10 Ekim Katliamı davası: 11 yıldır beklenen failler nerede? 2026-09-19 09:03:22   ANKARA - Irak’tan Türkiye’ye getirilen 184 DAİŞ’li arasında 10 Ekim Katliamı davasının firari faili Savaş Yıldız’ın da bulunduğuna ilişkin bilgiler basına yansırken, avukat İlke Işık, Savaş Yıldız’ın getirilip getirilmediğine dair dosya avukatlarına henüz resmi bir bilgi verilmediğini belirtti.   10 Ekim 2015’te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Ankara Garı önünde bir araya gelenlere yönelik DAİŞ saldırısında 103 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Katliamın ardından başlayan yargılama yıllar içinde farklı aşamalardan geçerken, yakalanamayan 16 fail yönünden dosya ayrıldı. Katliamın 11’inci yılı yaklaşırken firari failler dosyasında yeni gelişmeler yaşandı.   Firari faillerden Ömer Deniz Dündar, Mayıs ayında Suriye’den Türkiye’ye getirildi. Dündar, 30 Haziran’da Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıktı. Dosyada dikkatleri yeniden firari faillere çeviren bir diğer gelişme ise Irak’ta tutulan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 184 DAİŞ’linin Ankara’ya getirilmesi oldu. Basına yansıyan listede, 10 Ekim davası ile HDP binalarına yönelik saldırıların firari faillerinden Savaş Yıldız’ın da adı yer aldı. Ancak Yıldız hakkında hangi işlemin yapıldığı ve 25 Eylül’deki duruşmaya çıkarılıp çıkarılmayacağı henüz açıklığa kavuşmadı. 10 Ekim Barış Derneği de Yıldız’ın 25 Eylül’de mahkeme önüne çıkarılması çağrısında bulundu.   Gar Katliamı avukatlarından İlke Işık, davanın son seyrine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   ‘11 yıldır bulunmayan, getirilmeyen sanıklar’   Katliamın 11’inci yılına gireceklerini belirten İlke Işık, bu süre içerisinde çeşitli yargı süreçlerinden geçildiğini ve yargılamanın şu anda firari failler yönünden sürdüğünü kaydetti. İlke Işık, “Firari sanıkların getirilmesine ilişkin uzun zamandır taleplerimiz vardı. Çünkü bu dosyanın önemli taraflarından birisi, bu katliamın nasıl gerçekleştiği, kimlerin hangi fiilleriyle nasıl sorumlu olduğu ve onların da yargılanması için yürütülen mücadeleydi. O kısma ilişkin çabalarımız sürüyor. Yargının da tüm sorumlulara gitmeme konusunda duvar olma ve bunu engelleme çabası devam ediyor. Yargı bize yıllardır diyor ki: ‘Bu katliama ilişkin sadece IŞİD’lilerin sorumluluklarını kabul ediyorum. Bir grup IŞİD’liyi buldum, bir kısmını bulamadım.’ Şimdi, gelmesi ve getirilmesi söz konusu olanlar, 11 yıldır bulunmayanlar, getirilmeyenler, sanık olarak yargılanmamış olanlar yaptı bu katliamı, diyor. Ama bu katliamın göz göre göre gelmiş olmasını yıllardır anlatıyoruz. Miting için alınması gereken önlemleri almayanlar, istihbaratları değerlendirmeyenler, Gaziantep’i, Adıyaman’ı, Kilis’i, sınırları IŞİD’in üssü haline getirenlerin sorumluluğuyla uğraşıyoruz. Gerçek bir adalet ancak böyle sağlanacak” diye konuştu.   