Irkçılık ve erkek şiddetinden dengbêjliğe uzanan direniş 2026-03-20 09:05:04   Evin Çiftçi   RIHA - 15 yaşında evlendirilen, Kürtçe konuştuğu için şiddete uğrayan Dengbêj Hediye Kalkan, yaşadıklarını stranlara taşıyarak direndi; Barış ve Demokratik Toplum sürecinde sanatçıların öncü rol oynaması çağrısında bulundu.   Türkiye ve Kürdistan kentlerinde uzun yıllar boyunca hüküm süren feodal yapının kadınlara dayattığı toplumsal roller, erken yaşta ve güvencesiz evlilikler kadınların yaşamında derin izler bırakıyor. Kürt kimliğine dönük inkar ve asimilasyon politikaları ise kadınların yaşamını daha da ağırlaştırıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği paradigma, başta kadınlar olmak üzere ezilen halkların bu sistemsel baskılara karşı direnç geliştirmesini ve örgütlü mücadele yürütmesini sağladı. “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesiyle somutlaşan bu çizgi, ev içine hapsedilen kadının siyasetten savunmaya, sanattan ekonomiye kadar yaşamın her alanında özne haline gelmesinin yolunu açtı.   Irkçı saldırılara ve erkek şiddetine uğrayan kadınlardan biri de Dengbêj Hediye Kalkan. Çocuk yaşta imam nikâhlı evlendirilen, yıllarca hem ekonomik hem de psikolojik zorluklarla karşı karşıya bırakılan Hediye Kalkan, yaşadıklarını bugün seslendirdiği dengbêjlerle anlatıyor. Bir çocuk annesi olan Hediye Kalkan, uğradığı şiddete rağmen boyun eğmeyerek yaşamını yeniden kurdu. Ailesinin Wêranşar’a taşınmasıyla birlikte yeniden kendi toplumsal zeminine kavuşan Hediye Kalkan, sonrasında kültür ve sanat çalışmalarına katılarak sesini büyüttü.   ’15 yaşındayken evlendim’   Hediye Kalkan, uğradığı ırkçı saldırılara ve şiddete değinerek, “Ben Karacadağlıyım. 12 kardeşiz; hayatımız sürekli tarlalarda çalışarak geçti. Henüz çocuk yaştayken evlendim. Liseyi bitirmeme daha iki yıl vardı. Tarlada çalıştığımız dönemde eski eşimin ailesi beni orada tanımış, sürekli ‘Seni oğlumuza isteyeceğiz’ diyorlardı. Memlekete döndüğümüzde gerçekten hiçbir imkanımız yoktu. Ben de henüz 15 yaşındayken bu kararı verdim. Aslında o an ‘evet’ derken bir evliliğe değil, bir kurtuluşa ‘evet’ dediğimi sanıyordum; ancak çok yanlış bir karardı. Eğer ailem örgütü tanımış olsaydı, beni o aileye vermezdi. O süreçte sağlıklı düşünemiyordum; bugün bile hâlâ kendime bu kararın özeleştirisini veriyorum. Evlendiğim kişi madde bağımlısıydı. Eski eşimin ailesi, Yozgat’ta kimsemiz olmadığı için kendilerine mahkûm olacağımı düşünerek çocuklarıyla evlenmemi çok istiyordu. Oraya gidince pişmanlığım başladı” dedi.   Yaşadığı ırkçılık   Evlendiği erkeğin kendisine yönelik ırkçılığını anlatan Hediye Kalkan, şunları söyledi: “Telefonda annemle veya ninemle Kürtçe konuştuğumda şiddet görüyordum; anadilim yasaklanıyordu. O noktadan sonra bir arayış içerisine girdim. Anadilimin yasaklandığı, Kürt milletine düşman gözüyle bakılan bir yerde benim ne işim vardı? Sesimi çıkardığımda kayınpederim bana, ‘Sen buraya gelinliğinle geldin, ancak kefeninle çıkarsın’ diyordu. Ailemin yanıma gelmesine de izin vermiyorlardı. Annem vefat ettikten ancak sekiz ay sonra ailemin yanına gidebildim. Ailem de bu zorlu süreçte maalesef arkamda durmadı, bana destek çıkmadı.”   ‘Yaşadıklarım beni dengbêj yaptı’   Uğradığı şiddete karşı asla boyun eğmediğini söyleyen Hediye Kalkan, kadın sorununun bir zincir gibi birbirine bağlı olduğunu ifade etti. Hediye Kalkan, “Çok şiddete maruz kaldım. Ancak hiçbir zaman boyun eğmedim. Bir ‘evet’ deyişim 18 yılıma mal oldu. Yaşadığım şeyler beni daha da güçlendirdi. Feodal bir toplumun içindeydim, ailem de bu topluma bağlıydı. Memleketime büyük acılarla geri döndüm. Annem de ailesinden çok büyük zulümler gördü. Kadın sorunu bir zincir gibi birbirine bağlı. Annem, uğradığı şiddete karşı bir yerde oturup dengbêj söyleyip ağlıyordu. Ben de küçüktüm; bir şeyler söylediğini duyuyordum ama anlamıyordum. Ama şimdi annemi daha iyi anlıyorum. Yaşananlar beni dengbêj yaptı. Bugüne kadar mücadele eden kadınlara çok borçluyuz” diye ekledi.   ‘Kadın özgür olmazsa toplum da özgür olamaz’   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Kadın özgür olmazsa toplum da özgür olamaz” sözünü hatırlatan Hediye Kalkan, “Ayşe Şan’ın hikâyesini her okuduğumda ağladığımı söyleyebilirim. Ayşe Şan’ın hayatına bakınca kendimi görüyorum. Bu sistem bizi öz yaşamımızdan uzaklaştırdı ve bugün baktığımızda yine aynı zihniyet ile karşı karşıyayız. Çalışan, direnen kadınların cansız bedeni bile kabul edilmiyor. Sanat ve kültür alanında kadın çok büyük bir güçtür. Kadın başkaldırmazsa toplumda sürekli köle olarak yaşamaya mahkûm olur. Eğer ben şarkı söyleyip direnmeseydim, hakikatin ne olduğunu bilmeyenler hayatımı karartabilirlerdi. Yıllardır karşımızda katliamcı bir sistem var. Bizi her anlamda asimile etmeye çalışan, dilimizi yok etmeye çalışan bir sistem. Rojava’daki savaşta kadınların saçlarını kesip onları yüksek binalardan aşağı atan zihniyet ile İstanbul’un ortasında bir kadını katleden zihniyet arasında bir fark yok. Kadın özgür olmazsa toplum da özgür olamaz” diye konuştu.   ‘Önderliğin felsefesi bu halk için bir kurtuluş yoludur’   Bu süreçte sanatçıların öncü rol oynaması gerektiğini vurgulayan Hediye Kalkan, son olarak şu ifadeleri kullandı: “Biz hiçbir zaman insanlığın düşmanı olmadık. Bizler bir karıncanın ayağının dahi incinmesini istemeyiz. Kürtler halkını savunmak için silahlandı. İnsanı öldürmek için değil, insanlığı kurtarmak için savaşıyorlar. Ben bu mücadeleyle gurur duyuyorum, biz hiçbir zaman da onlara olan borcumuzu ödeyemeyeceğiz. Birbirimize dürüst olmamız lazım, Kürtler olarak bulunduğumuz yerde ayaklanmalı, birliğimizi korumalıyız. Önderliğin felsefesi bu halk için bir kurtuluş yoludur. Bu mücadeleyi ve Önderliği tanıyan herkes dünyayı tanımış olur. Bu süreçte en büyük rol sanatçılara, yazarlara düşüyor; onlar da bu rolü çok iyi oynamalıdır.”