Kadın İnisiyatifi: Barış için demokratik düzenleme şart 2026-05-21 12:00:57   HABER MERKEZİ - “Barış İçin Israr Ediyoruz” şiarıyla açıklama yapan Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve komisyon üyelerinin Abdullah Öcalan dahil sürecin tüm taraflarıyla doğrudan görüşmesinin yolu açılmalı” dedi.     Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Kürdistan ve Türkiye’nin birçok kentinde eş zamanlı olarak, “Barış İçin Israr Ediyoruz” şiarıyla açıklama yaptı.    İstanbul    Barışa İhticım Var İnisiyatifi, Beyoğlu’nda bulunan Karşı Sanat mekanında basın toplantısı düzenledi. Toplantının yapıldığı salona, Kürtçe ve Türkçe “Barış için ısrar ediyoruz" pankartı asıldı. Çok sayıda kadının katıldığı toplantıda, açıklama metninin Türkçesini Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyelerinden Nimet Tanrıkulu, Kürtçesini ise Newroz Unverdi okudu.   Açıklamanın ardından Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi'nden Roza Kahya, Gülistan Doku davasındaki sistematik şekilde uygulanan eksikliklere değinerek şunları söyledi: “Üniformalı ve kamu görevlilerinin kadınlara yönelik işlediği suçlar var. Bu suçların hepsi erkek devlet sistemiyle ilerliyor. ‘Gülistan Doku’ya ne oldu?’ diyenler, eylemsellikleri boyunca gözaltına alındılar, polis tarafından şiddete uğradılar. Ama hâlâ da suçluları öğrenemedik.”   ‘Silahların susması yetmez, demokrasi lazım’   Konuşmanın ardından söz alan TJA aktivisti Sebahat Tuncel, barış talebinin yalnızca Kürt halkıyla sınırlı olmadığını ifade etti. Sebahat Tuncel, “Bu talep bütün Türkiye’nin nefes alabilmesi açısından da önemli” dedi. Kadınların yalnızca barışı bekleyen değil, “barışı inşa edenler” olduğunu vurgulayan Sebahat Tuncel, “Silahların susması yetmez, demokrasi lazım, özgürlük lazım, siyaset yapma hakkı lazım, eylem hakkımızın olması lazım. Demokrasi dediğiniz şey bir bütündür. Dolayısıyla demokrasi olmadan silahların susması Kürt sorununu çözmez. Kürt sorunu çözülmeden de Türkiye’de demokrasi olmaz. O yüzden mücadele devam ediyor” ifadelerini kullandı.   ‘Kadınlar neden hedef alınıyor?’   Kadınların hedef alınmasının politik yönüne dikkat çeken Sebahat Tuncel, “Gülistan Doku’ya ne oldu değil, Gülistan Doku’ya neden bu oldu? Hangi ideolojik, politik bakışla yaklaşıldı? Kürt kadınları neden özel olarak hedef alınıyor? Kadınlar neden hedef alınıyor? Bütün bunları açığa çıkarmak bizim mücadele gerekçemizdir. Bugünkü açıklama, aynı zamanda barış mücadelemizin kapsamını ve genişliğini göstermesi açısından da önemliydi diye düşünüyorum. İşimiz çok, zamanımız yok. Erkek egemenliği karşımızda çok örgütlü. Biz de ona yetişebilmek için daha çok çalışmak durumundayız” sözleriyle mücadeleyi sürdüreceklerini dile getirdi.   Açıklama, kadınların alkışlarıyla son buldu.   Amed    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Barış için ısrar ediyoruz” şiarıyla Amed’in Yenişehir ilçesine bağlı Sümerpark’ta açıklama yaptı. Açıklamaya Barış Anneleri, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, belediye eşbaşkanları, sivil toplumu örgütü temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı. Açıklamada, “Barış için ısrar ediyoruz/ Em ji bo aştiyê israr dikin” pankartı açıldı.    Açıklamada, basın metninin Kürtçesini Rosa Kadın Derneği Başkanı Zeynep Sipçik, Türkçesini TJA aktivisti Nur Aytemur okudu.    Basın metninin okunmasının ardından açıklama, “Jin jiyan azadî” sloganıyla son buldu.     İzmir    Barışa İhticım Var İnisiyatifi, Konak’ta bulunan Mor Mekan’da basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya çok sayıda kadın katılırken,  salonda “Barış için ısrar ediyoruz/ Em ji bo aştiyê israr dikin” pankartı açıldı. Basın metninin Türkçesini Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyelerinden Güley Bor, Kürtçesini ise Rojda Berent okudu.   Açıklama, sloganlar eşliğinde son buldu.      Mersin    Mersin’de Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, açıklama yaptı. Açıklama Akdeniz ilçesinde bulunan Mersin Gazeteciler Cemiyeti binasında yapılırken çok sayıda kadın katıldı. Açıklamanın Kürtçe’sini Tevgera Jinên Azad  (TJA) aktivisti Sara Kaya, Türkçesi’sini ise Canan Yüce okudu.   