Ömer Deniz Dündar’ın sorgusu sürecek   Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün sorumluluğu açısından, İdare Mahkemesi’nin çabasıyla kayıp klasörlerde bulunan Yakup Şahin’in tespit edilip yakalanmamış olmasına ilişkin süreci hatırlatan İlke Işık, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu konuda hâlâ direndiğini söyledi. İlke Işık, “Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün o dönemki sorumluları ile ilgili bir işlem yapmam, diyor. Yeniden soruşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verdi. Ona ilişkin sulh cezaya itiraz ettik ve henüz itiraz sonuçlanmadı. Kamu görevlileriyle ilgili süreç böyle devam ediyor. Bir diğer önemli konu da firari sanıklar. Firari sanıklarla ilgili biz en başından beri ‘Neden bunlar getirilmiyor, bunlar neredeler?’ sorusunu çokça sorduk. Süreç içerisinde onlarla ilgili yazışmalar devam ettikçe, sanıkların bir kısmının Suriye’de, Irak’ta çeşitli kamplarda olduğuna ilişkin bilgiler de gelmişti. Buna ilişkin çok uzun süre adım atılmadı. Ama bir süredir sanıkların geldiği ve gelmesine ilişkin gelişmeler var. Suriye’deki süreç ya da başka şeyler etkiledi. Ömer Deniz Dündar’ın geçen duruşmaya gelmesiyle başlayan bir süreç yaşadık. 10 yıldan sonra ilk kez Ömer Deniz Dündar sanık kürsüsüne çıktı. Kendisi büyük bir profesyonellikle hiçbir yeni bilgi söylemedi. Kendisi çok önemli bir IŞİD yöneticisi ama dosyada sadece örgüt üyesi olarak görünüyor. Sorgu tamamlanmadı çünkü geçici heyetin geçici başkanı, büyük bir tahammülsüzlükle o duruşmayı sürdürmedi. Müvekkillerimize müdahale etti ve duruşma ertelendi. Bizim daha yaptırmak istediğimiz teşhisler ve devam etmesi gereken sorgular var. Nitekim 25 Eylül’deki duruşmada Ömer Deniz Dündar’la ilgili o süreci sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.   ‘Savaş Yıldız’a ilişkin ulaşan net bilgi yok’   HDP binaları ve birçok saldırının faili olan Savaş Yıldız’ın Türkiye’ye getirildiğine ilişkin bilgileri dosya avukatları olarak basından öğrendiklerini belirten İlke Işık, şunları söyledi: “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 180’in üzerinde IŞİD’linin Türkiye’ye getirildiğine ilişkin haberi okuduk. Haber diyorum çünkü dosyaya hâlâ Savaş Yıldız’a ilişkin gelmiş bir şey yok. Savaş Yıldız’ın yakalandığına ilişkin bugün itibarıyla söyleyebilirim ki bir bilgi yok; ifadesi alınacak, geldi, yakalandı gibi hiçbir şey yok. Biz de sadece basından aldığımız bilgiyi biliyoruz. Mahkemeden bu bilgiyi talep ettik. Bu hafta sonu dilekçe yazıp ‘Savaş Yıldız getirildi mi, bununla ilgili Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlıklarıyla yazışmalar yapılsın ve 25 Eylül’de bizim duruşmamıza yetişsin’ diyeceğiz. Biz 11 yıldır bekliyoruz bu isimleri ve bir an önce ifade süreçlerinin başlamasını elbette ki istiyoruz. Henüz bu talebimize ilişkin net bir şey gelmedi.”   