Prof. Dr. Gülnaz Karatay: Gülistan Doku Dêrsim’in hafızasına işledi 2026-04-17 09:35:41   Şehriban Aslan - Rojda Aydın   DÊRSIM - Dêrsim’in geçmişten gelen bir travması olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gülnaz Karatay, Gülistan Doku olayının da toplumda büyük bir travma yarattığını ve benzer duyguları yeniden yaşattığını söyledi.   Bir kentin hafızası, yalnızca geçmişte yaşananlarla değil, yüzleşilemeyen acılarla da şekillenir. Gülistan Doku’nun 6 yıl önce kaybolması, Dêrsim’de yıllardır biriken travmaların yeniden gün yüzüne çıkmasına neden olurken, bireysel bir kaybın çok ötesinde toplumsal bir yaraya dönüştü. Bu olay, yalnızca bir adalet arayışı değil; aynı zamanda gömülememiş yasların, tamamlanamamış hikâyelerin ve süreklilik gösteren bir güvensizlik duygusunun ifadesi oldu. Aradan geçen yıllara rağmen belirsizliğin sürmesi, toplumun hafızasında derin boşluklar yarattı. Bu boşluklar ise geçmiş deneyimlerle doldurularak kolektif bir travma bağı kurdu. Bugün gelinen noktada ortaya çıkan yeni gelişmeler, yalnızca gerçeğe biraz daha yaklaşmayı değil, aynı zamanda bastırılmış acının yeniden alevlenmesini de beraberinde getiriyor.   Toplum ruh sağlığı alanında çalışan Munzur Üniversitesi akademisyeni Prof. Dr. Gülnaz Karatay, Gülistan Doku olayına dair değerlendirmelerde bulundu.   Kentin zaten bir travma sahnesi olduğunu, geçmişten gelen travmatik bir yük taşıdığını söyleyen Gülnaz Karatay, bu travmada güncel sorunların da oldukça döngüsel bir nitelik arz ettiğini belirtti. Gülnaz Karatay, “Bu döngüler 60’lar, 70’ler, 80’ler, 90’lar ve günümüzde tekil gibi duran ama aslında tekil olmayan olaylarla tekrar ediyor. Toplumun bu meseleyi nasıl gördüğünü yorumlamak gerekiyor. Toplum, Gülistan Doku olayında anlık olarak geçmişle bugün arasında bir travma bağı kurdu. Çünkü hafızasında özellikle kayıp, uzun süren ve failinin bilinmediği durumlara ilişkin bir bilgi var. Bu meselenin 5 buçuk yıllık, daha doğrusu 6 yıla yaklaşan sürecinin akıbeti belli olmadığı için toplum, hafızadaki bu boşlukları tahmin ederek doldurmaya çalıştı. Bunu da geçmişteki deneyimlerle birleştirerek yaptı. Ne olmuş olabileceğini toplum bu deneyimlerle tahmin etmeye çalıştı. Bu bağlamda geçmişle bir travma bağı kurulmuş oldu. 6 yıldır aslında bütün toplum; sadece kadınlar değil, genç kızlarımız, yaşlılarımız, kadın derneklerimiz ve sivil toplum, Gülistan’la yatıp Gülistan’la kalkıyor” dedi.   ‘Türkiye adalet sistemi açısından bir eşikti’   Toplumun yaşananları hafızasına yerleştirdiğini kaydeden Gülnaz Karatay, “Hafızalaştırmak da önemli bir şey. Gülistan vakası esasında Dêrsim’in hafızasına işledi. Toplum, onun yasını tutmaya çalışıyor. Farkındalık, duyarlılık ve bir eylemlilik var. Gülistan Doku, Dêrsim’in kızı ve travması da Dêrsim’in hanesine yazıldı. Dêrsim’de Gülistan Doku’nun adını bir parka verdik. Böylece bu travmayı mekânsallaştırmış da olduk. Fakat sorun şu; coğrafyamız zaten uzun süredir gömülememiş ölülerin olduğu bir coğrafyadır. Gülistan da gömülememiş bir ölü gibi hafızada yer etti. Elbette ölü olup olmadığını henüz bilmiyoruz, ancak ortaya çıkan iddialardan kaynaklı böyle konuşuyoruz. Eğer Gülistan bulunabilseydi yas süreci tamamlanacaktı. Bu gömülememiş, tamamlanmamış yasın acısını, son yaşananlar nedeniyle bir kez daha hepimiz yaşadık. Çünkü toplumun hafıza boşluğunda doldurduğu şeyin aslında gerçek kanıtlarla sunulması, bize bir taraftan umut oldu. Bu, Türkiye adalet sistemi açısından bir eşikti” diye belirtti.   ‘Öğrencimizi merak etmek suç oldu’   “Bir organize kötülük içinde olduğumuz kesin” diyen Gülnaz Karatay, şöyle devam etti: “Bunun bir halkası da üniversite. Bugüne kadar, özellikle Gülistan’ın kaybolduğu yıllarda görev yapan eski rektör, Gülistan Doku’nun adını bir kez bile ağzına almadı. Oysa bu bizim öğrencimizdi. Tam tersine, bunu gündemleştirmediği gibi, sahnelerde aileyi onore etmek yerine, mezuniyet sahnesinde aileye Gülistan adına bir belge vermeye kalktı. Bunun nasıl bir yıkıcı etkisi olabilir, düşünmek gerekir. Oysa bu acıyı, aileyi onore ederek bir nebze hafifletebilirdi. Ancak ailenin yaka paça sahneden çıkarıldığını gördük. Hafıza bunları unutmuyor. Yine biz hocalar olarak Gülistan’ın akıbetini sorduğumuz için köprü başlarında çok yakın takibe alındık, sanki bu yasa dışı bir faaliyetmiş gibi yaklaşıldı. Biz sadece öğrencimizi merak ettik. Bu bile suç unsuru haline getirildi” diye aktardı.   ‘Güvende değiliz’   Kamusal sorumluluğu bulunan ve bu organize kötülüğün parçası olan herkesin hukuk önünde tek tek hesap vermesi gerektiğine dikkat çeken Gülnaz Karatay, “Aksi halde biz yüzleşip iyileşemeyiz. Yüzleşebilmek için bu faillik ilişkisinin net bir şekilde ortaya çıkarılması gerekiyor. Bugün duyduğumuz kanıtlar, bizi gerçekten nasıl bir toplumda yaşadığımıza ilişkin dehşete düşürüyor. Eğer durum buysa, gerçekten hiçbirimiz güvende değiliz. Hastanede kayıtlar silinebiliyorsa hiçbirimiz güvende değiliz. MOBESE kameraları manipüle ediliyorsa, mülki amirler sahip oldukları gücü toplumu korumak yerine kendilerini korumak ya da çıkar sağlamak amacıyla kullanıyorsa, hiçbirimiz güvende değiliz. Bu yüzden bu ifşaların ve tanıklıkların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun bir etik sorumluluk olduğuna inanıyorum. Herkesin bu konuda sorumluluğu var ve devamının gelmesini diliyorum” ifadelerini kullandı.