Arzu Yılmaz: Türkiye’nin A planı Kürtlerle ittifak değil 2026-05-21 09:06:00   Melike Aydın   İSTANBUL - Ortadoğu’da değişen enerji ve güvenlik mimarisini değerlendiren siyaset bilimci Arzu Yılmaz, ABD’nin bölgeden çekilme arayışında olduğunu, Çin’in ise diplomatik ve ekonomik etkisini artırdığını belirtti. Arzu Yılmaz, Kürtlerin yeni dönemi Türkiye ile ittifak temelinde karşılamak istediğini ancak Ankara’nın henüz bu yönde bir strateji geliştirmediğini ifade etti.   Ortadoğu’da ABD-Çin rekabeti, İsrail-İran gerilimi, İbrahim Anlaşmaları sonrası değişen bölgesel dengeler ve yeni enerji-güvenlik koridorları üzerinden şekillenen dönüşüm tartışmaları sürüyor. ABD’nin bölgedeki pozisyonunu yeniden tanımlama arayışı, Çin’in ekonomik ve diplomatik etkisini artırması, İsrail’in güvenlik krizleri ve bölge ülkelerinin yeni ittifak arayışları; Türkiye’nin dış politikası ile Kürt meselesinin geleceğine dair tartışmaları da yeniden gündeme taşıyor. Küresel güç dengelerindeki değişimin Ortadoğu’daki statükoyu nasıl etkileyeceği, bölgesel aktörlerin hangi eksenlerde konumlanacağı ve Kürtlerin bu süreçte nasıl bir siyasal pozisyon alacağı ise en çok tartışılan başlıklar arasında yer alıyor.   Hewler Üniversitesi akademisyenlerinden siyaset bilimci Arzu Yılmaz, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyareti üzerinden Ortadoğu’daki yeni güç dengelerini, Türkiye-İsrail ilişkilerini ve Kürt siyasetine olası etkilerini değerlendirdi.   Ziyaretin, İran Savaşı'nda ateşkesin ne kadar daha sürdürüleceği tartışmalarının gündemde olduğu bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle Orta Doğu açısından sonuçlarına odaklanıldığını dile getiren Arzu Yılmaz, aslında Çin-Amerika ilişkilerinin Orta Doğu'dan daha büyük küresel bir ajandası olduğunu söyledi. Uluslararası literatürde “Great Power Competition” adı verilen büyük güç savaşlarının iki aktörünün tartışmalı pozisyonlarına işaret eden Arzu Yılmaz, "Bu bir büyük güçler savaşıysa Çin ve Amerika tartışmasız bu işin tarafıdır ve hamlelerin küresel bir gündemi vardır. Çin kendi politik zeminini korurken, Amerika tarafında bir yalpalama görüyoruz; bunu gümrük duvarları tartışmalarında da tecrübe ettik. 3. Dünya Savaşı ihtimali hep havada asılı dursa da bugünkü aşamada iki liderin buluşması, rekabetin devam ettiğini ama müzakerenin çatışmanın önüne geçtiğini bize gösteriyor" diye konuştu.   ‘Amerika’nın önceliğinin Batı Yarımküre olduğunu gördük’   ABD’nin strateji belgelerindeki önceliklerine ve Tayvan politikasının satır aralarına işaret eden Arzu Yılmaz, kısa vadede çatışmadan ziyade rekabetin öne çıkacağını kaydetti. Arzu Yılmaz, "Trump döneminde yayınlanan ulusal güvenlik strateji belgesi bu ziyaretin altyapısıydı. Amerika'nın dış politikasında Asya öncelikli bir risk alanı olarak konsolide edilse de bu belgeyle asıl önceliğin Batı Yarımküre olduğunu anladık. Trump'ın son açıklamaları da kısa vadede büyük bir çatışmadan ziyade müzakereyle yürütülecek bir rekabet öngörüsünü destekliyor. Nitekim Trump, Tayvan konusunda net bir destek vermeyeceğini açık ederek Çin için en kritik siyasi maddeyi de masaya sermiş oldu" sözlerini kullandı.   ‘Trump bu konuda eli boş dönmüş görünüyor’   ABD’nin Ortadoğu’daki pozisyonunu ve Çin ile diplomatik ilişkilerini yorumlayan Arzu Yılmaz, Donald Trump’ın beklentilerinin karşılanmadığını ifade etti. Arzu Yılmaz, "Amerika bölgeden çıkış planı arıyor ve işin içinden çıkamıyor. Bu yüzden ziyaret öncesinde Amerika'nın Çin'den yardım isteyeceğini, İran'a ateşkes ve kendi şartlarının kabulü konusunda baskı yapmasını talep edeceğini öngörüyordum. Ancak açıklamalara bakılırsa Trump bu konuda eli boş dönmüş görünüyor; Çin'in İran'a baskı uygulayacağına dair hiçbir işaret çıkmadı" dedi.   ‘Çin, askeri varlık açısından ABD’nin bıraktığı boşluğu kısa vadede doldurmaz’   “ABD’nin Ortadoğu’daki sorunları bölge aktörlerine ihale edip çekilme yoluna girdiyse, Çin'in bu boşluğu ne kadar dolduracağı sorusu öne çıkıyor” diyen Arzu Yılmaz, ABD’nin Çin'in diplomatik olarak buraya daha fazla müdahil olmasını sorun etmediğini dile getirdi. Arzu Yılmaz, “Ancak Çin, askeri varlık açısından Amerika'nın bıraktığı boşluğu kısa vadede dolduramaz; varlığı askeri değil, ekonomik ve diplomatik düzeydedir. Çin zaten bölge ülkelerinin bir numaralı ticaret ortağıdır, son süreçle birlikte diplomatik profili de yükselmektedir" diye ifade etti.   ‘Çin statükonun korunmasından yana’   Gelişmelerin Kürt siyasetine yansımalarını ve bölgedeki aktörlerin konumlanışını değerlendiren Arzu Yılmaz, Çin’in net bir şekilde statükonun korunmasından yana olduğunun altını çizdi. Arzu Yılmaz, “Amerika'nın çekilmesi statükonun değişimini kaçınılmaz olarak tetikleyecekken, Çin'in diplomatik ve ekonomik aktör olarak etkinliğini artırması, bu güç boşluğunda statükonun değişme ihtimalini engellemeye dönük bir çaba olacaktır" dedi.   ‘ABD ve müttefikleri arasında ciddi bir makas oluşuyor’   Suudi Arabistan dahil bölge ülkelerinin ABD sonrası döneme uzun süredir hazırlandığını belirten Arzu Yılmaz, bu ülkelerin Rusya ve Çin ile ilişkilerini de bu yüzden geliştirdiklerini ifade etti. Arzu Yılmaz, “Çin'in bugüne kadar ‘iç işlerine karışmama’ üzerine kurulu sınırlı bir politikası vardı ancak son 4 yılda BM düzleminde Filistin davasına verdiği destekle bu politikada görece yeni bir pozisyon aldı. Dolayısıyla Amerika sonrası bölge projeksiyonunda müttefiklerin ilişkileri arasında ciddi bir makas oluşuyor" sözlerine yer verdi.   ‘Asıl İsrail’in bir çıkış planına ihtiyacı var’   İsrail’in 1948’den bu yana inşa ettiği güvenlik duvarının yıkılmakta olduğunu ve bir çıkış planı arandığını söyleyen Arzu Yılmaz, “Amerika bir çıkış planı telaşında ama asıl İsrail'in bir çıkış planına ihtiyacı var; nitekim erken seçim kararları ve koalisyondaki çatlaklar bunun işareti. Bu zorluğu derinleştiren bir diğer unsur da Amerikan iç kamuoyunda İsrail'e karşı gelişen antipatidir. Halkın eğilimleri artık dış politika tercihlerini doğrudan etkiliyor ve bu durum iki ülke tarihindeki en önemli eşiklerden biridir" diye kaydetti.   ‘Türkiye ile İsrail’in işbirliği ihtimali çok daha yüksek’   Türkiye’nin bölgedeki operasyonel arayışlarına ve yeni enerji koridorlarına işaret eden Arzu Yılmaz, "Türkiye, Amerika'nın açtığı yolda kendisine ortaklar arayarak Sünni damar üzerinden Arap coğrafyasında operasyonel olmaya çalışıyor. Bölgedeki alt-üst oluşu fırsat bilerek Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin sahasında etki alanını genişletmek istiyor. İbrahim Antlaşmaları sonrası Türkiye ile ortaklığın zorunluluk yapısı değişmiş olsa da gelinen aşamada Türkiye ile İsrail'in çatışmasından ziyade işbirliği yapma ihtimali çok daha yüksek. Çünkü Doğu Akdeniz, Basra ve Hürmüz'ü kapsayan yeni enerji mimarisi, iki ülkenin de keyfinden çok daha büyüktür. Sıfır toplamlı bir çatışmadansa uzlaşarak pay almak iki tarafın da çıkarınadır" şeklinde konuştu.   ‘Suriye sahasında bir güç paylaşımı var’   Bölgesel gerilimlerin tarafları uzlaşmaya zorladığını belirten Arzu Yılmaz, "Suriye sahasına baktığımızda siyasi retorikte düşmanlık üretilse de pratikte bir yılı aşkın süredir sorunsuz işleyen bir güç paylaşımı var. Taraflar çıkarlarını maksimize ettiği optimum noktada uzlaşabiliyor. Şunu net koymak lazım; İran rejimi yerinde kaldığı sürece Türkiye ile İsrail arasında sıcak bir çatışma ihtimali yoktur, işbirliği zemini korunur. Rejim sarsılırsa sahada geçici gerilimler yaşansa da makro mimari günün sonunda tarafları uzlaşmaya zorlayacaktır" dedi.   ‘İran’ın direnci merkezileşme çabalarını boşa çıkardı’   Ortadoğu’da Arap Baharı sonrası gelişen merkezileşme dalgasına ve bunun Kürtler üzerindeki stratejik sonuçlarına ilişkin de konuşan Arzu Yılmaz şöyle devam etti: "Arap Baharı'ndan sonra küresel güçlerin de desteğiyle statükoyu korumak amacıyla bir merkezileşme dalgası dayatıldı. Bunun Kürtler açısından Êfrin'de ve Kürdistan referandum sürecinde ağır sonuçları oldu. Kürtler bağımsızlık yerine güçlü bileşenler olarak merkezde kalmak istediklerini, yani entegrasyonu, beyan ettiklerinde bile kabul görmediler. Ancak İran'ın direnci bu merkezileşme çabalarını boşa çıkardı ve öngörülemeyen bir çözülmeyi tetikledi.”   ‘Türkiye devletinin A planı Kürtlerle ittifak değil’   Statükoyu koruyacak egemen bir gücün kalmadığını ifade eden Arzu Yılmaz, "Bölgede sahayı düzenleyen hegemon güç Amerika'ydı. O çekildiğinde statükoyu kim koruyacak? Genişleme politikası izleyen Türkiye mi, yoksa ‘Büyük İsrail’i kurmak istiyorum’ diyen revizyonist İsrail mi? Hegemon güç yokken statükonun değişmesi artık kaçınılmazdır. Kürtler de bu değişimi görüyor; Sayın Öcalan'ın perspektifine baktığımızda statükonun değişeceği nettir. Kürtlerin A planı Türklerle ittifak kurmak, bu dönemi Türkiye ile ittifak kurarak karşılamak istedi. Ancak Devlet Bahçeli'nin çıkışlarına rağmen geride kalan 18 aylık pratik deneyimimiz gösterdi ki Türkiye'nin A planı henüz Kürtlerle ittifak kurmak değildir" dedi.