DEM Parti-Rojava temasları: Amaç bölgesel bir Kürt-Arap savaşı 2026-01-24 15:08:40   ANKARA - DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, Rojava’da yaptıkları temaslarda QSD’nin, “4 Ocak’ta ‘Şara yok’ denilerek ortaklaşılan mutabakat imzalanmadı. Kürtsüz bir Suriye hedefleniyorsa herkes büyük yanılır” değerlendirmesini aktardı.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan,  Rojava’ya yapılan ziyaret ve temaslar başta olmak üzere sahada ki gözlemlerini, partilerinin genel merkezinde düzenledikleri basın toplantısında paylaştı.   ‘Uluslararası bir komployu işletmek istiyorlar’   Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni kalabalık ve geniş bir temsiliyetle ziyaret ettiklerini söyleyen Tülay Hatimoğulları, PYD, kadın örgütleri ve İlham Ehmed ile bir görüşme yaptıklarını belirtti. Tülay Hatimoğulları, yaptıkları görüşmelerde kendilerine aktarılan değerlendirmeleri direkt paylaşarak, “Kendileri bu süreci özellikle Halep’te Eşrefiye ve Şexmeqsût’ta başlayan sürecin neden başladığına dair izlenimleri ve yorumları tam olarak şöyle: Bir plan var. Bu plan hem uluslararası bir komplo hem de aynı zamanda bir bölgesel komplo olarak üzerimizde bir planı işletmek istiyorlar. Bu planın ana teması bir Kürt-Arap savaşını derinleştirmek. Yine kendilerinin yorumu ve değerlendirmesi, Suriye’de bugüne kadar ciddi anlamda bir Kürt-Arap çatışması olmamıştır. ‘Suriye tarihinde böylesi bir çatışma yokken, şimdiden sonra bu çatışmayı derinleştirmek isteyenlere asla bu oyuna gelmeyeceğiz ve bizler bu sürecin böyle akıtılmak istendiğinin farkındayız’ diyorlar” sözlerini kullandı.   ‘SDG 10 Mart Mutabakatı’na uydu, HTŞ süreci uzattı’   Reqa ve Deyrizor’dan QSD’nin çekilmesinin en önemli nedeninin başlatılmak istenilen bu komplonun önüne geçmek olduğunu belirttiklerini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Aynı zamanda 2011’den beri savaş ve çatışma içinde olan Suriye’de, savaş yorgunu olarak düşmüş bir ülkede daha fazla can kaybının yaşanmasını istemiyorlar. Tam da bu nedenle büyük bir sorumlulukla, hem siyasi hem insani ve her anlamdaki büyük bir sorumlulukla hareket ederek bu bölgelerden geri çekildiler. Kürt kentlerinde şu an yoğun olarak bulunuyorlar ve burada çok net bir mesajın bütün dünya tarafından bilinmesini ve duyulmasını istiyorlar. ‘Kürt kentlerini sonuna kadar, bedeli ne olursa olsun sonuna kadar savunacağız’ diyorlar. Yine başlarken ifade ettiğim, özellikle SDG’nin 10 Mart Mutabakatı’na uymadığı yalanını bütün dünyaya duyuranlara çok net bir yanıt: 10 Mart Mutabakatı’na SDG uydu. Ve 10 Mart Mutabakatı’nın son maddesinde özellikle karar altına alınmış olan konularda komisyonların oluşturulmasıyla ilgili SDG’nin her seferinde bu komisyonların oluşmasını teklif ettiği ifade edildi. Ancak HTŞ’nin zamana oynadığı ve bu komisyonların oluşturulmaması için süreci uzattığını ifade ettiler” sözlerini kullandı.   ‘Şara yok’ diyerek karara bağlanan mutabakat imzalanmadı   4 Ocak’ta HTŞ ve QSD arasındaki görüşmenin ayrıntılarına değinen Tülay Hatimoğulları, şöyle devam etti: “Bu görüşmede özellikle Şara’nın görüşmeye katılmaması SDG heyeti tarafından enteresan bulunmuş ve neden katılmadığına dair bir şaşkınlık yaşamışlar. Şara’nın bu görüşmeye katılmamasını da gerekçe göstererek aslında o gün tam anlamıyla sağlanmış olan verimli bir mutabakatı somut olarak imza altına almamış oldular. Yani sadece kalemle imza atmak kalmıştı 4 Ocak mutabakatında. Fakat kendileri, yani Şam yönetimi, Şara’nın bugün olmadığını, toplantıya iştirak edemeyeceğini ama birkaç gün sonra yine bir araya gelerek bir imza olayının gerçekleşebileceğini söylemişler. Yani bu hikâye gerçekten çok önemli ve bunu herkes dikkatle incelemeli. Belli ki 6 Ocak’ta Halep’te Eşrefiye ve Şexmeqsût provokasyonu hazırlanıyor ve 4 Ocak’ta o nedenle birebir ortaklaşılmış mutabakat imzalanmıyor ve erteleniyor. Kim tarafından erteleniyor? HTŞ ve Geçici Şam Yönetimi tarafından erteleniyor.”   