Toplumsal çürümenin araçları: Fuhuş ve uyuşturucu
- 09:07 16 Ağustos 2026
- Kadının Kaleminden
“Uyuşturucu ve fuhuş kuşatmasına karşı mücadele, bir halkın, bir coğrafyanın ve en çok da kadının varoluşunu, onurunu ve politik geleceğini koruma mücadelesidir.”
Büşra Turan
Toplumları felç etmenin, bir halkın tarihsel hafızasını karartmanın ve toplumsal dinamizmi emmenin en kestirme yolu; kentsel ve toplumsal yaşamın kılcal damarlarına uyuşturucuyu ve fuhşun karanlık ağlarını zerk etmektir. Bugün uyuşturucu ve fuhuş; münferit "asayiş" haberleri ya da bireysel "ahlak" meseleleri değildir. Bu tablo, derinleşen ekonomik kriz, sistemik güvencesizlik ve doğrudan egemen devlet aklının ürettiği politikalarla beslenen devasa bir toplumsal çürüme ve topyekün mülksüzleştirme projesidir. Bu projenin en kırılgan, en çok hedef alınan ve bedeni üzerinden bir coğrafya biat ettirilmek istenen ana öznesi ise kadınlardır.
Kürdistan’da özel savaş politikası: Bilinçli ve organize bir toplum mühendisliği
Bu tablo Kürdistan coğrafyasına taşındığında, durum sıradan bir çeteleşmenin veya ekonomik yoksullaşmanın çok ötesine geçerek açık bir özel savaş politikasına dönüşmektedir. Bölgede onlarca yıldır uygulanan güvenlikçi konsept; politik bilinci yüksek gençliği pasifize etmek, toplumsal muhalefetin dinamizmini kırmak ve kadınların öncülük ettiği özgürleşme yürüyüşünü içeriden çürütmek için uyuşturucu ve fuhşu bir kitle imha silahı gibi kullanmaktadır.
Politik bir eylemde, en ufak bir hak arayışında sokakları, mahalleleri ve meydanları kuşatan, her köşe başına kameralar ve zırhlı araçlar yerleştiren devlet aklı; iş uyuşturucu baronlarına, fuhuş çetelerine ve insan tacirlerine geldiğinde derin bir "görmezden gelme" ve cezasızlık politikasına bürünmektedir. Mahalle aralarında maddelerin bu kadar rahat dolaşabilmesi, çetelerin ellerini kollarını sallayarak örgütlenebilmesi tesadüf değildir. Amaç son derece nettir: Gençliği uyuşturarak politik alandan çekmek, kadının toplumsal özne olma iddiasını kırmak ve örgütlü toplum yapısını ahlaki/kültürel bir çöküşle içeriden felç etmektir.
Mekânsal mülksüzleştirme ve geleceksizlik kıskacı
Bu özel savaş konsepti, bölgedeki ekonomik yıkım ve mekânsal dönüşüm politikalarıyla doğrudan dirsek teması halindedir. Sistemin bilerek yatırım götürmediği, altyapısız bıraktığı ve birer çöküntü alanına dönüştürdüğü mahalleler, uyuşturucu çeteleri için korunaklı birer operasyon sahası haline getirilmektedir. Bölgede tavan yapan genç işsizliği, eğitim sistemindeki anadil yasağı ve sosyal güvencesizlik; genç kadınları bu karanlık çarkların önüne savunmasız bir şekilde fırlatmaktadır. Fuhuş, iddia edildiği gibi asla bir "tercih" ya da "özgür seçim" değildir; sistemik yoksulluk, hane içi şiddet ve geleceksizlikle kurgulanmış organize bir zorlamadır. Sistem, genç kadına insanca yaşayabileceği bir gelecek sunmazken; onu çetelerin, baronların ve bürokratik uzantıların elinde kolay bir yem haline getirmektedir.
Cezasızlık zırhı ve devlet-çete suç ortaklığı
Sistemin bu mekanizmadaki rolü sadece "göz yummak" ile sınırlı kalmamakta; zaman zaman üniformalı gücün ve bürokrasinin bizzat bu ağların koruyucu zırhı haline geldiği sahadaki somut olaylarla deşifre olmaktadır. Cezasızlık zırhıyla donatılmış yapılar, bölgedeki genç kadınları ve kız çocuklarını tehdit, şantaj ve uyuşturucu bağımlılığı cenderesine hapsetmektedir.
Failin korunduğu, mağdurun suçlandığı ve yargı mekanizmasının bu suça çanak tuttuğu bu yapısal düzen, kadının bedenine el koyarak aslında bir halkın onurunu hedef almaktadır. Fuhuş ve uyuşturucu, Kürdistan’da sadece bir rant kapısı değil; toplumsal direnci kırmak için devreye sokulmuş idari, askeri ve politik bir müdahale aygıtıdır.
Dijital ağlar ve sinsi irade kırımı
Günümüzde bu özel savaş konsepti, sadece sokaklarda değil, dijital mecralarda da dehşet verici bir hızla yürütülmektedir. Sosyal medya platformları, mesajlaşma uygulamaları ve sahte iş ilanları; çetelerin ve sistem içi odakların genç kadınlara ulaşmak için kullandığı dijital birer oltaya dönüştürülmüştür. Geleceksizlikten, ekonomik krizden ve baskıdan bunalan genç kadınlar; "modellik", "kısa yoldan para kazanma" veya "lüks yaşam" vaatleriyle bu ağların içine çekilmektedir.
Şantaj, gizli çekimler ve dijital mobbing vasıtasıyla kapana kıstırılan kadınlar, önce uyuşturucuya bağımlı hale getirilmekte, ardından iradesi kırılarak fuhuş çetelerine servis edilmektedir. Teknoloji, egemen aklın elinde kadını evinin odasından alıp bataklığa çeken sinsi bir özel savaş aracına dönüştürülmektedir.
İkiyüzlü ahlakçılık ve toplumsal sessizlik duvarı
Bu kıskacın bir diğer ayağı ise toplumun bu karanlıkla yüzleşmek yerine "namus" ve "ayıp" diyerek kafasını kuma gömmesidir. Asıl suçlu olan özel savaş aygıtlarını, rant odaklarını, çeteleri ve fuhuş baronlarını ifşa etmek yerine; mağdur edilen kadını suçlayan o feodal ve ikiyüzlü ahlakçılık, sistemin en büyük suç ortağı haline gelir. Kadın, çetelerin ve devlet destekli mekanizmaların şiddeti ile toplumun stigmatize eden, dışlayan soğuk duvarı arasında iki kat kapana kısılmaktadır.
Özel savaşa karşı örgütlü öz savunma
Uyuşturucu ve fuhuş kuşatmasına karşı mücadele, sıradan bir asayiş ya da polisiyelik vaka mücadelesi değildir; bir halkın, bir coğrafyanın ve en çok da kadının varoluşunu, onurunu ve politik geleceğini koruma mücadelesidir.
Mahallelerde çetelere, insan tacirlerine ve bu kirli politikayı yürüten güçlere karşı kadınların öncülüğünde kurulacak özsavunma ağları, politik farkındalık mekanizmaları ve toplumsal dayanışma merkezleri hayati birer kalendir. Kadının bedeni üzerindeki bu kirli pazar dağıtılmadan, uyuşturucu ve fuhuş politikaları mahallelerden kazınmadan özgür bir geleceğin inşası mümkün değildir. Özel savaşın karanlığına teslim olmayacak tek şey; yine kadının kendi bedenine, kimliğine ve toprağına sahip çıkan örgütlü iradesidir.