Getirilen diğer kişilerin isimlerinin de açıklanmadığını kaydeden İlke Işık, “Buna ilişkin de mahkemeden ilgili bakanlıklara yazı yazmasını istedik. Bu 184 kişi kim? Bizim dosyamızın firari başka sanıkları var mı bu liste içerisinde? Bunu da bilir durumda değiliz. Nitekim aynı haberde, kimliklerini gizleyenler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi gözükmemeye çalışanlar olduğunu, başka diller konuşarak kendilerini gizlemeye çalışan kişiler olduğu bilgisi de vardı. Bu durum tabii, bir kez daha bu isimlerin bizim açımızdan araştırılmasını zorunlu kılıyor. Çünkü bizim dosyamızda İlhami Balı mesela çok önemli bir isim. Pek çok katliamın sorumlusu. Kamplarda olduğuna ilişkin bilgi gelmişti. Mesela bu listede var mı, bunu hâlâ bilmiyoruz. Mahkemeye bu konuda araştırma yapması için talepte bulunduk. Henüz o talebimize ilişkin yanıt gelmiş değil” dedi.   ‘Süreç şeffaf yürümüyor’   Firari faillerin ve DAİŞ’lilerin Türkiye’ye getirilmesi konusunda şeffaf bir süreç yürütülmediğini söyleyen İlke Işık, “Bugün yeni bir bilgi girdiyse dosyaya, bilemiyorum ama hâlâ bu kişinin sanık olarak yargılandığı mahkemeye bile verilmiş bir bilgi yok. Şeffaf yürümüyor. Bir açıklama yapılmıyor. O yüzden bu süreçler nasıl yürüyor, daha kimler var, gerçekten bu kişilerin araştırılmasına ilişkin bir çaba sürdürülüyor mu? Bunlar bizim için soru işareti. Çünkü öncesinde çok net taleplerimiz olmasına rağmen mahkeme, bu konuda hiçbir adım atmamakta çok ısrar etmişti. Suriye ile iade konusundaki işlemleri mesela henüz net olarak bile başlatmamış. Bir sürü firari sanığı olan ve o sanıkların nerede olduğuna ilişkin de bilgiler olmasına rağmen bir süreç yürütmemişti. Mesela dosyaya bununla ilgili bilgi verilmemiş olması, süreçle ilgili soru işaretlerini sürdürüyor” diye belirtti.   ‘Dosyanın her aşaması bağlantılı’   Firari sanıklarla ilgili dosyanın her aşamasının birbiriyle bağlantılı olduğuna işaret eden İlke Işık, “Dosya o kadar özensiz hazırlanmıştı ki bunu hep anlattık. Ülkenin en büyük kitle katliamının dosyasında iddianame o kadar özensiz, incelemeden yoksun hazırlanmıştı ki bu firari sanıkların büyük bir kısmı üye olarak görünüyor dosyada. Sadece IŞİD üyesi olarak görünüyor. Oysa yönetici olduklarını, ilk gizlilik kararı ve kısıtlama kalkıp dosyaya biraz baktığımızda çok rahat görebilmiştik. İlhami Balı gibi birkaç ismi ayırıp onun dışındakileri; Ahmet Güneş, Öztürk Yılmaz, Ömer Deniz Dündar, Savaş Yıldız gibi isimleri yönetici olarak bile koymamış bir dosya” ifadelerini kullandı.   ‘Bütün sürecin kilit isimleri’   “Bu kişiler, 2015 Türkiye’sinde IŞİD örgütlenmesini büyük bir rahatlıkla sürdürmüş kişiler” diyen İlke Işık, bu isimler üzerinden açığa çıkarılacak çok sayıda bilgi ve bağlantı bulunduğuna dikkat çekti. İlke Işık, “Mesela Ömer Deniz Dündar’ı anlatırken Adıyaman grubundan bahsetmek gerekiyor. Savaş Yıldız çok şaibeli bir isim. Hakkında çok az bilgimiz var. Ama Adana ve Mersin’deki HDP binalarını bombalama girişiminde bulunan kişi ve bu süreci başlatan dalgalardan birisi. Tekrar hatırlayalım 2015 Türkiye’sini. Bombalama eylemi, arkasından Haziran HDP mitingi, arkasından hükümet kurulamıyor, çözüm masası devriliyor, Suruç ve Ankara katliamı diye devam eden bir silsile… Hepsi bu tabloda, bütün bu sürecin çok kilit isimleri. Bizim onlardan öğrenmek istediğimiz, ‘Sen ne yaptın, isim ver’ gibi bir şey değil. Bu dönemde IŞİD nasıl bu kadar çok katliam örgütleyebildi? Antep’te, Adıyaman’da ve diğer yerlere nasıl bu kadar rahat girip çıkabildiler? Sınırlar, her dakika girip çıkabildikleri, canlı bombacıların ve mühimmatların taşınabildiği bir şeye nasıl dönüşmüştü? Bütün bunların toplamı, dosyadaki sorumluluklara dair de onlardan almak istediğimiz şeylere işaret ediyor. O yüzden çok önemli firari sanıkların gelmesi, getirilmesi, onların ifadelerinin alınması” dedi.   