Dünya kadınları Abdullah Öcalan ile görüşmek istiyor: İmralı kapılarını açın 2026-05-25 09:04:02   Rozerin Kurt   AMED - TJA aktivisti Harika Peker, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve yasal zeminin oluşturulması gerektiğini söyledi. Dünya kadınlarının Abdullah Öcalan ile görüşmek istediğini belirten Harika Peker, “İmralı kapıları açılmalı” dedi.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının ardından başlayan süreç tartışılmaya devam ederken, son dönemde sürecin tıkandığına dair değerlendirmeler ve Abdullah Öcalan’ın statüsüne ilişkin tartışmalar da gündemdeki yerini koruyor.    Dünya kadınlarının Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlük perspektifi ve kadına dair geliştirdiği düşünceleri tartışmak istediği bir süreçte, Tewgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Harika Peker ile kadın hareketinin yürüttüğü çalışmaları, kadın örgütleriyle kurulan ilişkileri ve sürece dair değerlendirmelerini konuştuk.   “Tek taraflı bir süreç yürütülemez; çözüm için yasal ve hukuksal zeminin oluşması gerekiyor.”   *“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne dair “tıkanma” tartışmaları sürerken, devletin adım atmaması ve tecridin devam etmesi eleştiriliyor. Siz sürecin önündeki engelleri ve çözüm için atılması gereken adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?   Yaklaşık bir buçuk yıl önce Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla süreç başladı. Bu süre zarfında birçok gelişme de yaşandı. Özgürlük Hareketi’nin silah bırakması, PKK’nin feshedilmesi gibi önemli gelişmeler de yaşandı. Ama şunu da görüyoruz ki bu gelişmeler tek taraflı oldu. Bir buçuk yıllık süreçte devletin atması gereken adımlar atılmadı. Bir komisyon oluşturuldu, bu komisyon bir rapor hazırladı ve bu raporun sonucu da kamuoyu ile paylaşıldı; ama bu rapora dair ne yasal bir düzenleme ne de çözüme dair bir gelişme yaşanmadı. Bu durum halkta ve kamuoyunda bir güvensizlik yaratıyor, sürecin tıkanmasına neden oluyor. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın her tıkanmada bir yol açmaya dair bir yaklaşımı olduğunu görebiliyoruz. Hükümet, özellikle de AKP, konuyu sürekli silah bırakmaya getiriyor. Özgürlük Hareketi’nin açıklamaları oldu; sürecin sağlıklı ilerlemesi için yasal ve hukuksal zeminin oluşması gerekiyor.    Tek taraflı bir mücadele, tek taraflı bir sürecin yürütülemeyeceğini herkes biliyor. Eğer Kürt sorunu demokratik yollarla çözülecekse öncelikle Türkiye’nin demokratikleşmesi gerekiyor, bunun önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Ancak hükümetin süreci ağırdan aldığını görebiliyoruz, kendi çıkarı ve seçim hesabıyla sürece yaklaşma durumu var. Bu da sürece zarar veriyor. Türkiye'de yüz yıldır süregelen bir Kürt sorunu var. Bu sorunun çözülmesi için de demokratik bir ortamın oluşması gerekiyor. Ama hükümete baktığımızda; böl-parçala-oyala taktikleriyle süreci götürmeye, zaman kazanmaya çalışıyor. Kürt Halk Önderi üzerindeki tecrit sürüyor, süreci yürütebileceği zeminlerin oluşması gerekiyor. Bu engelin aşılması için de hükümetin belli çalışmalar yapması gerekiyor. Siyasi partilerden oluşan komisyonların kurulması, bu sürece toplumun da dahil edilmesi, Sayın Öcalan ile başta gazeteciler olmak üzere farklı kesimlerden muhaliflerin, sivil toplum örgütlerinin, kadınların, gençlerin görüşmesi için bir zeminin oluşması gerekiyor.   *Abdullah Öcalan ile doğrudan görüşme talepleri sürerken, gazetecilerden kadın örgütlerine kadar birçok kesimin İmralı’ya gitme başvuruları karşılanmadı. Siz bu görüşmelerin sürece nasıl katkı sunacağını düşünüyorsunuz?   