğrultuda yapılan başvurular üzerine Hayati Kaytan, Emin Gurban ve Civan Boltan için de AİHM tarafından ihlal kararı verilmiş, ancak kesinleşen ilk karar olan Öcalan 2 kararının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen Türkiye tarafından söz konusu ihlalleri ortadan kaldırmaya dönük herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bunun üzerine AİHM kararlarının yerine getirilip getirilmediğini denetleyen Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ilgili “umut hakkını” doğuracak yasal düzenlemeler ve uygulama değişikliklerinin sağlanması için Türkiye’ye yönelik denetim sürecini başlatmıştır.   Bakanlar Komitesi, 15-17 Eylül 2025 tarihleri arasında yine "Gurban Grubu" olarak bilinen, Abdullah Öcalan'ın da aralarında bulunduğu 4 ismin dosyasını "umut hakkı" bakımından inceledi. Geçici kararında, Türkiye’ye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını hızlı ve etkili şekilde yerine getirmesi çağrısında bulundu.   Kararda, özellikle yaşam boyu hapis cezalarının gözden geçirilmesine ilişkin eksiklikler nedeniyle ortaya çıkan ihlalleri gidermek amacıyla yeni gözden geçirme mekanizmalarının kurulması gerektiği vurgulandı. Bakanlar Komitesi, bu konuda en büyük rolü ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis'te kurulan "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu"nun üstlendiğine işaret etti. Komite kararında, komisyonun ilgili yasa tasarılarını hazırlama ve Meclis’e sunma konusunda öncü olması yönündeki beklentisini de paylaştı.   “İhlal kararı çıkması durumunda Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi üyeliğinin askıya alınması ya da oy kullanma hakkının engellenmesi gibi siyasi ve hukuki mekanizmaları devreye sokabilir.”   *Bakanlar Komitesi’nin yıllardır yaptığı çağrılara rağmen Türkiye’nin gerekli yasal düzenlemeleri yapmaması ne tür sonuçlar doğurabilir? Avrupa Konseyi’nin elindeki yaptırım ya da denetim mekanizmaları neler?   Türkiye'ye yönelik olarak Sözleşme'nin 46/4’üncü maddesinde öngörülen ihlal prosedürünün başlatılmasına karar verilebilir. AİHS'nin 46/4’üncü maddesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen kesinleşmiş kararların ilgili devlet tarafından yerine getirilmemesi durumunda uygulanan "ihlal prosedürü"nü düzenler. Bu madde uyarınca, devletin karara uymadığı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından tespit edilirse, AİHM’ye tekrar başvurularak yasal bir ihlal davası açılabilir. Bir devlet, taraf olduğu AİHM kararlarından birini uygulamayı reddederse, Bakanlar Komitesi AİHS'nin 46/4’üncü maddesi uyarınca konuyu AİHM’ye taşır.    Sözleşme'nin 46/1’inci maddesi gereğince, üye devletler AİHM'nin taraf oldukları kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler. 46/4’üncü madde ise bu yükümlülüğün ihlal edilip edilmediğini yargısal olarak denetler. Mahkeme, ilgili devletin sözleşmeyi ve kararı ihlal edip etmediğine hükmeder. İhlal kararı çıkması durumunda Bakanlar Komitesi, devletin yükümlülüklerini yerine getirmesi için siyasi ve hukuki mekanizmaları (Avrupa Konseyi üyeliğinin askıya alınması gibi, oy kullanmasının engellenmesi gibi) devreye sokabilir.   “Komite, 12 yıl boyunca Türkiye’ye çeşitli defalarda süre vermiş; ancak Türkiye bugüne kadar bu konuda herhangi bir çalışma yapmamıştır.”   *Bakanlar Komitesi’nin son ara kararında “derin kaygı” ve “üzüntü” ifadelerini kullanması diplomatik ve hukuki açıdan nasıl okunmalı? Bu durum Türkiye açısından yeni bir sürecin habercisi olabilir mi?   AİHM kararı 2014 yılında verildi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de ilk kez 2015 yılında “ihlal” kararını gündemine alarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ilgili “umut hakkını” doğuracak yasal düzenlemeler ve uygulama değişikliklerinin sağlanması için Türkiye’ye dair denetim süreci başlatmıştı. Ancak buna rağmen Bakanlar Komitesi'nin toplantı gündemine 6 yıl boyunca alınmadı. Devamındaki süreçte Sayın Öcalan ve diğer tutsakların avukatları ile ÖHD, TOHAV, İHD ve barolar, sivil toplum örgütleri de farklı tarihlerde Bakanlar Komitesi’ne konunun “acil” gündeme alınması talebiyle başvurularda bulundu. Bu başvurular sonucunda konu ilk kez 2021 yılında gündeme alındı.   2024 yılında sivil toplum örgütlerinin Komite’ye yaptığı bildirim sonrası AİHM’in Abdullah Öcalan’a dair “ihlal” kararı yeniden Komite’nin gündemine girdi. Bu kapsamda Komite, 19 Eylül 2024’te kararını açıkladı. "Gurban Grubu/Türkiye" adıyla açıklanan kararda, Türkiye’den gerekli önlemleri geciktirmeden alması istendi. Komite, adım atılmaması halinde Eylül 2025'teki toplantıda ara karar hazırlanacağı uyarısında bulundu. Bu toplantıda alınan kararlar, “2021 tarihli toplantıda” alınan kararlarla büyük oranda benzerlik göstermektedir. Görüleceği üzere Komite, 12 yıl boyunca Türkiye'ye çeşitli defalarda süre vermiş; ancak Türkiye bugüne kadar bu konuda herhangi bir çalışma yapmamıştır. Sayın Öcalan bu konuda avukatlarına, komiteyi kastederek, "ciddi ve samimiyseler çözüm için rol oynayabilirler, değilseler oyalama yöntemini tercih edeceklerdir." demiştir. Haziran ayında Komite’nin bu konuda samimi olup olmadığını da anlayacağız.   “Komitenin vereceği karar sadece Sayın Öcalan ve Gurban Grubu’nu ilgilendirmiyor. Türkiye'de 4 binden fazla ağırlaştırılmış mahpus bulunuyor.”   *Eğer Türkiye Haziran ayına kadar somut bir reform gerçekleştirmezse, hem Abdullah Öcalan dosyası hem de benzer durumda bulunan ağırlaştırılmış müebbet tutsaklar açısından nasıl bir tablo ortaya çıkabilir?   Komitenin vereceği karar sadece Sayın Öcalan ve Gurban Grubu’nu ilgilendirmiyor. Türkiye'de 4 binden fazla ağırlaştırılmış mahpus bulunuyor. Bu karar, tüm ağırlaştırılmış mahpusları ilgilendiriyor. Bugüne kadar umut hakkı ile ilgili düzenlemelerin yapılması için sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütleri çeşitli başvurular, eylemler ve yürüyüşler gerçekleştirdi. Halkımız da yürüyüşler ve gösteriler düzenledi. Eğer Haziran ayında olumlu bir karar çıkmazsa, yine bu konuda başvurular yapılacak ve mücadeleye devam edilecektir. 12 yıldır bu konuda mücadele veriliyor ve bundan sonra da vermeye devam edeceğiz.