Yargılamanın yeni bir heyetle devam edeceğini belirten İlke Işık, “Şimdi hepsi ‘Pişmanım’ diyor ama hiç yeni bir bilgi vermiyor. Böyle bırakacak mıyız? Biz bu konuda çalışıp avukatlar olarak elimizden geldiğince sorgu yapmaya çalışıyoruz. Heyetler değişiyor, gelen heyet bilmiyor. Şimdi Eylül’deki duruşmaya yeni heyetle çıkacağız. Doğal olarak yüzlerce klasörden oluşan bu dosyaya dair bilgi sahibi olmayan bir heyet çıkacak. Toplam yargının sorunlarıyla birlikte de biz bu yargılamayı sürdürüyoruz” sözlerini kullandı.   ‘Gerçek bir adalet tartışması ortada yok’   25 Eylül’de yapılacak duruşma öncesi ailelerin adalet beklentisine işaret eden İlke Işık, adaletin uygulanmasında çifte standart olduğunu kaydederek şunları dile getirdi: “Bu dosya, başlı başına bir adalet mücadelesi, müvekkillerimizin yürüttüğü adalet mücadelesi açısından önemli. Adalet Bakanı bir yandan büyük bir açılımla geldi. Çok tartışıldı. Memlekette bu kadar çok acıya neden olan dosyaların bir şekilde kapatılmış olduğunu gördük. Şimdi Gülistan Doku dosyasından kamu görevlisi fışkırıyor, değil mi? Kaç gözaltı oldu, artık takip edemiyoruz. Bir kentte bir valinin her açıdan içinde olduğu bir kadın cinayetinden bahsediyoruz. Ama kadınların öldürülmesine neden olan politikalar konuşulmuyor ve birkaç önemli dosya öne çıkarılarak, bir bakıma da çok tartışılan Adalet Bakanı kendi imajına ilişkin çalışma yürüttü. Ama 10 Ekim dosyası ve memleketteki pek çok dosya gibi konulardan hiç söz etmeyen, bu konuları hiç tartışmayan, bu konulara ilişkin hiçbir şey söylemeyen bir bakanlık var karşımızda. Buradan da kamuoyunda dikkat çekecek ama çözülmesi artık ‘sorun yaratmayacak’ kişilere, dosyalara dokunuluyor. Örneğin, artık merkeze çekilmiş bir valinin suçlu olduğu bir dosyaya bakmakta bir sorun görmüyor. Ama Ankara’nın orta yerinde 103 insanın öldürüldüğü, yüzlerce insanın yaralandığı, bu katliama ilişkin büyük acılar yaşamış insanların adalet diye takip ettiği bir dosyaya ilişkin ‘Ya, neden insanlığa karşı suç olmadı?’ diye bir soru sorulmuyor.”   İlke Işık son olarak şöyle konuştu: “O yüzden de gerçek bir adalet tartışması olmadığını buradan da görebiliyoruz. Bazı dosyalar seçiliyor, bazıları seçilmiyor. Zaten tersinden şuna bakarsak, bu dosyalarda neden bu sorunların yaşandığı da temel bir sorun. Neden adalet, kişiye bakmadan tıkır tıkır işlemiyor bu memlekette? Elbette ki aksilikler olur ama içinde kamu görevlilerinin olduğu dosyalarda neler yaşandığını görmüş olduk. 10 Ekim Ankara Katliamı dosyası da içinde çokça kamu görevlisinin olması gereken bir dosya ama hâlâ kapatılıyor. Bu bakanlıktaki çifte standardı görebiliyoruz.”