Yoklukta sanat, sahnede direniş 2026-05-02 09:02:06   Rojda Aydın    AMED - Savaşın ve yoklukların ortasında tiyatroyu bir direniş alanına dönüştüren Shireen Alshoufi, sahneyi hem kendi hikâyesini hem de sesi duyulmayanların yaşamlarını anlatmanın güçlü bir yolu olarak görüyor.   Savaşın gölgesinde bile sahneden vazgeçmeyenlerin hikâyesi, bazen tek bir insanın sesiyle bir ülkenin ruhunu duyurur. Suriye’nin Süveyda kentinde renkli sokaklarından yükselen bu ses, tiyatroyu yalnızca bir sanat değil, bir direniş biçimi olarak gören tiyatrocu Shireen Alshoufi’ye ait. Kısıtlı imkânların, kayıpların ve zorlu yaşam koşullarının içinden doğan; sanatın, insanın en karanlık anlarında bile nasıl bir sığınak ve ifade alanı olabildiğini gözler önüne seriyor. Annesini kaybetmenin derin acısıyla tanıştığı tiyatro sahnesi, Shireen Alshoufi için zamanla bir kaçıştan öteye geçerek, hem kendi hikâyesini hem de sesi duyulmayanların anlatılarını taşıdığı güçlü bir platforma dönüşmüş durumda.   Uzun ve zorlu yolculukların ardından Bakurê Kurdistan’a ulaşan Shireen Alshoufi, kararlı duruşunu bu kez Amed sahnelerine taşıdı. Sanatını sınırların ötesine taşıyan Shireen Alshoufi, “Al Mandil” adlı oyunuyla izleyiciyle buluştu; sahnede kurduğu güçlü anlatı ve beden diliyle izleyicileri derinden etkileyerek, ışıkların altında yükselen alkışların odağı oldu.   Ve şimdi sözü ona bırakıyor; hayatını, mücadelesini ve tiyatroyla kurduğu derin bağı kendi ağzından dinliyoruz.   Süveyda: Sanatın yeşerdiği kent Süveyda’nın sanat ve yaşam sevgisiyle dolu, çok renkli bir şehir olduğunu belirten tiyatrocu Shireen Alshoufi, bu kentin sınırlı kaynaklara rağmen birçok sanatçı yetiştirdiğine dikkat çekti. Bu durumun kendisi için büyük bir anlam taşıdığını ifade eden Shireen Alshoufi, “Süveyda, sanat ve yaşam sevgisiyle dolu, çok renkli bir şehir. Bence bu huzurlu topluluğun içinde olmak, sanatçılara gerçekten değer veren ve onlara alan tanıyan bir topluluk. Sınırlı kaynaklara sahip olmasına rağmen, bu şehirden birçok sanatçı yetişiyor ve bu çok anlamlı bir şey” dedi.   Kısıtlı imkanlar, güçlü yaratıcılık   Kısıtlı imkanlar içinde sanatı öğrenmek zorunda kaldığını dile getiren Shireen Alshoufi, bu durumun yaratıcılığını beslediğini vurgulayarak, “Bu yüzden her zaman, kısıtlı kaynaklarla sanatı destekleyen bu güzel toplulukla çevriliydim. Bu nedenle, çok zor koşullar altında sanatımı yapmayı öğrendim. Ancak, minimum kaynaklarla yaratıcı olabilmek, elinizden gelen her şeyi yapmaya çalışmak, mesajı ve hikâye anlatımını iletmek gerçekten anlamlıydı” ifadelerini kullandı.   Kaybın ardından sahneyle tanışma   Annesini 2015 yılında bir trafik kazasında kaybettiğini aktaran Shireen Alshoufi, bu kaybın hayatında derin bir kırılma yarattığını belirtti. Shireen Alshoufi, tiyatro ile tanışma sürecini ise şu sözlerle anlattı: “Annemi 2015'te bir trafik kazasında kaybettim. Çok kötü bir ruh ve duygusal durumdaydım. Bir arkadaşım bana ‘Hadi Tiyatro Sanatları Yüksekokuluna gidelim ve bu tiyatro gösterisini izleyelim’ dedi. Böyle bir yerin varlığından bile haberim yoktu.”   