Siyasetçi Amineh Kakabaveh: Demokrasi halk iradesi ile inşa edilir 2026-03-05 09:07:10   Melek Avcı   ANKARA - Rojhilatlı siyasetçi Amineh Kakabaveh, İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarını eleştirerek, “Demokrasi bombalarla gelmez, halkın kendi iradesiyle inşa edilebilir” derken, Kürt siyasi partilerine birlik çağrısında bulunarak, demokratik anayasa vurgusu yaptı.   İsrail ve ABD'nin İran'a 28 Şubat’ta başlattığı saldırılar, bir haftayı geride bırakıyor. İsrail ve ABD’nin İran’a düzenlediği saldırıda İran’da bulunan kız okulu bombalanmıştı. Saldırıda 165 kız öğrenci yaşamını yitirmişti. HENGAW, 18 şehirde en az 60 askerî üssün hedef alındığını kaydetti. Saldırılarda dinî lider Ayetullah Ali Hamaney, eşi ve çocukları, üst düzey yöneticiler ile güvenlik yetkilileri öldürüldü.   ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılar, Orta Doğu’daki güç dengelerini fiilen değiştiren yeni bir savaş sürecini başlattı. Uzun süredir nükleer program, bölgesel nüfuz mücadelesi ve vekâlet çatışmaları üzerinden ilerleyen gerilim, artık doğrudan çatışma aşamasına geçti. Bu gelişme yalnızca üç ülke arasındaki bir çatışma değil; bölgesel güvenlik mimarisini, enerji hatlarını ve küresel diplomatik dengeleri etkileyen çok katmanlı bir krize dönüşüyor. Yaşananlar artık varsayımsal bir senaryo değil; doğrudan sonuçları olan, ABD-İsrail’in Orta Doğu projesini işletecek ve küresel güç rekabetini artıracak fiilî bir savaş sürecidir. Bununla birlikte İran’da yaşanan baskılar ve hükümetin katliamları aylardır halk tarafından protesto edilirken, halkın büyük bir kısmı dış müdahaleden uzak, Afganistan-Irak senaryosunu hatırlayarak demokrasiyi içten inşa etmeyi savunurken, bir bölümü ise ABD-İsrail’in müdahalesinin kendilerine demokrasi getireceğini düşünüyor. Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) ise Kürt halkının birlikte hareket etmesi gerektiğini ve saldırıların çözüm olmayacağını vurgulamıştı.   2008–2022 yılları arasında İsveç Parlamentosu’nda (Riksdag) milletvekilliği yapan Rojhilat’lı Amineh Kakabaveh, saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   ‘Amaçları Orta Doğu’da büyük güç olmak’   Hem İsrail’in hem de ABD’nin, Donald Trump’ın, İran ve Kürdistan halkı için özgürlük peşinde olmadığını, bunun çok açık olduğunu ifade eden Amineh Kakabaveh, “Bütün proje şu ki İsrail, Orta Doğu’da çok büyük bir güç olmak istiyor. Geçen yaz 12 gün süren savaşlardan önce de İsrail ve Amerika İran’a karşıydı. İran aşağı yukarı bölgede güçlü bir ülkeydi. Ama saldırılardan sonra ‘o süper lider’, aslında faşistti, öldürüldü ve Devrim Muhafızları’nın birçok üst düzey kişisi de 12 gün süren saldırılarda yazın öldürüldü ve şimdi de. Yazın gerçekleştirilen saldırılar elbette İran rejiminin gücünü ülke içinde çok etkiledi; on yıllardır büyük gösteriler olmuştu. Kürtler, işçiler, öğrenciler, kadın hakları aktivistleri, devletin Jina Mahsa Amini’yi katletmesinden sonra ‘Jin Jiyan Azadi hareketi’… Bunlar, tüm ülkeden rejime karşı çıkan büyük bir hareketti. Ama aynı zamanda biliyoruz ki İran rejiminin gücü var ve bu yüzden yıllardır varlığını sürdürüyor. Dolayısıyla İran rejiminin parası ve çok çok modern silahları var. Rejimle birlikte 8 milyon insan olsalar da insanları bastırmak ve katletmek için varlar” diye belirtti.   ‘Demokrasi bombalarla var olmaz, inşa edilemez’   İran rejiminin işlediği suçlar ve katliamlardan sorumlu tutularak yargılanması gerektiğini söyleyen Amineh Kakabaveh, “Son yıllarda ve özellikle Jin Jiyan Azadi eylemleri sırasında ve bu yıl ocak ayının başında gördüğümüz gibi 30 binden fazla insan öldürüldü, birçoğu gençti ve İran hapishanelerine baktığımızda 100 binden fazla kişi var. Bu yüzden rejim kesinlikle gitmeli. Bu benim görüşüm. Ama ülkeyi yok edip, sonra örneğin Irak’ta yaptıkları gibi olması gerektiğinden emin değilim, çünkü bir ülkeyi yok ettiğinizde, demokrasi bombalarla asla var olmaz, inşa edilmez. Benim görüşüm şu ki dünya karşı çıkmalı ve bombalama durdurulmalı. Tabii ki, uluslararası toplum, AB, İran rejimini değişmeye zorlamalıdır, değiştirilmeli, orada en baştan başlanmalı ve rejimin eli kanlı 8 milyon temsilcisini cezaevlerine koyamıyorsanız kesinlikle uluslararası hukukta ya da İran’da, her nerede olursa olsun İran’da halklara karşı yaptıkları katliamlardan sorumlu olanları, yargılamalısınızdır. Bu bir güvenilirlik meselesidir ve herkes bunu böyle görür. Ben idamlara karşıyım, öldürmelere karşıyım. Biz kesinlikle, bir ulus olarak düşmanlarımızı öldürmek isteyen bir anlayışta olmamalıyız. Onlara karşı uluslararası hukuku kullanmak istiyoruz” sözlerini kullandı.   ‘Şah’ın oğlunu kontrol etmek İsrail için çok kolay olacak’   Bu saldırılardan bölge ülkelerinin de memnun olmadığına dikkat çeken Amineh Kakabaveh, “Şu anda Türkiye mutlu değil. Bölgedeki birçok ülke de mutlu değil çünkü İsrail bölgede güç olacak. Bu yüzden İsrail, Trump’ı İran’ı bombalamaya zorladı. Çünkü biliyoruz ki Hizbullah’ın zayıflamasından sonra ve Beşar Esad devrildikten sonra, şimdi sıra İran’a geldi ve bu Irak’ta da oluyor. Örneğin Irak’ta halkın gücü zayıf, bunu tetikleyen ise Amerika. Onlar İran’ı da istiyorlar ve şimdi Şah gibi bazı temsilcileri var, bunlar da diktatörlükten yana bazı isimler. Şah’ın oğlu Reza Pahlavi 47 yıl önce İran’dan ayrılmıştı, 47 yıldır ülke dışında yaşıyor. Ama şimdi eski SAVAK çevreleri ve İsrail onu orada istiyor çünkü İran’da onu rahatça kontrol edebilirler. Petrolü kontrol etmek, bütün senaryoyu kontrol etmek, tıpkı babası Muhammed Rıza Şah geri döndüğünde ve darbe yaptığında olduğu gibi. Onlarca yıl boyunca bunu yaptılar ve sonra o da devrildi ve ardından Humeyni geldi. Tarih tekrar ediyor, çocuklar gitmiş olsa bile dönüyorlar. Yani bu durum çok ama çok karmaşık bir jeopolitik tablo” diye konuştu.   Kürtlerin durumu   “Peki Kürtlere ne olacak? Bu çok önemli” diye soran Amineh Kakabaveh şu ifadeleri kullandı: “Kürdistan’da elbette farklı görüşlerde siyasi partilerimiz var. Hem sağ kanattan, daha milliyetçi olanlar var; bazıları ise İslamcı gruplar. Laikliği savunan biri olarak, din asla ve asla iktidarın bir parçası olmamalı; ister Kürdistan’da ister dünyanın başka bir yerinde olsun. Kürdistan’da insanlar, tüm Kürtler aynı fikirde olmasa bile, siyasi partiler etrafında daha da birleşmiş durumdalar. Bununla birlikte çok önemli bir