Şenal Sarıhan: Türkiye’nin acil ihtiyacı demokratikleşme 2026-06-07 09:11:34   Melek Avcı    ANKARA - Hukukçu ve siyasetçi Şenal Sarıhan, cumhuriyetin ikinci yüzyılında Türkiye'nin temel ihtiyacının demokratikleşme olduğunu söyledi. Kayyımlardan, muhalefete yönelik baskılara, kadın haklarından barış talebine kadar birçok başlığı değerlendiren Şenal Sarıhan, “Türkiye'nin halkları eşit, özgür ve demokratik bir ortamda yaşama hakkına sahip” dedi.    Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokrasi, hukuk ve eşit yurttaşlık tartışmaları sürerken, İstanbul’da farklı toplumsal kesimleri bir araya getirecek “İkinci Yılında Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konferansı düzenleniyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde atılacak adımların beklentisi, barış talepleri, muhalefete yönelik baskılar, seçilmişlere dönük müdahaleler, ekonomik kriz, kadın hakları ihlalleri gibi birçok alanda talep ve hak arayışları mücadelesi sürerken, 29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı ve eski milletvekili Şenal Sarıhan ile Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacını konuştuk.   Şenal Sarıhan, mevcut hak ve özgürlüklerin dahi uygulanmadığı bir süreçten geçildiğini belirterek, Türkiye’nin geleceğinin demokrasi, hukuk ve toplumsal barış temelinde kurulabileceğini söyledi.    * Türkiye’de hukuk, demokrasi ve insan hakları mücadelesine baktığınızda cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken bugünkü tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz, özellikle muhalefete dönük baskılar da göz önüne alındığında?    Şimdi biraz geriye doğru giderek bakmak istiyorum. Kısa bir dönem milletvekili olarak görev yaptım. Ondan önce demokratik kitle örgütlerinde çeşitli görevlerim, sorumluluklarım oldu. Türkiye'de özellikle de bir hukukçu olarak, hukukun demokratikleşmesi amacıyla kendi çabam içinde ama örgütlü bir biçimde,  örgütlü derken demokratik kitle örgütlerinde ya da siyasi partilerle bir mücadelenin içinde olmaya çalıştım. Genel olarak Türkiye'de antidemokratik uygulamalarla hep karşılaştık. Ben eski bir avukatım. 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü,  90'lı yılları yaşadım. Olağanüstü dönemleri yaşadım. Olağanüstü dönemlerde hukukla karşı karşıya kaldım. En azından yazılı hukuka uygun kararlar çıkması konusunda birçok arkadaşımla birlikte emek verdim. 90'lı yıllar aslında ilan edilmemiş bir sıkı yönetimin var olduğu yıllardı. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yeniden geldiği yıllardı. O yıllarda da aynı sıkıntıları çektik. Üstelik o yıllar faili meçhul cinayetlerin de yoğun olduğu yıllardı. Şimdi, 2000'li yılların ilerisine doğru geçtiğimiz de şöyle bir şey bekliyor insan; demokrasi için verdiğiniz mücadelenin bütün kanalları açarak genişlemiş olmasını, özgürlüklerin insan haklarına dayalı bir hukuk çerçevesinde ilerlemesini bekliyorsunuz. Bir ileri bir geri değil, hep ileri beklentisi içinde oluyorsunuz. Ama ne yazık ki Türkiye'de benim kendi deneyimim içinde karşılaştığım tablo bir ileri geri iki geri gibi mehter tavrıyla giden bir süreç var. Bu bizim eksikliğimizden kaynaklanıyor mu? Bunu ayrıca sorgulayabiliriz belki. Demokrasi mücadelesi vermekte olan bireylerin ya da kuruluşların, grupların eksikliği mi ya da bir başka şey mi? Bunu ayrıca sorgulamak mümkün ama Türkiye'de bugün gördüğümüz, bugün ulaştığımız nokta oldukça sıkıntılı bir nokta.     “İhmal ettiğimiz, görmediğimiz ya da 'yok bu çok önemli de değil' gibi baktığımız konularda hakkın giderek dar bir boğaza doğru götürüldüğü ve orada artık sıkıştırıldığı ve orada kullanılamaz hale geldiğini görüyoruz.”   *Yerel yönetimlere atanan kayyımlar, demokratik kamuoyuna yönelik müdahale ve CHP’ye mutlak butlan kararı düşünüldüğünde tüm süreci buraya getiren temel kırılma noktaları olarak neleri görüyorsunuz?   Dokunulmazlıkların kaldırılması sürecine çokça atıflar yapılıyor. Demin milletvekilliğimden söz ettim, bunu özel olarak söyledim. 2015'li, 16, 17, 18 o tarihler benim vekilliğim. Dokunulmazlıkların kaldırılması diye bir süreçle karşı karşıya kaldık. Bir milletvekilinin en büyük güvencesi nedir? Hakların savunulması, halkın haklarının savunulması konusunda dokunulmazlığıdır. Eğer kaygı içinde ifade etmeye çalışırsa ifade edemez ya da yanlış ifade eder, eksik ifade eder. Bir talebin doğru yansıması ve doğru bir biçimde kabul edilmesi, yasalaşması gibi çünkü orası bir yasama kurumu, noktalarında problemler ortaya çıkar. Bununla karşılaştım. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiliydim. Cumhuriyet Halk Partisi'nde Sayın Kılıçdaroğlu o dönemde de genel başkanlık görevi yapmaktaydı. Ne yazık ki benim ve benim gibi en az 100 arkadaşımızın, milletvekilimizin karşı duruşuna rağmen dokunulmazlıkların kaldırılması konusuna, o yasanın kabul edilebileceği oranda bir grup arkadaşın el kaldırmasıyla bütün itirazlarımıza rağmen dokunulmazlıkların kaldırılması konusundaki yasal düzenleme kabul edilmiş oldu. O dönemde HDP'nin daha çok  karşılaştığı bir durumdu. Ben bunu şimdi de övünerek söylüyorum. Kendi kapalı grup toplantılarımızda da ısrarla bunun yanlış olduğunu, hukuksuz olduğunu ve yarın bir gün bütün partilere de yansıyabileceğini söyledim. Hatta Sayın Genel Başkan'ın şöyle bir sorusuyla karşılaştım; ‘Siz dedi galiba cezaevine girmekten korkuyorsunuz’ dedi. Biz cezaevine girmek için bir çaba göstermek durumunda değiliz. Cezaevindekiler de dışarı çıksınlar, özgürlükler gelsin diye uğraşıyoruz. Bu sürecin arkasından biliyorsunuz CHP'de de aynı problem oldu. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması süreci, o konudaki uygulamaların ortaya çıkışının hemen arkasından bu kez de yerel yönetimlerde aynı problemler ortaya çıktı. Yani işaret etmek istediğim nokta oldukça eski bir tarihten söz ediyorum ama ihmal ettiğimiz, görmediğimiz ya da 'yok bu çok önemli de değil' gibi baktığımız konularda hakkın giderek dar bir boğaza doğru götürüldüğü ve orada artık sıkıştırıldığı ve orada kullanılamaz hale geldiğini görüyoruz. O gün de küçük bir şey değildi bence önemli bir şeydi. Bir insanın hakkı olan bir şeyi talep etmemesinin nasıl bir karşılığı olabilir? İnsan olmak demek haklarını savunan, haklarını koruyan bir varlık olmak demektir diye düşünüyorum çünkü biliyoruz, görüyoruz.    “İktidar hakların herkes tarafından kullanılması, eşit olarak kullanılması noktasında istekli değil. Kendi iradesini ve kendi sözünün geçtiği ve kendine yakın olan kesimlerin rahat ettiği bir Türkiye amaçlıyor.”   *Muhalefetin farklı kesimlerine yönelik baskı politikalarının ortak amacı sizce nedir?   Şimdi buradan bugün karşılaştığımız noktaya bakalım. Bugün geldiğimiz noktada Cumhuriyet Halk Partisi belediyeleri, daha önce de yoğun bir biçimde HDP  arkadaşlarımızın isimleri değişmiş olabilir partilerin, DEM'li arkadaşlarımızın yönetimde oldukları belediyeler, onların kıskacı gündeme geldi. Ahmet Türk mesela yılların mücadeleci insanlarından biridir değil mi... Onu biz hep milletvekili,  bir hak savunucusu olarak biliriz. Üstelik çok da böyle naif bir insandır. Boyuna posuna rağmen ince zarif bir insandır. Onun görevinden alındığı durumuyla karşı karşıya kaldık. Hukuka aykırıydı. O gün de hukuka aykırıydı, bence bugün de hukuka aykırı. HDP'de yoğunlaşmış olan bu baskı süreci şimdi CHP'ye. Neden? Çünkü iktidar hakların herkes tarafından kullanılması, eşit olarak kullanılması noktasında istekli değil. Kendi iradesini ve kendi sözünün geçtiği ve kendine yakın olan kesimlerin rahat ettiği bir Türkiye amaçlıyor. Böyle bakıyorum ben. Bütün yurttaşların bütün haklardan eşit olarak yararlanabildikleri siyasal, sosyal, özel haklar her neyse her alanda. Şimdi bu dönemde de işte CHP'de ifade ettim. Ne oldu çünkü CHP şu andaki iktidara gerçekten rakip hale geldi. Gücünü artırdı, genç bir başkan oldu. Özgür Özel çok canlı bir biçimde hayatın içinde alanlara giderek, alanları örgütleyerek oralarda da sesini yükseltti. Bir haksızlığa karşı çıktı çünkü seçilmiş bir belediye başkanı da tutuklandı.   Şimdi akla gelmeyecek ya her türlü soruşturma ve çok genişletilmiş bir biçimde sadece İBB noktasında değil hemen hemen bütün belediyelere doğru yansımış durumda ve yerel yönetimlerin başkanları, yerel yönetimlerin aktif yöneticileri siyasal haklarını kullanamaz durumdalar. Aslında sadece onlar değil kullanamayan, onları biz seçtik. Seçenlerin de seçmenlerin de siyasal hakları aynı şey daha önce DEM ve HDP için de vardı. Bugün CHP'li arkadaşlarımız yönünden var. Buna karşı hepimizin ortak bir tutum almamız gerekiyor. Bunun hukuka uygun bir temelde yürümediğini haykırmak gerekiyor.  Ve yine demokratik yollarla da bu sorunların hem görünür kılınması ki hepimiz görüyoruz zaten o kadar yaygın ve o kadar bilinen bir durumda ki hem de yürürlükten kaldırılması bunların hukuka uygun bir hale gelmesi için mücadele etmek durumundayız diye düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi mevcut seçilmiş yönetimi son genel kurullardan seçilip gelmiş olan yönetim şimdi açığa çıktı ve onun yerine daha önceki kurultayda yitirmiş olan arkadaşımız Sayın Kılıçdaroğlu bu kez de yeni baştan göreve getirildi. Ve çok da ilginç bir durum var. Mevcut milletvekillerinin yoğun bir bölümü Özgür Özel'in yanında doğal olarak oradalar. Ama bir bölüm arkadaşımız da ne yazık öbür tarafta duruyorlar. Bu kimin işine yarar diye bakmak lazım. Yani sol, sosyal demokrat ya da kendisini farklı ifade eden arkadaşlarımız olabilir, sosyalist arkadaşlarımız. Kimin işine yarar, bu iktidarın işine yarar. Biz iktidardan bugün memnun muyuz, değiliz. Çünkü antidemokratik uygulamaları var ve çok uzadı 20 yıl aşkın bir süredir aynı iktidar kendini yenileyen halkın isteklerini yeterince göremeyen bir iktidar.  