Sürecin başlamasıyla beraber uzun zamandır birçok kesimden görüşme talebi var. Bu görüşmeler hem sürecin anlaşılması açısından önemli hem de Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne çok ciddi katkıları olacağını düşünüyoruz. Bugüne kadar sadece heyetin görüşmeleri oldu ve görüşmelerin dışarıya yansıma ya da kamuoyuyla paylaşılma durumu aslında devletin istediği düzeyde gerçekleşti. Eğer Sayın Öcalan'la doğrudan bir araya gelinirse; kendisinin ne yapmak istediği, bu sorunun çözümüne dair nasıl bir yol haritasına sahip olduğu kamuoyuyla daha hızlı paylaşılır ve daha anlaşılır olur. Ama adaya gitmeye dair taleplerin hiçbiri henüz karşılanmadı. Hiçbir gazeteci Kürt Halk Önderi ile görüşemedi. Biz kadınlar olarak, TJA bünyesinde başından beri zaten böyle bir talebe sahibiz. Sayın Öcalan'la birebir görüşme talebimiz her zaman bakidir. Bu süreçte hem sürecin anlaşılması adına kadınlar cephesinden kendi görüş ve önerilerimizi iletmemiz hem de Sayın Öcalan'ın kadına dair görüş ve önerilerini doğrudan kendisinden almamız açısından önemlidir.   “Bugün Ortadoğu ve dünyanın birçok yerinde kadınlara yönelik çok yönlü saldırılar var. Sayın Öcalan’ın kadın özgürlük perspektifi bu saldırılara karşı bir cevap.”   *Kadınlar, yaptığı tüm eylem ve etkinliklerde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğünü talep ediyor. Abdullah Öcalan'ın özgürlüğüne dair neler söylemek istersiniz?    27 yıldır bir tecrit sistemi var. Kadınlar olarak buna karşı sürekli kampanyalar, eylemsellikler ile çalışmalarımız oldu. Ama en önemlisi de Kürt Halk Önderi’nin kadın özgürlük paradigmasını anlayarak, tartışarak anlaşılır kılmaya çalıştık. Bugün Ortadoğu ve dünyanın birçok yerinde kadınlara yönelik çok yönlü saldırılar var. Sayın Öcalan’ın kadın özgürlük perspektifinin bu saldırılara karşı bir cevap olduğunu düşünüyoruz.   Erkek egemen anlayışın dünyada bir yayılma hali var, kadınlara dönük de ciddi bir şiddet var. 21. yüzyılda da bu paradigma kadınlar için bir can simididir. Sayın Abdullah Öcalan her görüşmede şunu vurguluyor; kadın özgür olmadan toplum özgür olmaz, kadının içinde olmadığı bir barış süreci olmaz. Kadın özgürlük mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu sürekli vurgulamıştır. Kadınlar olarak bu süreci sahiplenerek başarıya ulaşmasını sağlamalıyız. Sayın Öcalan ile kurduğumuz bağ buradan geliyor. Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne kavuşması bizim için hayati bir yerde duruyor. Onun paradigmasını, felsefesini ve düşüncelerini Özgür Kadın Hareketi olarak; eşit, özgür ve demokratik bir yaşam ile taçlandırmanın mücadelesini veriyoruz.   *Abdullah Öcalan'ın yasal statüsünün tanınmasına yönelik tartışmalar sürerken, hükümetin bu konuda somut bir adım atmaması eleştiriliyor. Siz yasal statü tartışmalarını ve bunun sürece etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?   Sayın Abdullah Öcalan'ın yasal statüsünün tanınması halkların ve sürecin tanınması demektir. Ancak iktidarın onun mevcut konumunu devam ettirmeye yönelik bir yaklaşımı var. Bu yaklaşım doğru değil. Bir süreç yürütülecekse, Sayın Öcalan'ın statüsünün yasal ve hukuksal olarak tanınması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın yasal statüsünü sadece bir kişinin statüsü olarak değil, bir halkın statüsü olarak görüyoruz. Eğer Kürt Halk Önderi’nin statüsü belirlenirse, bu sürece dair bir inanç ve güven zemini de oluşacaktır. Ancak gördüğümüz kadarıyla hükümetin ya da mevcut süreci yürüten kesimlerin buna dair ciddi bir hazırlığı yok. Yasal veya anayasal bir değişikliğe gitme gibi bir durumları görünmüyor. Bahçeli'nin yasal statünün tanınmasına dair bir açıklaması vardı. Ancak bunlar sürekli tekrarlanan ama pratikte karşılığı olmayan çağrılara dönüşüyor. Bu konuda belirtilen görüşmelerin gerçek bir sürece evrilmesi ve bu sürecin ilerlemesi açısından Kürt Halk Önderi’nin yasal statüsünün belirlenmesi ve bunun bir zemine oturtulması gerekiyor.   *Süreç tartışmaları sürerken kadınlara yönelik şiddet, özel savaş politikaları ve cezasızlık uygulamaları da devam ediyor. Siz bu saldırılar ile Kürt sorununun çözümsüzlüğü arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz?   