nokta var: Rojhilat Kürdistanı’nda insanlar her zamankinden daha politik ve haklar ile demokrasi konusunda daha bilinçli. Öyle görünüyor ki çok fazla aktivizm var, çok sayıda sivil toplum kuruluşu var; kadın hakları aktivistleri, çevre alanında çalışanlar, öğretmenler, hemşireler, emekliler… Hepsi çağrı yapıyor. Büyük bir sivil toplum ağı var; insan hakları aktivistleri var ama ne yazık ki birçoğu İran hapishanelerinde, bu açık bir gerçek ve geri kalanlar ise sürgünde. Kürt siyasi partilerinin bir kısmı Irak Kürdistanı’nda ve geri kalanlarımız dünyanın birçok başka ülkesindeyiz. Ama iyi liderlerimiz olursa, kendi ideolojik kalıplarının içinde kalmazlarsa bir fırsatımız var.   ‘Rejim düşmeden Kürtler harekete geçmeli’   ‘Benim partim var ve sadece onun ideolojisini takip etmeliyim’ anlayışı bu süreçte olmamalı. İdeoloji, bir ülke olduğunda ve seçimler yapıldığında, siyasi partilerin kendi örgütleriyle seçimlere girmesi şeklinde olabilir. Ama insanlar kendilerinin siyasi partilerin bir parçası olduğunu hissetmeli ve bunu fark etmelidir. Örneğin sadece Rojava’da değil, diğer bölgelerde de durum böyle. Rojava, siyasi partiler için değil, halk için bir hareket olmuştu, her ne kadar partiler denemiş olsa da halk içindir. Ama şimdi Rojava’da olanlar ve geleceği düşünüldüğünde orası için de endişeliyiz. Demek istediğim şu ki Kürdistan’ın bütün parçalarında siyasi partiler var ama İran’daki durum, örneğin Başûr Kürdistanı’ndan biraz farklı. Rojhilat Kürdistanı’nda atmosfer daha politiktir; kadınlar en başından beri Komala’da yer almış ve katılım göstermiştir. Ben de onlardan biriyim örneğin ve orada daha yoğun politik bir atmosfer; daha fazla siyasal aktivizm vardı. Ama gerçekten umuyorum ki bütün o tarihi, bütün o aktivizmi, on yıllarca süren mücadele ve direnişi kullanarak en azından İran’ın bir parçası olarak demokratik bir Kürdistan inşa edilsin. Bu çok kolay değil çünkü sürgündeki diktatör Şah’ın oğlu zaten ilan etti ve açıkladı ki Kürtler toprak temelli kendi kaderini tayin talebinde bulunursa azınlıkları ve özellikle Kürtleri tehdit ediyor. Mesele şu ki Kürt halkı, siyasi partiler rejim düşmeden önce konuşmaları ve bir şeyler yapmaları gerekiyor. Aksi takdirde rejimin yeniden Kürtleri ve diğer azınlıkları bastırdığı aynı senaryonun yaşanması gibi büyük bir risk var. Sosyalist Komala ve diğer partiler de bunu söylüyor.”   ‘Irak’taki senaryo Rojhilat’ta olmamalı’     Öncelikle tüm siyasi partilerin birlikte hareket etmeleri gerektiğini söyleyen Amineh Kakabaveh, bazı konularda bir birliktelik olduğunu fakat hâlâ ortak bir strateji ve çerçevenin eksik olduğunu paylaştı. Amineh Kakabaveh, “Bu çok önemli. Ama şu anda 6-7 Kürt partisinin netleştiğini görmedim. Kürdistan’ı bölmemeliler. PJAK, o taraftaki Hizb-i Demokrat, Demokrat Parti ve Komala, Başûr Kürdistanı’nda olanın aynısını yapmamalı. Orada iki aşiret lideri Kürdistan’ı kendi aralarında böldü. Bu demokrasi getirmez. Rojhilat Kürdistanı’nda insanlar hakları konusunda daha bilinçli; mücadele ediyorlar, birlik içindeler. Umarım Kürt siyasi partileri bunu kullanabilir ve halkı dinler, çünkü siyasi partiler onlarca yıldır İran dışında