Ayşegül Doğan: Komisyon raporu ikinci aşamanın başlangıcıdır 2026-02-19 11:34:08 ANKARA - DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, komisyonda çıkan raporun takipçisi olunması gerektiğini belirterek, “Sayın Öcalan'ın söylediği mesajda artık ilk aşama resmen tamamlanmış oldu. Yeni bir aşamaya geçildi. İkinci aşamanın resmen başlangıcı olarak kabul edebiliriz bu raporu. Bundan sonra yeni bir takvime ihtiyaç var” dedi.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi.   Komisyon raporuna değinen Ayşegül Doğan, Meclis’in ortaya koyduğu çoğulcu iradenin önemli olduğunu belirtti. Ayşegül Doğan, “O komisyonda bir siyasi parti hariç grubu bulunan, bulunmayan tüm siyasi partiler farklı görüşler yerini aldı. O masanın değerinin altını çizdi. Tüm provokasyonlara rağmen o masada oturma konusunda ısrarlı bir şekilde bir çaba sahibi oldular. Bunlar çok önemli. Bu açıdan da bakıyor ve bu açıdan bakarken de tüm siyasi partilere bu konuda emek veren, çaba gösteren, dirayetle masada kalan ve masada kalma konusundaki inadını, ısrarını da sürdüreceğini ifade eden herkese DEM Parti olarak müteşekkiriz. Çünkü bu sorunun çözümü, demokratik siyaset alanının genişlemesi için çok çaba sahibiyiz. Büyük bedel sahibiyiz. Dolayısıyla bu çalışmaları kılı kırk yararak, büyük bir sorumlulukla bugünlere getirdik. O yüzden hiçbir şey kolay olmadı. Hiçbir şey sanıldığı, göründüğü gibi kolay gerçekleşmedi” dedi.   ‘Sürecin inşası pusulamız olacak’   Komisyon ve süreç boyunca ciddi bir sorumlulukla çaba gösterdiklerini söyleyen Ayşegül Doğan, komisyonda dinlenen isimlere, emek verenlere de teşekkür ederek, “Tüm kırılgan noktalarını önceden tespit edebilmiştik, görmüştük. Uyarılar yaptık ve bu uyarıların bir bölümü bugün o raporda hayat buldu. Bir bölümü ise görmezden gelindi. Bundan sonra Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin inşası için de pusulamız olacak, rotamız olacak, yol haritamız olacak. Yani; hakikati her şeyi göze alarak dile getirenlerin hatıralarını unutmayacağız, unutturmayacağız dedik. Böyle ilerledik, ilerlemeye de devam edeceğiz” dedi.   Rapor ikinci aşamanın başlangıcıdır   1 yıllık süreci hatırlatan ve 27 Şubat çağrısına değinen Ayşegül Doğan konuşmasının devamında ise şunları söyledi: “Diyebiliriz ki, Sayın Öcalan'ın da son görüşmede DEM Parti İmralı heyetine söylediği mesajda artık ilk aşama resmen tamamlanmış oldu. Yeni bir aşamaya geçildi. İkinci aşamanın resmen başlangıcı olarak kabul edebiliriz bu raporu. Bundan sonra yeni bir takvime ihtiyacı var Türkiye'nin. Bu yeni takvimin nasıl işleyeceğini komisyon raporunda detaylı bir şekilde aslında ifade ediyor. Ama bu başlıkların altı nasıl doldurulacak, nasıl uygulanacak, dünden beri kamuoyunun en çok merak ettiği ve bu konuya ilişkin yoğun olarak yönelttiği sorular arasında da bunlar yer alıyor.   Meclis’in birinci gündemi hukuki ve yasal düzenlemeler   Rapor bu hayati aşama için ön açıcı olmalı. Yine komisyonun raporda yer verdiği tespit ve tavsiyelerin zaman kaybetmeden yerine getirilmesi için bir an önce yasal düzenlemelere dair çalışmalara başlanmalı. Şu ana kadar komisyon iradesi bekleniyordu. Şimdi artık o rapor tamamlandı. Tüm tartışmalara rağmen tamamlandı. Gönül isterdi ki 51 üyenin tamamının evet oyu verebileceği bir rapor çıkmış olsun ortaya. Böyle olmadı. O uyarılar, dikkat çekilen başlıklar, konulması gereken ve konulması gerektiği düşünülen şerhler de elbette dikkate alınmalı. Ancak biz isterdik ki o raporun altında TİP’in de EMEP’in de imzası olsun, tüm eleştirilerine rağmen. Onlar da dikkate alınarak Meclis’in asıl ve birinci gündemi bu hukuki ve yasal düzenlemeler olmalı.   