Buna karşı bir demokratik alan olan siyasal alanda kol kola ve el birliği ile davranmamız gerekiyor.   “Bizim bir sosyal demokrat partide bir konuda ayrıksı bir düşünce içinde olmamız, farklı düşünmemiz bizim birbirimizi itmemizi ötelememizi gerektirmez.”   *Genel olarak baktığımızda demokratikleşmeden uzak, halkın birçok sorunla boğuştuğu bir tablo da neye ihtiyaç var?    Böyle bir süreçte esas şöyle düşünüyorum. Parlamento hepimiz için bir güvencedir. Hepimizin haklarının savunulması konusunda. Hangi siyasi partinin üyesi olursak olalım. Neden güvencedir? Çünkü biz halk olarak taleplerimizi onlara iletiriz. Onlar bunu yasa yasa haline getirirler. O yasaların uygulanması da halkın refahını sağlar. Halkın özgürlüğünü sağlar. Bugün ben aynı zamanda bir kadın derneğinin yöneticisiyim. O sebeple kadınların insan hakları alanında o kadar çok ihtiyacımız var ki daha bugünlerde nafaka meselesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Tüm bu meseleler var. Bunu bir kenara bırakalım diyelim. Açlık ve yoksulluk var, işsizlik var.  Ekonomik bir bunalım var. İsteriz ki parlamento otursun, bunlara çözümler getirsin, bu sorunları çözsün. Halkın refahını sağlasın. Ama bugün ne yazık ki bunları konuşabileceğimiz bir süreç değil. Cumhuriyet Halk Partisi kendi kendisiyle uğraşır halde. Parlamentoda da bir emek var elbette ama asıl emek ne tarafta, asıl emek sokakta. Şunu da söylemeliyim. Ben CHP'nin aynı zamanda sol gelenekten gelen biriyim yani esas olarak. Cumhuriyet Halk Partisi'nde vekil olarak görev yaptım. Cumhuriyet Halk Partisi'nin avukatlığını da yaptım. Sayın Kılıçdaroğlu'nun avukatlığını yaptım. Bana, karar geldi.  Vekillikten azil kararı geldi. Çok özür dileyerek söylüyorum. Ben gönüllü bir avukattım, oradan bir para kazanan birisi de değilim. Şimdi bu güvensizlik niyedir? Ben farklı düşünebilirim. Bizim bir sosyal demokrat partide bir konuda ayrıksı bir düşünce içinde olmamız, farklı düşünmemiz bizim birbirimizi itmemizi ötelememizi gerektirmez. Böyle bir tabloyla karşılaştım. Bu ilginç bir durum tabii. Demokrasi kültürünün bizim en yukarıdaki kendilerine birçok insanın o vererek bir yere getirdiği kişilerce bile yeterince içselleştirilmediğini de gösteriyor.   “Bir barış talebi var. Bu talebin yerine gelmesi gerekiyor, ayrımlardan uzak. Bir arada hukukun güvencesi içinde bir arada ve eşit bir şekilde yaşamak istiyor. Türkiye'nin halkları eşit, özgür ve demokratik bir ortamda yaşama hakkına sahip olmalılar.”   * Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratikleşme tartışmaları yürütülüyor. Bir yanda ekonomik kriz, yoksulluk, kadın hakları ihlalleri ve barış beklentisi, diğer yanda demokrasi ve hukuk tartışmaları sürüyor. Sizce Türkiye'nin bu tablodan çıkabilmesi için nasıl bir demokratikleşme perspektifine ihtiyaç var?"   