Toplumsal hafızanın sesi: Gülistan'ı yok ettiler, devlet biliyor! 2026-04-26 09:05:13   Melike Aydın   İSTANBUL – Gülistan Doku dosyasının Türkiye’deki cezasızlık sisteminin, toplumsal cinsiyet temelli şiddetin ve güvenlikçi devlet paradigmasının kesişim noktası olduğunu belirten TOHAV Avukatlarından Esma Yaşar, "Gülistan'ı yok ettiler, devlet biliyor" diyen toplumsal hafızanın haklılığına dikkat çekti.   Dersim’de 5 Ocak 2020 yılında “kaybolan” Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin 6 yıl sonra gelişme yaşandı. Olayla ilgili dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir’in de aralarında olduğu birçok kişi tutuklandı. Gülistan Doku olayı 1990’lı yıllarda yaşanan kayıpları akıllara getirdi.    Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) avukatlarından Esma Yaşar, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   Bir 'intihar' senaryosuyla karartılan deliller   Gülistan Doku’nun kaybolduğu ilk günden itibaren soruşturmanın bilinçli bir yönlendirmeyle intihara sürüklenme eksenine sıkıştırıldığını hatırlatan Esma Yaşar, "Gülistan Doku yalnızca bir münferit kayıp olayı ya da münferit olarak kadına yönelik cinayet dosyası olarak değil de, aslında daha derine dayanan Türkiye'deki cezasızlık, toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve güvenlikçi devlet politikası arasındaki kesişim noktası olarak düşünmek gerekiyor. Aslında bugünden o güne baktığımızda bu intihar söyleminin ya da intihar durumuna ilişkin yönlendirmenin bir amacının olduğunu görüyoruz. Bugün baktığımızda aslında o intihar durumu araştırılırken arka planda delillerin yok edildiğini görüyoruz ve tam da aslında Gülistan'ın nerede olduğu, akıbetinin ne olduğuna ilişkin çalışmalar, araştırmalar henüz yeni başlarken bu yapılıyor” dedi.   ‘Aradan geçen 6 yıldan sonra’   Neden aradan 6 yıl geçtikten sonra faillerin ortaya çıkarılmaya çalışıldığını soran Esma Yaşar, “Gülistan ilk kaybolduğunda aile sürekli ihbarlarda bulunuyor, emniyete gidip geliyor. Bu deliller neden 6 yıl önce toplanmadı? Bugün vali ve emniyet birimindeki kişilerin delilleri yok etmekle suçlandığını görüyoruz. Aradan geçen bu kadar yıl sonra o delillere ulaşabilmek de zaten ayrı bir problem taşıyor" şeklinde konuştu.    Cezasızlık örüntüsü: "Fail de kolluk, delil toplayan da"   Esma Yaşar, Türkiye’deki yargılama pratiğinde kolluk güçlerinin veya kamu görevlilerinin fail veya şüpheli olduğu dosyalarda ortaya çıkan "delil yetersizliği" beraatlarının tesadüf olmadığını, bunun sistematik bir örüntü olduğunu vurguladı. Esma Yaşar, "Özellikle ceza yargılaması mantığında baktığımızda; bir eylem vardır ve o fiille ilişkisi kurulmuş deliller aracılığıyla kişi cezalandırılır. Ancak CMK’ye baktığımızda, kolluğun fail olduğu davaların çok büyük kısmında biz 'delil yetersizliğinden beraat' görüyoruz. Bu beraatlar aslında başka bir örüntüyü bize gösteriyor. O deliller zaten o polis ve emniyet birimlerince toplanıyor. O ilde bulunan ya faillerin kendileri ya da faillerin arkadaşları, meslektaşları tarafından toplanıyor. Ve kaybediliyorlar, yok ediliyorlar da. Daha sonra bir dava açılsa dahi ortada delil kalmadığı için beraat kararları veriliyor. Umuyorum ki bu davada öyle olmaz. Türkiye tarihinde bir valinin tutuklandığı başka bir olay hatırlamıyorum; bu ciddi bir kırılma noktasıdır. Büyük bir beklenti içindeyiz. Gülistan'ın önce bedenine ulaşılmasını, ardından faillerin cezalandırılmasını istiyoruz" ifadelerini kullandı.   "Devlet benim" kalkanı ve özel savaş politikaları   Dönemin mülki amirlerinin ve güvenlik güçlerinin kendilerini hukukun üstünde konumlandırmasını eleştiren Esma Yaşar, bu durumun ideolojik kökenleri olduğunu ifade etti. Esma Yaşar "Vali gözaltına alındığında 'Ben devletin valisiyim, emniyette ifade vermem' gibi bir açıklamada bulunmuş. Bu söylem bize yabancı değil. Normal bir polis bile bir işkence veya şiddet eylemi gerçekleştirdiğinde 'Devlet benim' diyebiliyor. Bu basit bir söz değil; çünkü biliyorlar ki hiçbir şeyin hesabı sorulmayacak, ceza almayacaklar, itibarlarını kaybetmeyecekler. Devletin bir kalkan gibi onları koruduğunu biliyorlar. Bu noktada 'Özel savaş politikaları' meselesini tartışmamız gerekiyor. Bu rejim, toplumu sadece askeri yolla değil; eğitim, sosyal ve kültürel yollarla yok etmeyi, toplumsal dokuyu çözmeyi ve yerel hafızayı parçalamayı hedefler. Özellikle Kürdistan'da kadınlara yönelik şiddet, fuhuş ve uyuşturucunun artması, Kürt kadın ve gençlerinin güvenlik güçleriyle kurduğu 'sosyal' ilişkiler bu politikaların görünüm biçimleridir. Bu yüzden adalet talebimiz sadece yargısal değil, toplumsal boyutta da güçlü olmalıdır" dedi.   Zorla kaybetme ve tortulaşmış toplumsal hafıza   Gülistan Doku’nun akıbetinin hala bilinmiyor oluşunun 1990’lı yılların karanlık hafızasını tetiklediğini söyleyen Esma Yaşar, Dêrsim’in tarihsel arka planına dikkat çekti. Esma Yaşar, şöyle dedi: “Gülistan'ın bedeni 6 yıldır bulunamadı. Bu durum bize zorla kaybetme suçunu anımsatıyor. Hukuki açıdan doğrudan devlet eliyle bir alıkonulma belgelenmediği için farklı tanımlanabilir ama biz biliyoruz ki 90’lardaki zorla kaybetme dosyalarındaki cezasızlık bu sonuçları doğurdu. Gülistan kaybolduktan bir hafta sonra Dêrsimli bir kadının sokak röportajında 'Gülistan’ı yok ettiler, aileyi baraja yönlendiriyorlar ama devlet biliyor' demesi müthiş bir öngörüydü. Bu öngörü; Dêrsim Katliamı’ndan 90’lara, sokağa çıkma yasaklarından bugüne biriken toplumsal hafızanın sonucudur.”    ‘Kaybetmelere Karşı Sözleşmeye etkin soruşturma yükümlülüğü oluşturuyor’   Gülistan Doku’nun dosyasının ele alınma şeklinin 1990’lardaki kayıpların dosyalarıyla benzemediğinin altını çizen Esma Yaşar, bu dosyalarda Türkiye’nin Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’ye taraf olmadığı için 'insan öldürme' suçu üzerinden yürütüldüğünü ve zaman aşımı riskiyle karşılaştığını ifade etti. Esma Yaşar, “Sözleşmeye taraf olunsaydı zaman aşımı söz konusu olmazdı. Devletin 'etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü' birincil yükümlülüktür ve bu yükümlülük Gülistan dosyasında 6 yıl boyunca yerine getirilmemiştir" dedi.    ‘Gülistan Doku nerede?’   Dêrsim gibi tarihsel olarak ağır kayıpların yaşandığı bir coğrafyada adaletin yerini bulmasının hayati olduğunu belirten Esma Yaşar, son olarak şunları söyledi: "Yaşanılan her şey birbirinin üstüne eklenerek, tortulaşarak devam ediyor. Cumartesi Anneleri 30 yıldır boşuna Galatasaray Meydanı'nda değil. Biz de bu vesileyle tekrar sormak istiyoruz: Gülistan Doku nerede? Sadece faillerin tespiti değil, Gülistan'ın bir an önce bulunması ve bu cezasızlık zırhının artık parçalanması gerekiyor. Adalet mücadelemiz, tüm mekanizmalar işletilene kadar sürecek."