Eskinin diliyle yeniyi inşa etmek imkânsız   Sayın Öcalan, şöyle demişti: 'Koşullar oluşursa süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik bir güce sahibim' demişti. Şimdi tam da bu hukuki zemini oluşturacak, güçlendirecek zaman dilimindeyiz. Eskinin diliyle yeniyi inşa etmek imkânsız. Çok zor bile değil. O yüzden eskinin dilinden vazgeçmek gerekir. Bu, bizim yaptığımız en başından bugüne kadar en temel uyarılardan biriydi. Gördük ki raporda eskinin diline dair bir ısrar var. Sözünü ettiğimiz mesele çok boyutlu, çok katmanlı, tarihsel, sosyolojik, ekonomik pek çok açıdan değerlendirebileceğimiz boyutu olan bir hak ve özgürlükler meselesi. İnkar siyasetinin yarattığı sonuçları konuşurken bunu gerçekçi bir şekilde ortaya koymak gerekir. Aksi takdirde iç ve dış politikanın bu kadar iç içe geçtiği bir zaman diliminde değişen bölge dinamiklerini, önümüzdeki tarihi fırsatı değerlendirmek, kırılgan noktalarıyla birlikte ele almak hepimizi zorlayabilir. O yüzden bu ortak raporda görülmeyen, bizim farklı görüşlerimiz olarak ifade ettiğimiz, 'Terörsüz Türkiye' süreci gibi tanımlamalar, 'terör örgütü, terör belası' bu kavramlar gerçekçi kavramlar değil. Kürt meselesi böyle indirgemeci bir yaklaşımla onlarca yıldır çözülmedi, çözülemedi. O yüzden bu yaklaşımı terk etmeye davet ediyoruz. Yeni bir yaklaşıma ve yeni bir dile ihtiyacımız var. Bunun yönteme de yansıması gerekiyor.   Sürecin ismine dair tartışmalar   Sürecin adı konusunda biliyorsunuz komisyon üyeleri arasında, siyasi partiler arasında da bir mutabakat yok. İlla bir isim bulunacaksa bu rapora bu isim komisyonun isminden ilham alabilirdi. Buradan ilham alabilecek bir isim toplumun daha geniş kesimleri tarafından desteklenebilirdi ve güven duygusu pekiştirilebilirdi. Bu yapılmadı, tercih edilmedi. Biliyorsunuz mevcut süreci Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini veren Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak tanımlıyoruz. Tüm çalışmalarımızı da bu yönlü yürütüyoruz. Ayrıca barış ve demokrasi mücadelesi bizim onlarca yıldır verdiğimiz mücadelenin adı ve bizim varlık nedenimiz. Kürt meselesi bir terör meselesi olarak görülemez.   Dar kalıplardan vazgeçmek gerekiyor   Yine Kürt-Türk kardeşliğinin tarihi kökleri kalıplara sığmayan bir sürekliliğe sahiptir tespiti yapılıyor. Şimdi eğer kökleri kalıplara sığmıyorsa neden bu dar kalıplarda ısrar ediliyor? Böylesi dar kalıplarda ısrar etmek yalnızca zaman kaybettirmiyor; bu dar kalıplardan, eski tariflerden, tanımlardan vazgeçmek gerekiyor. Meseleyi salt güvenlik eksenli bir mesele olarak algıladığınızda ya da algı anlatmaya çalıştığınızda, şimdi televizyon ekranlarında özellikle bazı köşelerde ne yazık ki zehir saçan bir dille karşı karşıya kalıyoruz. Bu dil kırıcı bir dil. Bu üstenci dilden, bu kibirli dilden vazgeçmek gerekiyor. Cumhuriyetin 2. yüzyılında yeni bir Cumhuriyetin inşasında geçmiş yüzyılın alışkanlıklarından, kalıplarından, ezberlerinden kurtulmuş olması, bunu tüm taraflar açısından söylüyoruz. Anadil eleştirisi   21 Şubat Dünya Ana Dili Günü yaklaşıyor. Bu konuda da Türkiye çokça tartışma yürüttü. Türkiye çok dilli, çok kimlikli bir ülke. Bu dillerin birlikte, eşit ve özgür şekilde yaşayabilme imkanları var. Kürtçe'nin kullanımına, kamusal alanda özgür bir biçimde yaşamasına dair önümüzdeki süreçte elbette birtakım hukuki düzenlemeler, yasal adımlar düşünülmeli. Bu komisyonun gündemi değildi. Çünkü bu aynı zamanda bir anayasa meselesi. Ve bu komisyon anayasa meselesini tartışmayacağını ilk günden ifade etti. Ama komisyon ortak raporu taslağının hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ile ilgili başlığında, doğuştan gelen haklar bölümünde anadili hakkının açık bir biçimde ifade edilmemiş olmasını da eleştirdiğimizi ve bu konuda da itirazımız olduğunu dün de kayıtlara geçirdik.   