Ankara    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Mülkiyeliler Birliği'nde  basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Kürtçe ve Türkçe “Em ji bo Aşitiyê israr dikin” pankartı asıldı.  “Barış için ısrar ediyoruz” şiarıyla yapılan açıklamada barışın kalıcılaştırılması için taleplerini yineledi. Basın metninin Türkçesini inisiyatif adına Sevim Fidan okurken Kürtçesini Zuhal Artan okudu.   ‘Meclis çatısı altında yasal adımlar atılmalı’   Basın açıklamasından sonra söz alan, Emekçi Hareket Partisi'nden Işıl Kurt,  Kürt halkının yıllardır özgürlük ve eşitlik mücadelesi için bedeller ödediğini belirtti. Işıl Kurt, “Savaş için harcanan devasa bütçenin kadınların güvenle yaşadığı hayat için harcamak mümkün. Şimdi tüm hakların iradesinin temsil edildiği meclis çatısı altında yasal adımların atılması gerekir. Somut adım atılmadığı sürece kadınlar ve çocuklar tüm halk belli acıları yaşamaya devam ediyoruz. Barış ile ilgili somut adımlar, AYM, AİHM karaları uygulanırsa biz İstanbul Sözleşmesini de farklı koşullarda konuşmaya devam edeceğiz. Kanuni düzenlemeler yapıldığında yargıya olan güven tekrardan tesis edilir. Kadınlar için barışta ısrarcıyız. Yıllardır Kürt halkının yanındayız bundan sonra ki somut adımlar sürecinde de asla yalnız yürümeyecek” dedi.     ‘Barış toplumsallaştırılmalı’   İHD Ankara yönetiminden Kezban Kalın ise şunları söyledi: “Ortak talebimiz barış hepimiz barışa ihtiyacı olduğunu da belirtmek istiyorum. Barışın toplumsallaştırılması gerekiyor. Bu kapsamda bütün mağduriyetlerin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Biz bu süreci destekliyoruz.”      Ortak metin şöyle:   “Bugün Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak barış için ısrar ettiğimizi tekrarlayarak taleplerimizi hatırlatmak için bir araya geldik. Biz erkek egemenliğine karşı mücadelede savaşa, militarizme ve erkek-devlet şiddetine karşı mücadelede barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç, özgürlük mücadelemizin bir ön adımı olduğunu bilerek barış için ısrar ediyoruz. Barıştan tarafız, barışı inşa etmek için sorumluluğumuzun farkındayız. Yaşadığımız coğrafyada yaklaşık elli yıldır süren savaş ve çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasının çok önemli bir kazanım olduğunu biliyoruz. Bu süreç demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanmalıdır. Bizler de barışın inşasında ve toplumsallaşmasında önemli bir adım olarak gördüğümüz Komisyona katılarak 5 acil talebimizi ilettik. Bugüne kadar taleplerimiz için mücadelemizi sürdürdük. Ancak Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmedi. Raporun dili ve bağlamı kadınların barış beklentisini karşılamaktan bir hayli uzaktı.    Meclise sunulan rapor başlıkları hatırlatıldı    Yine de bizzat TBMM’nin barış sürecinin siyasi sorumluluğunu üstlenmesinin önemini görerek raporun sonuçlarının barışın inşasının yolunu çizmek açısından taşıdığı önemin de altını çiziyoruz. Ancak raporun açıklamasının (18 Şubat 2026) ardından üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne raporun öngördüğü yasal değişiklikler/düzenlemeler ne de hali hazırda var olan yasaların ve hukuki çerçevenin etkin biçimde uygulanması yönünde herhangi bir adım atıldı. Biz kadınlar bugün de kadın hareketinden feminist hareketten arkadaşlarımızla ve barışa destek vermek isteyen tüm kadınlarla buluşarak barış sözümüzü çoğaltmak ve güçlendirmek için bir araya geldik. TBMM’nin ve ilgili tüm kurumların yerine getirmesi gereken taleplerimizi genişleterek Meclis komisyonunun dikkatine sunduğumuz raporumuzun başlıklarını bir kez daha hatırlatmak istiyor ve neden barışta ısrar ettiğimizi somut güncel örneklerle yeniden ifade etmek istiyoruz. Siyaset suç olmaktan çıksın. Buna sebep olan ‘Terörle Mücadele Kanunu’ ve benzerleri kaldırılsın; hasta mahpuslar başta olmak üzere, tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın. Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması ve hasta mahpuslar başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiğini ifade etmiştik. Ancak süreç boyunca gerekli demokratik adımlar atılmadığı gibi, gözaltılar, tutuklamalar ve cezalar artarak sürdü. ‘Örgüt üyeliği’, ‘örgüt propagandası’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’, ‘yanıltıcı bilgiyi yayma’ gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhalif kesimlerin susturulması hedeflendi.   Hasta tutsakların durumu    Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçileri soruşturmalarla ve görevden uzaklaştırmalarla karşı karşıya kaldı. Hak mücadelesi veren işçiler, kadınlar, ekoloji mücadelesi verip toprağını, zeytinini, havasını, suyunu savunan kadınlar ve LGBTİ+’lar baskı ve gözaltılara maruz bırakıldı. Kadın hareketine yönelik davalarda ağır cezalar verilirken, jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmeleri dahi suçlama konusu yapıldı, feminist gece yürüyüşlerinin engellenmesine devam edildi. Gazeteciler, avukatlar ve insan hakları savunucuları yargı baskısıyla karşı karşıya bırakıldı. Demokratik hakların kullanıldığı protestolarda yoğun gözaltılar, kötü muamele ve soruşturmalar yaşandı. Newroz ve barış talebinin dile getirildiği etkinlikler dahi baskıyla engellenmeye çalışıldı. En acil taleplerimizden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması konusunda da hiçbir ilerleme sağlanmadı. Ağır hasta mahpusların tahliyeleri engellenmeye devam ederken, cezaevlerinde sağlık hakkı ihlalleri sürüyor ve ölüm haberleri gelmeye devam ediyor. Pınar Tikit örneğinde olduğu gibi, ciddi sağlık sorunları bulunan mahpusların tahliyeleri hukuksuz biçimde engelleniyor. Öte yandan son olarak 34 yıldır Sincan Cezaevinde bulunan Nedime Yaklav’ın gözlem kurulu kararı ile tahliyesi bir yıl daha uzatılmıştır.Bu süreçte kadınlar şiddete, katledilmeye ve cezasızlık politikalarına karşı korunmasız bırakıldı.    Kayyımlar ve belediyelere yönelik operasyonlar    İktidar ve yargı, kadınların ve özgürlük ile barış talep edenlerin yanında olmak yerine baskı politikalarını sürdürdü. Tüm kayyımlar geri çekilsin, kayyım atanmasının zeminini oluşturan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesi iptal edilsin. TBMM için hazırladığımız raporda çok detaylı haliyle paylaştığımız kayyım atamalarının bugün itibariyle hala devam ediyor olması süreç içerisinde atılmayan somut adımlardan bir tanesidir. DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van, Kağızman Belediyeleri hala kayyımlarla yönetiliyor. Seçilmiş belediye eşbaşkanları görevlerine dönemedikleri gibi hukuksuzca açılan davalarla mücadele etmek zorunda kaldılar. 2016 yılında yaşanan kayyım dönemlerinde olduğu gibi bu süreçte de kayyımla yönetilen belediyelerin ilk icraatları kadın kazanımlarını yok saymak oldu. Kayyım atamalarının olduğu belediyelerde kadınlar için hizmet veren danışma merkezleri, yaşam evleri ya kapatıldı ya da işlevsiz hale getirildi. Bir örnek vermek gerekirse; Batman’da çok dilli kreş müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştüldü, 34 kadın çalışan işten çıkarıldı. 8 Mart, 25 Kasım gibi günlerdeki idari izinler, HPV aşısı, doğum izni gibi mücadeleyle kazanılmış haklar kayyım tarafından iptal edildi.CHP belediyelerine yönelik operasyonlar devam ediyor, CHP’li seçilmiş belediye başkanları ve seçilmiş yöneticiler tutuklanıyor, görevden alınıyor ve halkın iradesine el konuyor.  Halkların iradesinin yok sayıldığı, seçilmişlerin tutuklandığı bir döneme tanıklık etmeye devam ediyoruz.    Anadilde eğitim talebi    Barışı konuştuğumuz bu süreçte halkın iradesinin gasp edilmesine yönelik uygulamaları kabul etmiyor ve seçilmişlerin görevlerine iadesi talebimizi yineliyoruz. Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetler için eşitlik ve kapsayıcılık temel alınsın. Bu kapsamda anadilde eğitim alma ve hizmetlere ulaşma önündeki engeller kaldırılsın. En temel insani haklar olan eğitim ve sağlık hakkı, özellikle Kürt illerinde ortaya çıkan somut eşitsizlik nedeniyle birçok hak kaybına neden oluyor. Örneğin birçok Kürt ilinde kadınlar, jinekolojik muayeneden doğuma kadar en tepmel sağlık hizmetlerine dahi ulaşamıyor. Dil bariyeri sadece sağlık değil, tüm kamusal alanlarda kadınların haklarına erişmesini engelliyor. Batman Belediyesi örneğinde çok dilli çalışmalar kayyım tarafından yok sayıldı ve engellendi. Çok dilli, kapsayıcı çalışmaların yok sayılması kabul edilemez. Aynı şekilde kadınları şiddetten koruma amacıyla uygulamaya konulan KADES iletişim başvuru sisteminde de Kürtçe seçeneğinin yer almayışı kadınların erkek şiddetinden korunmasında önemli bir engel olarak durmaya devam ediyor.Eğitim alanında bu sorun daha da olumsuz sonuçlar yaratıyor. Bu nedenle anadilinde eğitim hakkı için gerekli düzenlemelerin acil bir şekilde yapılması gerektiğini hatırlatıyoruz.   Abdullah Öcalan ile görüşmenin yolu açılsın    Kadınların, komisyon üyelerinin ve sivil toplumun Abdullah Öcalan dahil sürecin tüm tarafları ile görüşmesinin yolu açılsın. Son aylarda önce Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı, ardından İran’a yönelik emperyalist işgal hedefli ABD- İsrail saldırıları başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve hatta barış söyleminin dahi askıya alınması, gerekli yasal ve siyasal düzenlemeler yapılmadığında barış sürecinin dar siyasi çıkarlara kolayca heba edilebileceği tehlikesini gösterdi. Bu nedenle barışın gerçek anlamda kurulabilmesi, çatışmanın taraflarının birbirini yok saymadığı; toplumun ise sürecin dışında tutulmadığı bir siyasal zemini zorunlu kılar. Bu açıdan müzakerelerin eşit koşullarda yürütülmesinin sağlanmasını talep ediyoruz. Abdullah Öcalan’ın yürütülen müzakerelerin eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor.  Çatışma çözümü ve müzakere süreçlerinin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin, sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesi güvence altına alınmalıdır.    Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’nun kurulması talebi    Öte yandan TBMM’de kurulan Komisyon, kendi raporuna ve dinlenen kadınların, sivil toplum örgütleri ile akademisyenlerin, gazetecilerin ortaya koyduğu görüşleri dikkate almalıdır. Bu sürecin gerektirdiği tüm alt komisyonlar gündeme alınsın. Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurularak savaş suçları incelensin: Buna bağlı olarak cinsel şiddet faili üniformalı erkekler ve onları koruyup kollayan yapılar yargılansın. Zorunlu göçle boşaltılan, güvenlik bölgesi ilan edilen köyler sahiplerine iade edilsin, zararları tazmin edilsin. Yıllardır kadın mücadelesi, barış mücadelesi veren kadınlar olarak bu süreçte eşit temsil edilmiyoruz. Oysa savaştan doğrudan etkilenen kadınlar yakınlarını kaybetmiş, zorla göç ettirilmiş, gözaltında taciz ve tecavüze uğramışlarken bizzat bu mücadele içinde yer alan kadın hareketi bileşenlerinin, barışın toplumsallaşması ve inşası sürecinin aktif /etkin bileşeni olarak kabul edilmesi gerekiyor. Savaş süreçlerinin tüm sonuçlarıyla yüzleşilmesi, kadınlara karşı işlenen tüm suçların açığa çıkarılması, üniformalı şiddeti dahil kamu personelinin ve kolluk güçlerinin tüm cinsiyetçi uygulamalarının açığa çıkarılması ve cezalandırılması amacıyla yasal çerçevesi oluşturulmuş tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması öncelikli talebimizdir.    Barışın ısrarla amacına denk sürdürülmediğini görüyoruz   İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz, Rojin Kabaiş ve henüz aydınlatılmamış birçok olay Kürt kadınlara dönük saldırılarda erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösteriyor. Kadınlar farklı coğrafyalarda farklı politikalarla maruz kaldıkları saldırılar karşısında uzun süreye yayılan yargılamalar ve cezasızlık karşısındayken barışın ısrarla amacına denk sürdürülmediğini görüyoruz. Keza silah bırakan kadınların toplumsal hayata katılımda güçlendirici mekanizmaların inşası ve siyasal mücadele içinde yer almalarının temel alındığı cinsiyet eşitliği hedefiyle pozitif ayrımcı uygulama ve düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. 11 Temmuz 2025’te Bese Hozat’ın okuduğu açıklama ile başlayan silah bırakma sürecine karşılık gelen herhangi bir adımın atılmayışı da bu talebimizin aciliyetini gösteriyor.”