Süreci bütünlüklü olarak ele aldığımızda hepsinin iç içe olduğunu görüyoruz. Saldırıları son yıllarda Kürdistan'da yürütülen savaş gerçekliğinden bağımsız ele alamayız. Gülistan Doku meselesinden tutalım İpek Er meselesine, Narin’in cinayetine kadar aslında bu sorunların hepsinin iç içe olduğunu da görebiliyoruz. Devlet sürekli kadına yönelik şiddet politikasını Kürdistan'da canlı tutmaya çalışıyor. Aslında son 10 yılda kadın hareketine dönük çok ciddi operasyonlar geliştirildi. Bir buçuk yıldır siyasi soykırım operasyonları olmuyor. Ama özel savaş politikalarıyla beraber aslında kadın hareketini yeniden hedef alan bir çalışma yürütülüyor. Özel savaş politikaları çeşitli argümanlarla sürüyor. Buna karşı mücadele etmek, ortak mücadele zeminleri oluşturmak gerekiyor. Kürt Sorunu’nun çözümsüzlüğü aslında beraberinde bu politikaların da daha fazla oluşturulmasına neden oluyor. Sayın Öcalan, kadın özgürlük mücadelesinin sırtında bir hançer olduğunu ve bu hançer çıkarılmadığı sürece yaranın kanayacağını belirtiyor. Buna karşı mücadeleyi büyütmezsek bu sorun devam edecek.   *Sürece dair kadın örgütleriyle bir çalışmanız olacak mı?    Birçok dönemde hem kadın örgütleriyle hem de feminist ve çeşitli kadın hareketleriyle çalışmalarımız oldu, olmaya devam ediyor. Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi'ni kurduk. Sürece dair daha çok çalışma yürütmek gerekiyor. Bu yönlü tartışmalarımız var, Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi ile yaptığımız planlamalar var, başka çevrelerle geliştirdiğimiz süreçler var. Ortak mücadele hattının güçlendirilmesi için çalışmalarımız sürüyor. Haziran'ın ilk haftasında inisiyatif öncülüğünde Dêrsim’e dair planlamamız var. Türkiye ve Kürdistan'daki özel savaş politikalarını Gülistan Doku şahsında deşifre eden, bununla mücadele etme iradesini tekrardan yenileyeceğiz.   “Arjantin'den Hindistan'a, Avrupa'dan Ortadoğu'ya dünyanın birçok yerinden kadınların Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan'la görüşme talebi var.”   *TJA’nın dünya kadın hareketleriyle yürüttüğü çalışmalar ve kadınların Abdullah Öcalan ile görüşme talepleri giderek büyüyor. Siz bu uluslararası kadın dayanışmasını ve ortak barış çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?   Dünyanın birçok yerinde birçok kadın örgütüyle diplomatik çalışmalarımız var. Berghof Foundation, Avrupa’da barış çalışması yürüten bir vakıf. Dünya Kadın Yürüyüşü, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Kadın İttifakı gibi birçok kurum ile ortak çalışma yürütüyoruz. Ortak planlamayla ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni nasıl inşa edebiliriz? Kadınlar olarak sözümüzü nasıl kurabiliriz?’ üzerinden tartışmalarımız var. Kürdistan, Türkiye, Ortadoğu ve dünyanın birçok yerinde yaşanan savaşların kadınlar üzerindeki etkisi ve buna karşı ortak mücadele alanlarının yaratılmasına dair de birçok çalışmamız var. Buradan doğru Kürdistan'da yaşanan kadın mücadelesinin oraya aktarılması, oranın deneyim ve mücadelesinin buraya aktarılması, ortaklaşması açısından güçlü bir çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki süreçte bu çalışmalar daha da yaygınlaşacak. Arjantin'den Hindistan'a, Avrupa'dan Ortadoğu'ya dünyanın birçok yerinden kadınların Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan'la görüşme talebi var. Bu kadınların içinde Nobel Barış Ödülü’nü alan yazarlardan tutalım, birçok kadın aktivist, kadın özgürlük mücadelesinde bilinen, tanınan kadınlar var.    Kadınlar, Kürt Halk Önderi'nin kadın perspektifini, kadına dair geliştirdiği söylemi beraber tartışmak istiyor. Bu yönlü bizim de bir planlamamız var, bundan sonraki süreçte daha yüksek sesle söyleyen, daha çok talep eden bir yerde olma yaklaşımımız olacak. Kürt Halk Önderi özgür olmadan barış süreci gerçekleşmeyecek ve binlerce insan, hatta milyonlarca insan bunun iradesini gösterdi. Kürdistan, Türkiye, Ortadoğu ve dünyadaki birçok kadın ile birlikte bu süreçte İmralı kapılarının açılmasını istiyoruz. Kürt Halk Önderi ile görüşme talebimizin gerçekleşmesini istiyoruz. İnanıyorum ki İmralı kapıları mücadelemiz sonucu açılacak.