Seyirciden sahneye uzanan yol   İlk kez izlediği tiyatro oyununun kendisini derinden etkilediğini söyleyen Shireen Alshoufi, sahnede olma arzusunun bu şekilde ortaya çıktığını belirterek, “Seyirciler arasında otururken beni gerçekten derinden etkilediler ve anlatacak çok şeyim olduğunu hissettim. O gün mimarlık okuyordum ve bu diğer lisans programını da okumaya karar verdim” dedi.   İki lisans, tek tutku   Aynı anda iki lisans programı yürütmenin zorluğuna değinen Shireen Alshoufi, buna rağmen bu sürecin kendisi için öğretici olduğunu ifade etti. Suriye toplumunun çeşitliliğine de dikkat çeken Shireen Alshoufi, “Evet, bence Suriye çok çeşitli bir toplum. İnsanlar çok farklı. Farklı kültürlerden geliyorlar, her şehrin kendine özgü bir yaşam tarzı var ve bunu sanatlarında da görebilirsiniz” diye konuştu.   Sahnenin sınırsız olanakları   Sahnenin sunduğu sınırsız imkanlara vurgu yapan Shireen Alshoufi, eğitim aldığı Yüksek Dramatik Sanatlar Enstitüsü’nün kendisi üzerindeki etkisini anlatarak, “Sahne üzerinde yapabilecekleriniz konusunda sınırsız olanaklar var. Bu çalışma bana gerçekten çok yardımcı oldu” şeklinde konuştu.   Sanat: Hayatta kalmanın yolu   Sanat ile yaşam arasındaki bağın savaş koşullarında daha da görünür hale geldiğini belirten Shireen Alshoufi, sanatın kendisi için bir çıkış yolu olduğunu şu sözlerle dile getirerek, “Sanatçı kimliğinizle, çok zor koşullar altında yaşayan bir insan olarak kendinizi birbirinden ayırmak çok zor. Bu yüzden tek çıkış yolumuz buydu. Onsuz, bence savaşta sanat olmadan hayatta kalamazdım” diyerek tiyatroya olan bağlılığını dile getirdi.   İmkânsızlıklar içinde üretmek   Zor koşullara rağmen tiyatro yapmaya devam ettiklerini anlatan Shireen Alshoufi, “Çok soğuk bir tiyatroda prova yapıyorduk. Elektrik yoktu, kaynak yoktu, fon yoktu. Ama iletmek istediğimiz mesaj, koşullar ne olursa olsun başarabileceğimize inanmamızı sağladı” dedi.   ‘Tiyatro benim evim’   Tiyatronun kendisi için taşıdığı anlamı tek bir kelimeyle ifade edemeyeceğini belirten Shireen Alshoufi, tiyatroyu bir kaçış ve direniş alanı olarak tanımlayarak, “Tiyatro benim kaçış noktam, evim, direniş platformum oldu” dedi.   ‘Gösteri devam etmeli’   Geleceğe dair hayallerinden de söz eden Shireen Alshoufi, bir gün yeniden Suriye’de sahne almak istediğini belirterek, “Bir gün geri dönüp bu hikayeleri Suriye'de, kendi evimde anlatmak isterim. Dışarıda ne olursa olsun tiyatro yapmaya devam eden insanlar var. Gösteri devam etmeli” ifadelerini kullandı.   ‘Elimden gelenin en iyisini yapacağım’   Kadınlara yönelik gözlemlerini de paylaşan Shireen Alshoufi, özellikle İsveç’teki kadınların mücadelesine duyduğu saygıyı dile getirerek, onların çok yönlü roller üstlendiğini ve güçlü bir direniş sergilediklerini söyledi. Shireen Alshoufi, “Onların hikayelerinin anlatılmayı hak ettiğini düşünüyorum ve bir gün onları anlatmak için elimden gelenin en iyisini yapacağım” diyerek sözlerini tamamladı.