Uzatılan ateşkese pratikte de uyulsun   22 Ocak’ta Erbil’de yine SDG yöneticileri Barrac ve Cooper’la bir görüşme gerçekleştirdiler. 18 Ocak Mutabakatı yeniden gündeme geldi. 18 Ocak Mutabakatı’na SDG’nin elbette uyacağı ve aynı zamanda 18 Ocak Mutabakatı’nın hayata geçirilebilmesi için ateşkesin uzatılması gerektiğinde bir hemfikirlik oluştu. Şimdi yine basına düşen haberlere de baktığımızda ateşkesin uzatıldığını görüyoruz. Bizler bu ateşkesin uzatılmasını son derece olumlu buluyoruz ve anlaşılmış olan ortak mutabakata herkesin uyması gerekiyor. Bu ortak mutabakata pratikte uyulmayıp yine sahada çatışma ve silahların konuşması, Suriye’nin geleceği açısından son derece tehlikelidir. Ve bu tür mutabakatlar bir savaş ve saldırı hazırlığı için bir zaman kazanma, bir oyalama taktiğine dönüşmemelidir.   Kürtsüz bir Suriye hedefleniyorsa herkes büyük yanılır   Görüştüğümüz Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin özellikle altını çizdiği birkaç konuyu daha sizlerle paylaşmak istiyorum: HTŞ’nin Kürtlere savaş açması hiç kimse tarafından desteklenmemelidir. Eğer bölgede Kürtsüz bir kentleşme hedefliyorlarsa, eğer Suriye’yi Kürtsüzleştirme hedefi güdüyorlarsa herkes büyük yanılır. Çünkü Kürt halkı bu coğrafyanın kadim halkıdır, yerleşik halkıdır. Nüfusu da azımsanmayacak derecede önemlidir. HTŞ’nin ne askeri, ne lojistik ne de istihbarat alanlarında Türkiye tarafından desteklenmemesi gerekiyor. Özellikle bunun altını çizdiler. ‘Kürt-Arap savaşı’na kesinlikle karşıyız diyorlar ama bir o kadar da Türk-Kürt savaşı ve çatışmasına da karşıyız.’ Türkiye’de Kürtler ve Türkler iç barışın sağlanması için daha fazla çaba harcamalı; aynı şekilde Türkiye devletinden ve hükümetinden beklenti de bu anlamda HTŞ’yi ve Geçici Şam Yönetimi’ni Kürtler üzerinde bir etnik temizlik hareketi yürütürken asla desteklememesi ve bunun önünün kesilmesi gibi tarihî bir sorumluluğun olduğunun altını çiziyorlar.   Türkiye barış rolünü oynamalıdır   Buradan biz bir kez daha diyoruz ki: Türkiye barış rolünü oynamalıdır. Türkiye, Suriye’de barışın tesis edilmesi için rol oynamalıdır. Ayrıca garantör ülkelerin güvenilirliği bu süreçte ne yazık ki sarsıldı. Çünkü özellikle 10 Mart Mutabakatı’nın garantör ülkelerin garantisi ve güvenilirliği çerçevesinde ilerlemesi gerekirken öyle ilerlemedi. Dolayısıyla burada yine bir çağrı garantör ülkelere yöneliktir. Görevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmeli ve Kuzey ve Doğu Suriye üzerindeki kuşatmanın ortadan kaldırılması için görev ve sorumluluklarını acilen yerine getirmelidirler.   Duyarlılık çok kıymetli ama sonuna kadar devam etmeli   Yine Kuzey ve Doğu Suriye’deki Kürt halkının bütün dünyadan beklentileri var. Şu ana kadar dünya ölçeğinde gerçekleşen demokratik eylemlerin, etkinliklerin ve dayanışmanın çok kıymetli olduğu, kendileri için büyük bir moral ve motivasyon kaynağı olduğunun altını çiziyorlar. Ve elbette bu duyarlılığın gerçek ve kalıcı bir barış tesis edilene kadar devam etmesinin son derece önemli olduğunu belirtiyorlar. Aynı zamanda Suriye’de barışın inşa edilmesinde bütün dünya kamuoyunda insan hakları kuruluşları, kadın hareketi, doğa ve insan hakları mücadelesi veren bütün kesimlerin, devrimcilerin, demokratiklerin, aydınların, mütedeyyinlerin, Kürt olan ve olmayan bütün halkların ve inançların destek ve dayanışmasını beklediklerini ifade ediyorlar. Şu ana kadarki duyarlılık çok kıymetli ama gerçekten sonuna kadar devam etmelidir.   