Raporun takipçisi olunmalı   Bu başlıkların somut bir karşılık bulması, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin gerçek sınavı olacak. Bundan sonrasını takip etmek, bundan sonra raporun tavsiyelerini Meclis’in hızla gündemine almasını ve bu konuda çalışmalar yapmasını sağlamak yalnızca siyasi partilerin değil, o komisyona gelip fikirlerini, görüşlerini aktaran, aktarmak isteyen, aktaramayan, doğrudan dolaylı katkısını bu meselenin çözümüne ulaştırmak isteyen herkese buradan DEM Parti olarak sesleniyoruz. Rapor önerilerde bulundu. Haklı kaygılar var. “Bu tavsiyeler ve öneriler Meclis tarafından dikkate alınacak mı? Yürütme erki bunun takipçisi olacak mı?” diye soranlar var. Milyonlar adına bu raporun hep birlikte takipçisi olmalıyız ve uygulanmasını sağlamalıyız. En kısa sürede, zamana yaymadan, herhangi bir raporda da sözü edildiği gibi dar siyasi çıkarların veya risk hesaplarının çok ötesinde bir yaklaşımla bu raporun takipçisi olmalı.   Yasal düzenlemeler hayata geçmeli   Raporda, 7. başlıkta yer alan demokratikleşmeye dair önerileri bizler de çok kapsamlı bir şekilde kendi raporumuzda da ifade etmiştik. Kürt meselesinin şiddetten arındırılması ve bir geçiş hukukunun uygulanması için de öngörülen yasal düzenlemelerin resmen ikinci aşamanın başladığı, ilerlediğinin görünür olması için de hayata geçmesi gerekiyor. Rapor bu açıdan baktığımızda siyaset kurumuna, topluma yeni sorumluluklar yüklüyor. Bu rapor, bizim açımızdan yalnızca tavsiyelerde bulunan bir rapor değildir. Bağlayıcıdır.   Sürecin örgütleyicisi olacağız   Biliyorsunuz sahaların, alanların, meydanların hareketleneceği bir döneme giriyoruz. 8 Mart yaklaşıyor. Bir yandan 21 Mart Newroz yaklaşıyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsallaşmasının ne kadar hayati olduğunu da en başından beri ifade ediyoruz ve sizlerle her yerde buluşmaya çalışıyoruz. Süreci anlatmak için, kaygıları dinlemek için, yol haritasına eleştirilerinizi, önerilerinizi katabilmek için, yol haritasını birlikte yapabilmek için, eylemimizi ve söylemi birlikte üretmek için bu buluşmaları çok önemsiyoruz. Bunlar artacak. Önümüzdeki dönemde de bu sürecin anlatıcısı ve örgütleyicisi olacağız.   Sürecin takipçisi olacağız   21 Şubat Dünya Ana Dili Günü dedim ve onunla kapatmak istiyorum. Tüm dillerin özgürce konuşulabildiği bir ülke için mücadelemiz, tüm kimliklerin özgürce kendilerini ifade edebildikleri, özgürce örgütlenebildikleri bir hayat, yeni bir hayat tasavvurundan bahsediyoruz. Bu ülkede Türkçe’den sonra en yaygın bir şekilde kullanılan, en çok kullanılan dilin Kürtçe olduğu gayet iyi biliniyor. Ancak bu bilinenlerle ilgili yasal düzenlemeler yapılmıyor. Eğer yasal düzenlemeler yapılmış olsaydı bugün Kürtçe meclis tutanaklarında X dil olarak kayda geçmezdi. Bilinmeyen bir dil olarak kayda geçmezdi. Ya da Kürt meselesinin çözümü şiddetten arındırılması, Türkiye'nin demokratikleşmesi için kurulmuş bir komisyon. Adı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olan bir komisyonda Kürtçe konuşmak isteyen anneler kendi anadillerinde konuşmak istedikleri zaman özgürce konuşabilmiş olurlardı. Böyle olmadı. Bunlar tekrar etmesin. Bunlar yaşanmasın diye çabamız, gayretimiz. DEM Parti her şeye rağmen ilk gün olduğu gibi bugün de kararlılıkla barış ve demokrasi mücadelesini sürdürecek. Bundan sonra yapılması gerekenlerin takipçisi olacak. Eleştiri, öneri ve itirazlar önümüzdeki dönemin yol gösterici, ön açıcı noktaları olacak.”