Çocuk odaklı habercilik nerede; medya kimi yargılıyor? 2026-03-29 09:10:16   Derya Ceylan   HABER MERKEZİ - Yargı paketinde çocuklara ilişkin kavramlar tartışılırken, medya çocukları hâlâ güvenlikçi, damgalayıcı ve cezalandırıcı bir dille haberleştiriyor. Çocuk odaklı haberciliğin geri plana itildiği bu dil, çocukları korumak yerine hedef haline getiriyor.   Yargı paketleri gündeme geldiğinde kamuoyunun dikkati çoğu zaman ceza oranlarına, yaş sınırlarına ve infaz düzenlemelerine çevriliyor. Son aylarda da benzer bir tablo oluştu. Adalet Bakanı Akın Gürlek, geçtiğimiz Şubat ayında “suça sürüklenen çocuk” kavramı da dahil olmak üzere yasal değişikliğe gidileceğini açıkladı; aynı tartışma Meclis’te kurulan komisyonun gündemine de taşındı. Böylece çocuk adaleti yeniden “ceza”, “yaş sınırı” ve “düzenleme” ekseninde konuşulmaya başlandı.   Medyanın kurduğu dil   Ancak asıl sorun yalnızca yasa metinlerinde kullanılan kavramlar değil. Daha derin sorun, medyanın çocukları hangi kelimelerle kurduğu. Çünkü toplum, çocukları çoğu zaman mahkeme kararlarından önce manşetler üzerinden tanıyor. Yargı paketindeki düzenlemeler tartışılırken bile haber siteleri ve ekranlar, çocuğu çoktan bir “güvenlik sorunu”, bir “asayiş başlığı”, hatta kimi zaman doğrudan bir “tehdit figürü” olarak sunuyor. Bu da çocuk adaletine ilişkin tartışmayı hak temelli zeminden koparıp cezalandırıcı bir hatta sürüklüyor. Bu nedenle çocuk odaklı habercilik açısından medyanın dili ayrıca ele alınmalıdır. Medyada çocuklar çoğu zaman “kurban”, “zavallı” ya da “suçlu” kalıpları içinde temsil ediliyor ve bu dil çocukları toplumsal olarak yaftalayan, ötekileştiren ve yeni zararlarla karşı karşıya bırakan bir çerçeve kuruyor.   Başlıklarda damgalayıcı çerçeve   Son dönemde kullanılan başlıklara bakmak bile bu dili görmek için yeterli. Anadolu Ajansı’nın Şubat ayında yayımladığı dosya serisinin ana başlığı “Küçük Yaş, Büyük Suç” oldu. Aynı dosyada “Çetelerin kirli oyunlarına bulaşan çocuklar…” ve “Suç örgütleri çocukları… ‘araç unsur’ olarak kullanıyor” gibi başlıklar da kullanıldı. Bu başlıklar, çocukların maruz bırakıldığı sömürü ve yönlendirme ilişkisini görünür kılmak yerine, ilk anda “suç”, “çete”, “kirli oyun” ve “araç unsur” kelimeleriyle bir tehdit dili üretiyor. Başlık daha en başta çocuğu suçla özdeşleştirerek hedef haline getiriyor.   Yapısal nedenleri gören örnekler   Bir diğer örnek ise T24’te BBC Türkçe imzasıyla yayımlanan “Yoksulluk, dağılmış aileler, çeteler: Çocuklar nasıl suça sürükleniyor, çözüm için neler yapılmalı?” başlıklı haber. Bu haberde mesele aynı zamanda yoksulluk, aile yapısı, sosyal çevre ve suç ağları üzerinden ele alınıyor. Benzer biçimde Cumhuriyet’te yayımlanan “Şiddet sarmalındaki çocuklarımız” başlıklı yazı da çocuğu şiddetin içine iten toplumsal koşulları ele alıyor. Bu örneklerde çocuğun hangi koşullar altında bu duruma maruz bırakıldığına dikkat çekilmesi önemli. Ancak burada da çocuğun suç ve şiddet eksenli bir çerçeve içinde anılmasının yarattığı ötekileştirici etki ortadan kalkmıyor.   