Kobanê üzerindeki askeri ve insani kuşatma bir an önce kaldırılmalı   Birkaç izlenimimi burada sizlerle paylaşarak sözlerimi tamamlayacağım. Kobanê’de Reqa’dan Tişrin tarafından gelen elektrik, SDG çekildikten sonra kesildi. Reqa’dan SDG çekiliyor, oradan Kobanê’ye gelen elektrik direkt kesiliyor. İnternet kesiliyor, su kesiliyor. Bu büyük bir insanlık dramıdır. Bugün SDG bir iyi niyet gösterisi olarak bir Kürt-Arap savaşı çıkmasın diye çekildiği bölgede, kendi yurttaşı olarak görmesi gereken Kürt halkına bunu reva gören bir yönetim Suriye’yi nasıl yönetebilir? Siz Suriye’yi yönetecekseniz, Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyan bir yerden bir yönetim iddianız var; ama siz yönetimi ele geçirdiğiniz günün ertesi gününde elektriği kesiyorsunuz. Bu yurttaş size nasıl inansın? Dolayısıyla Kobanê üzerindeki hem askeri hem insani kuşatmanın bir an önce ortadan kalkması gerekiyor. Hava koşulları çok kötüydü. Biz gittiğimizde kar diz boyuydu ama bütün halk teyakkuzda. Gece gündüz halk sokakta, kentlerini savunuyor insanlar. Çok büyük bir teyakkuz hâli var ve çok büyük bir savunma isteği ve şevki içindeler. Okullar, hastaneler, yaşam alanları işlevsiz.   Kalıcı barışın sağlanması gerekiyor   Bakın, sadece Hasekê’de, Qamişlo’da, Reqa’da değil; aynı zamanda Şam, Halep ve birçok bölgede Suriye’nin neredeyse tamamında yaşam dediğimiz şeyi ortadan kaldırmışlar. Devlet daireleri çalışmıyor. Kamu kurumları çalışmıyor. Okullar doğru düzgün çalışmıyor, okullara öğrenciler gidemiyor. Dolayısıyla savaş yorgunu bir ülkenin bu şekilde hayatı sürdürebilme olasılıklarını Şam yönetimi ortadan kaldırıyor. Bizim ısrarla önerimiz ve talebimiz şudur: Şam yönetimi, SDG ile en son yapılan anlaşmanın bütün gerekliliklerini yerine getirmeli, fiili ateşkes mutlaka devam etmeli ve ortak yurt olan Suriye’nin yeniden inşa edilmesi için herkes görev ve sorumluluğunu yerine getirmelidir.   Kadınlar kapkara bir yönetim istemiyorlar   Kadınlar her zaman olduğu gibi Rojava’da en ön saflarda mücadelenin başını çekiyor. Çünkü Rojava, kadınlara çok büyük bir özgürlük alanı sundu. Bugün Reqa’da Kürt olmayan, yani Arap olan kadınların, başka halklardan ve inançlardan kadınların, başörtülü ve çarşaflı kadınların SDG yönetiminin Rakka’dan çekilmesinden dolayı çok üzgün olduklarını görüyoruz. Çünkü onlar kapkara bir yönetim istemiyorlar, özgür yaşamak istiyorlar, dışarıya çıkabilmek istiyorlar. Ancak HTŞ yönetiminin bir direnişçi kadının, bir savaşçı kadının bedenini bir binadan atacak kadar, saç örgüsüne dahi tahammülü yok. Bir kadın savaşçının saç örgüsünü kesip onun üzerinden siyaset yapacak kadar kendini aşağılara çekmiş, kendini bu şekilde göstermiş bir yapıdan söz ediyoruz. Ve kadınlar bunun farkında. Arap kadınları, SDG başta olmak üzere Rojavalı kadınların neyi başarmak istediğinin farkında. Dolayısıyla gerçekten üzgünler. Bu anlamıyla kadınların burada bir kez daha verdikleri mücadeleyi selamlıyorum. Bütün Suriye’ye ve Ortadoğu’ya örnek oldukları için de onların mücadelesini ayrıca selamlıyorum.”