Kadın hareketinin son dönemde şöyle bir şiarı vardı. Diyordu ki anayasa için,  kadın hakları yönünden biz anayasada bir değişiklik istemiyoruz. Aman aman diyorduk. Biz sadece anayasa uygulansın istiyoruz. Yasalar uygulansın istiyoruz. Aman aman bir değişiklik istemiyoruz. Şimdi bu ne? Mevcut uygulansa dahi bizim haklarımız koruma altına alınmış olacak, güvence altına alınmış olacak. Bu yok. Böyle bir problemle karşı karşıyayız. Demin de söylemeye çalıştım. İşsizlik meselesi, dünya kadar kendi alanımdan söyleyeyim yine hukuk fakülteleri açıldı dünya kadar mezun verildi. Genç arkadaşlarımız, meslektaşlarımız bir büroya sahip olamıyorlar. Ortak bürolarla işler yapmaya başladılar. Ortak bürolar eskiden 2-3 kişilikti. Şimdi örneğin Ankara Barosu bütün bu işsiz avukatların yararlanabileceği büyük alanlar açtı. Oralarda arkadaşların mesleklerini icra etmelerine yardımcı olunmaya çalışılıyor. Bu benim gördüğüm yerde . Diğer kesim öğretmenlerin şu anda eylemlilikleri var dışarıda. Emekliler günlerdir, aylardır ayaktalar. Geçim sıkıntısı var. Yurttaşlar boğulacak durumdalar. Ve öbür yandan bir de süreç diye ifade edilen ülkemizde kurtuluş mücadelesini ortak bir biçimde başarmış, emperyalizme karşı ortak bir biçimde mücadele etmiş, sadece köken olarak farklılık taşıyan arkadaşlarımızın bir barış talebi var. Bu talebin yerine gelmesi gerekiyor, ayrımlardan uzak. Kimse artık ateş istemiyor, sıkıntı istemiyor. Bir arada hukukun güvencesi içinde bir arada ve eşit bir şekilde yaşamak istiyor. Bu süreç bu alanda geriye doğru düştü.    Bu önemli bir şeydi. Türkiye'nin bütün halkları için önemli bir olguydu. Mecliste görüşme oldu. Biz de dernek olarak gittik. Görüşlerimizi ifade ettik. “Bu önemli bir şeydir." dedik. Kadınlar için de analar için de kadın ve ana olmak gerekmiyor bütün yurttaşlar için de. Türkiye bence sisli bir sürecin içinde şu anda. Ama umutsuz olmamak gerekiyor diye düşünüyorum, umudumuz olmalı. İnsanlar oturup düşünmeliler. Biz, birbirimizin düşmanı değiliz. Bu ister etnik kökenlerimiz sebebiyle olsun, ister düşüncelerimiz sebebiyle, ister siyasal tercihlerimiz sebebiyle olsun Türkiye'nin halkları eşit, özgür ve demokratik bir ortamda yaşama hakkına sahip olmalılar. Bu sebeple anayasanın daha demokratik bir yapıya ulaştırılması konusunda kadın hareketi içinden bakarak söylersem bizim şu anda mevcudun uygulanmasından yola çıkarak ileri doğru taşıyabileceğimiz bir süreç olacak elbette diye düşünüyorum. Buna da inanıyorum. Çok acı çekti insanlar. Etnik farklılıklar sebebiyle de cinsiyet farklılıkları sebebiyle de kadınlar ölmeye devam ediyor. Eskiden  ayda 4  diyorduk, şimdi günde 5-6 kadın cinayeti ile karşılaşıyoruz. Bütün bunları görmek, bunların üstünü örtmemek, bunların el birliğiyle hepimizin birbirimize dayanarak ve birbirimizi severek de yürümemiz gerektiğini düşünüyorum. Önce kendi soframızı donatmak ve o sofranın başına hep birlikte geçip hep birlikte kaşığa ve çatala yüklenmek durumundayız diye düşünüyorum.    “ Eşit, demokratik, adil olanı, kurmak için de yine el birliği ile kol kola hareket etmek gerektiğini düşünüyorum.”   *İstanbul’da bu hafta birçok farklı kesimleri buluşturan ‘İkinci Yılında Cumhuriyetin Demokratik Dönümüşü’ konferansı düzenlenecek. Tüm bu tabloya baktığımızda böylesi bir buluşma neden önemli?    