Çocuk odaklı habercilik neden gerekli?   Çocuk haberciliğinde sorun sadece sözcükler değil, haberciliğin hangi tarafta durduğudur. Suçlayıcı, hedef gösteren ve yargılayan bir dil, çocuğun yaşam koşullarını görünmez kılar. Çocuğa yönelik aile içi şiddet, ihmal, cinsel suçlar, çocuk yaşta çalıştırılma, çocuk yaşta evlendirilme, eğitime erişememe, göç, bağımlılık ve sosyal dışlanmanın görünmez kılındığı bir habercilikte geriye yalnızca “olay” kalır. Böylece çocuk, sistemin cezalandıracağı bir özne olarak kamuoyuna yansır. Oysa çocuk haberciliğinde öncelik, çocuğu hedef alan bir dil kurmamak olmalı. Ancak siyasetin dili de daha cezalandırıcı bir hatta ilerlerken, bu dil manşetlere taşınıyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in geçtiğimiz günlerde sadece kavram değişikliğini değil, gerekirse cezaların ağırlaştırılabileceğini ve çocuklara özgü infaz hükümlerinde değişiklik yapılabileceğini söylemesi de bu yaklaşımı güçlendiriyor. Böyle bir siyasi atmosfer içinde medya, çocukları anlamaya değil, onları yaftalayan ve peşinen suçla özdeşleştiren bir dile yöneliyor. Yargı paketindeki tartışma da medya aracılığıyla kamuoyunda hızla “çocuklar nasıl daha sert cezalandırılır” sorusuna indirgeniyor.   Teşhir ve medya yargısı   Tam da burada şunu sormak gerekiyor: Medya, çocukları haberde nasıl adlandırıyor? “Çocuk çetesi”, “küçük suç makinesi”, “dehşet saçan çocuklar”, “torbacı çocuklar” gibi kalıplar yalnızca tık getiren manşetlerden ibaret değil; çocuğu toplumsal olarak yaftalıyor, maruz bırakıldığı ihlalleri görünmez kılıyor ve devletin sorumluluğunu geri plana itiyor. Aynı zamanda henüz yargı süreci tamamlanmadan medya yargısı devreye giriyor. Üstelik kimi haberlerde çocukların fotoğrafı, görüntüsü, okul ya da mahalle bilgisi gibi kimliklerini açığa çıkarabilecek ayrıntılara yer verilmesi, çocukları yeniden hedef haline getiriyor. Çocuğun geleceğine, eğitimine ve toplumsal ilişkilerine zarar verecek bir dil kullanılmaya devam ediliyor. Bu dil yalnızca birkaç saniyelik dikkat üretmekle kalmaz; çocuğun yaşamı boyunca karşısına çıkabilecek bir soruna dönüşür. Çocuk odaklı habercilikte esas öncelik, bunu görmek ve buna göre bir empati dili kurmaktır. Medyada ihtiyaç duyulan, çocuğu susturan değil, çocuğun yerini görünür kılan bir haberciliktir.   Hak temelli habercilik ihtiyacı   Çocuklar, erkek egemen, devletçi ve cezalandırıcı politikaların ortasında korunmayan, sonra da haberlerde suçla özdeşleştirilen özneler haline getiriliyor. Oysa çocuk adaleti, güvenlik söylemiyle değil; hak, toplumsal sorumluluk ve koruma ekseniyle konuşulmalıdır. Medya çocukları “tehlike” olarak değil, korunması gereken hak özneleri olarak görmek zorundadır. Çünkü bir çocuğu haberde nasıl adlandırdığınız, ona nasıl bakıldığını da belirler.   Bugün en büyük sorunlardan biri, bu konu Meclis’te tartışılırken medyanın çocukları manşette çoktan mahkûm etmiş olmasıdır.