bulunuyorlar. İran’daki, Kürdistan’daki insanlar nasıl oy kullanmaları gerektiğini biliyorlar; toplumun nasıl örgütlendiğini biliyorlar. Demokratik olmasa bile bazı örgütlenmeler zaten var. Ama siyasi partilerin bir stratejisi, gelecek için bir planı olmalı ve bunu Kürdistan halkına sunmalıdır. ‘Bizim böyle bir planımız var’ demeliler. ‘Kadın hakları aktivistlerinden, öğretmen sendikalarından, öğrencilerden, işçilerden, kolberlerden, okuldaki herkesten temsilciler toplansın’ demeliler. Ama halkın elinde bir taslak, bir strateji, bir plan olmalı; siyasi partilerin birlikte ne yapmak istediklerine dair bir plan. Bir siyasi parti olarak kendi stratejiniz, kendi planınız, kendi ideolojiniz bir taraftır; fakat Kürdistan için, bir şehir ya da bir köy için bütünüyle nasıl yöneteceğiniz, hedefe nasıl ulaşacağınız bambaşka bir şeydir. Benim eksik gördüğüm şey budur” diye belirtti.   ‘Evin Hapishanesi’ni açın; bir araya gelip anayasa yazılsın’   “Şu anda bütün dünyada, İran’da ve Orta Doğu’da diktatörlükler var; demokratik bir ülke yok” diyen Amineh Kakabaveh sözlerini şöyle sürdürdü: “Ne yazık ki siyasal İslam, din siyasi güç sahipleri tarafından kullanılıyor ve diktatörlüklerin gücü haline gelmiş. Bu yüzden bugün Kürdistan’dan Türkmenistan’a, Loristan’dan Horasan’a kadar her yerde kader aynı. Ama ben inanıyorum ki İran’da, onca on yıl süren diktatörlükten sonra, demokratik ve laik bir ülkeye dönüşebilirler. Eğer halk, öğrenciler, işçiler, kadınlar, bütün insanlar kendi iradeleriyle karar verirse; daha önce Kürdistan için de söylediğim gibi, eğer kararı İsrail değil, Amerika değil, sürgündeki Şah’ın oğlu değil ya da sürgündeki eski SAVAK vermezse büyük bir potansiyel var. Elbette devrimcilerin birçoğu hapiste. Evin Hapishanesi’ni açın; orada binlerce, binlerce kadın ve erkek var. Kürtler, Araplar, Lorlar ve diğerleri. İnsan hakları için savaştıkları için, ifade özgürlüğü için mücadele ettikleri için oradalar. Bir araya gelip anayasa yazabilirler. İran ve Kürdistan’da anayasa demokratik ve laik olmalıdır. Özgür medya olmalıdır; siyasi partilerin medyası değil.   ‘Demokrasi herkes için olur’   Bu yüzden ben bütün İran ve Kürdistan için bir anayasa arayışındayım. İran’daki bütün halklar ve azınlıklar için güvence olmalı. Suriye’de olmasını istediğimiz gibi; Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin ve Dürzilerin hepsinin kendi haklarına sahip olduğu bir anayasa olmalı. İsveç’te bir anayasa var. Azınlıkların kendi dillerinde eğitim hakkı var; ister 20.000 kişi olsun ister daha az, her çocuğun ana dil hakkı vardır. Demokratik ve çok laik bir şekilde, eğer istersek biz de buna sahip olabiliriz. Ama eğer siyasi partiler ideolojiyi ‘tek adam, tek ses’ anlayışıyla, Şah’ın oğlu Pahlavi’nin söylediği gibi yürütürse bu demokrasi olmaz. Sadece kendi grubunu ve üyelerini saymak, diğer insanları hesaba katmamak demokrasi değildir. Demokrasi böyle değildir. Demokrasi herkes için olur. Bu da anayasa, özgür medya, özgür üniversite ve laik okul demektir. Çocukların en başından itibaren kadınlara ve erkeklere, kendileri gibi olmayan insanlara, aynı renkte, aynı yeteneklere sahip olmayanlara saygıyı öğrenmesi demektir.”