Elbette çok değerli bir toplantı diye düşünüyorum. Olanak bulabilirsem katılacağım, biraz bu ara çok ciddi sağlık sorunları yaşıyorum. Bir de  yoğunluğumuz var açık söylemeliyim. Katılmak isterim. Oradaki fikirleri dinlemek isterim. Şunu söylemeliyim, demokrasi daha da gelişecek ve daha da genişleyebilecek bir olgu mutlaka. Biz öğrenmediğimiz ve bilmediğimiz için bazı hakları talep etmedik. Kadın hakları penceresinden bakarak söylemek istiyorum yine. Evde eşimize, çocuğumuza hizmet etmek bir kadının en önemli özelliği olarak öğretildi halbuki bir kadın önce bir birey, kendini geliştirmek durumunda ve bir kadının yapabileceği dünya kadar şey var. Bunlar hep öğrenerek oldu. Hiçbir şey bizim birden bire kavradığımız değil,  o gelenek görenek dediğimiz şeyler, hangileri gerici, hangileri daha ilkel noktada kaldı, hangileri daha ileri... Yasalar da böyle. Adım adımdır. Biz 1926 Medeni Yasası'na devrimci bir yasa diye baktık. Ama sonra aynı yasaya dedik ki yok 1926 Medeni Yasası'nda bizim bütün hakkımızı kısıtlamışlar bizi kadın olarak bir köşeye sıkıştırmışlar. Bunu gördük, bunu talep ettik. Yıllarca bunu talep ettik, yeni bir medeni yasa yaptık. Türk Ceza Yasası'nda bizim birçok hakkımızla ilgili olarak kadınların hakları sanki kadınlar öyle korunacak bir şey ve  onların hakları meselesini başkaları koruyacak, kadınlar kendi haklarını talep edemeyecekler gibi.    Bu cinsel suçlarla ilgili özellikle düzenlemelerde sanki erkek kısmının hakkı da dişi kısmının hakkı değil gibi. Bütün bunlar öğrenerek, görerek, ihtiyaç hissederek, fark ederek bir diğerimizin hakkını ihlal ettiğimizin farkına vararak ilerlettiğimiz ve yasal hale getirdiğimiz düzenlemeler. Anayasalar da böyle. Anayasaların da daha ileri taşınabilmesi ihtiyacın varlığıyla ilgili bir şey. Benim deminden beri altını çizmeye çalıştığım şey bugün içinde bulunduğumuz koşullarda mevcudun bile uygulanmadığı, mesela butlan meselesi nereden çıkmıştır ? Anayasanın neresindedir bu hakkı veren? Anayasa şimdi ihlal edilmiyor mu ya da yasaları ihlal edilmiyor mu? Bugün ben en  önemli adımın, elbette bir şeyi kapatmak için veya daha ileri taşınması için söylemiyorum ama mevcut anayasanın ve yasalarımızın uygulanmasını sağlamak, bunun üzerine de daha ileriyi, daha insani olanı, insan haklarına daha uygun olanı, eşit, demokratik, adil olanı, kurmak için de yine el birliği ile kol kola hareket etmek gerektiğini düşünüyorum. Belki bir gün parlamentoda bütün siyasi partiler hep birlikte aynı şey için el kaldıracaklar. İnsanlık için ve insanlar için böyle umut ediyorum.     *Bu süreçte demokratik kamuoyu ve örgütler olarak neler yapmalı?    Susmak kabul etmektir. O sebeple gerek birey olarak gerekse örgütlü yapılar olarak demokratik kitle örgütlerimiz, siyasi partilerimiz, her ne varsa odalarımız bir kere doğru olanın savunulmasından kaçınmamak gerekiyor. Tabii şöyle  bir baskı ortamı var. Sözünüzün hemen hukuk dışı sayıldığı, sözünüzün hemen mahkemeyle, yargıyla karşılaşıldığı veya eyleminizin  de böyle  bu bizim önümüzde bir özene ihtiyaç var elbette. Özene ihtiyaç var ama geri adım atmamak gerekiyor. Ben şuna da inanıyorum. 78 yaşında bir arkadaşınızım.  Hak mutlaka yerini buluyor. Bir takım olumsuzluklar oluyor ama doğruyu savunduğunuz sürece o doğruyu kazanabiliyorsunuz. Bizim bütün demokratik kitle örgütlerimizin birbiriyle dayanışarak ve acil sorun ne ise acil sorun bugün demokrasi. Demokrasi ise bunun için kol kola girerek hep birlikte söyleyerek, birlikte ağı çekebilmek için kuruluşların susmadan bir arada hep birlikte mücadele etmek gibi bir sorumlulukları var. Ufak ayrıntılara da takılmamak gerekiyor. O zaten hayatın içinde çözülüp gidiyor.