Sözlü tarihten kolektif hafızaya: Demeter'in Bahçesi 2026-06-27 09:02:16   İSTANBUL - Farklı kadınlarla yapılan söyleşilerin kitaplaştırıldığı, "Demeter’in Bahçesi Kendi Sesimizden Kolektif Hafızamız" adlı sözlü tarih kitabı raflarda yerini aldı. Yazar Gülhan Bişeng, kitabıyla farklı alanlarda çalışan kadınların erkek egemenliği karşısında yaşadığı sorunlara ışık tutuyor.   Farklı kadınların deneyimlerini bir araya getiren ve bir sözlü tarih çalışması olarak ortaya çıkan "Demeter’in Bahçesi Kendi Sesimizden Kolektif Hafızamız" Tura Yayınevi tarafından basılarak, okurlara sunuldu. Kitabın yazarı Gülhan Bişeng, kadınların bilgi, emek ve mücadele hafızasını yazılı hale getirme çabası ile çıktığı yolda YouTube üzerinden "Demeter’in Bahçesi" adıyla yayın yapmaya devam ediyor. Buradaki yayınlarını kitaplaştıran Gülhan Bişeng, kitapta farklı alanlarda çalışan kadınların ortak deneyim ve sorunlarına ışık tutuyor.  'Demeter'in Bahçesi' hem kadınların hafızasına dair geleceğe bırakılan bir belge hem de kadın mücadelesine okuması keyifli bir veri sunuyor.   Kadınların bilgi üretimi, deneyimleri ve mücadele tarihinin çoğu zaman sözlü aktarımda kaldığı, yazılı hafızaya yeterince dönüşemediği tartışmaları sürerken, "Demeter’in Bahçesi" bu boşluğa müdahale etme iddiasıyla ortaya çıktı. Arkeoloji eğitiminin ardından sosyoloji alanında da çalışmalar yürüten ve uzun yıllar kadın ve göç alanında çalışan yazar, kadınlarla yaptığı söyleşileri kitaplaştırarak, bir hafıza çalışmasına dönüştürdü.   ‘Jineoloji ve feminizm perspektifinden kadın deneyimleri’   YouTube üzerinden yayınlanan "Demeter’in Bahçesi" programının halihazırda bir kitap fikri ile başladığını ifade eden Gülhan Bişeng, başlangıç noktasının kadınların kendi alanlarında yaşadıkları deneyimleri görünür kılmak olduğunu dile getirdi. Gülhan Bişeng, “Özellikle Jineoloji ve feminizm perspektifiyle farklı disiplinlerde yer alan kadınların yaşadıkları deneyimleri, karşılaştıkları zorlukları ve bunlardan çıkış yollarını konuşmak istedik. Bu deneyimler başka kadınlara da ilham verebilir. Yaşamın bütün alanlarında ataerkil tahakkümün çok yoğun yaşandığını biliyoruz. Bu alanları dönüştürmenin, yaşamı dönüştürmenin de bir parçası olduğunu düşündük. Siyasetten tıbba, felsefeden arkeolojiye, mitolojiden gazeteciliğe kadar uzanan geniş bir yelpazede kadınlarla bir araya geldik” dedi.    Kolektif bir üretim süreci   Kitabın temelini oluşturan söyleşilerin çevrimiçi yayınlarla başladığını dile getiren Gülhan Bişeng, baştan sona kolektif biçimde örüldüğünü ifade etti. Gülhan Bişeng, “Teknik imkânlarımız sınırlıydı ama kadın dayanışmasıyla bu yayınları sürdürebildik. Bu süreçte ben de dönüşüm yaşadım. YouTube yayınlarına başlarken, ciddi kaygılar taşıyordum. Yapabilir miyim diye çok düşündüm. Çünkü bilmediğim bir alandı. Ama sonra her bir kadının ayrı bir dünya olduğunu gördüm. Her biri kendi alanında mücadele deneyimini paylaştı. Bu bana hem düşüncelerimi sistematize etme hem de onları kalıcı hale getirme konusunda çok şey kattı” diye belirtti.    ‘Kadınlar dijital alanda da eşitsizlik yaşıyor’   Dijital mecraların yaygınlaşmasına rağmen kadınların bu alanlara eşit erişemediğini belirten Gülhan Bişeng, özellikle teknik bilgi ve araçlara erişim konusunda ciddi eşitsizlikler bulunduğunu ifade etti. Gülhan Bişeng, “Kadınlar bu alanları kullanıyor ancak olanakları hâlâ çok yetersiz. Özellikle bizim kuşak açısından teknik donanım eksikliği önemli bir sorun. Genç kuşaklar teknolojiyle birlikte büyüdü ama kadınların genel olarak dijital alanda hâlâ daha geride bırakıldığını görüyoruz. Kadınların medya üretim süreçlerine daha fazla katılabilmesi için destek mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor. Atölyeler, teknik destekler ve bilgi paylaşım alanları oldukça önemli. Bu başlı başına bir dünya. Kadınların bu alanlarda güçlenmesi gerekiyor. Çünkü dijital alan aynı zamanda sözünü kurmanın da bir alanı” ifadelerini kullandı.    ‘Kadınlar tarih yazıyor ama yazıya geçirmiyor’   Kitabı hazırlarken en güçlü motivasyonunun kadın mücadelesinin kayıt altına alınması olduğunu belirten Gülhan Bişeng, özellikle Kürt kadın hareketinin ürettiği deneyimin yazılı hale gelmesi gerektiğini vurguladı. Gülhan Bişeng, “Kadın mücadele tarihine baktığımızda çok görkemli bir direniş görüyoruz ama yazılı hale getirme konusunda eksik kalıyoruz. Yaşamı örerken, mücadele ederken, dönüştürmeye çalışırken, yazmaya zaman kalmıyor. Kadınların yürüttüğü kampanyalar ve mücadele süreçleri zaman içinde unutulabiliyor. Bu nedenle arşiv oluşturmak aslında politik bir ihtiyaç. Bir süre sonra biz de unutuyoruz. Dönüp baktığımda birçok şeyi unuttuğumuzu fark ettim. Oysa kadınlar tarih yazıyor ama yazıya geçirilmiyor. O hafızayı inşa etmemiz gerekiyor. Bu nedenle kitap aynı zamanda yakın dönem kadın mücadele tarihine dair bir sözlü tarih çalışmasıdır” dedi.    ‘Disiplinler değişiyor, kadının yükü değişmiyor’   Söyleşilerin kitaplaşma sürecinde ortaya çıkan en çarpıcı sonuçlardan birinin farklı alanlarda çalışan kadınların ortak deneyimleri olduğunu ifade eden Gülhan Bişeng, “Yazıya döküldüğünde gördüm ki çok uzak gibi duran alanlar ortak bir hafızaya sahip. Tıpta da, siyasette de, sinemada da, akademide de benzer mücadeleler var. Kadınların ortaklaştığı başlıklardan biri de dil. Kadınların ortaklaştığı en önemli ihtiyaçlardan biri de eril dilin dönüştürülmesi. Ancak kitap boyunca en görünür ortaklık zaman ve emek meselesi. Bütün kadınlar aynı şeyi anlattı. Bir yandan yaşamı örüyorlar, ev içi emeği sürdürüyorlar, bir yandan kendi alanlarında üretim yapıyorlar, bir yandan politik mücadele yürütüyorlar. Bu çok ağır bir yük” diye aktardı.    ‘Demeter’den bugüne hafızayı geri çağırmak’   Kitaba ve kanala adını verdiği Yunan mitolojisindeki Demeter simgesinin kadınların bilgi aktarımı ve hafızasıyla ilişkili olduğunu dile getiren Gülhan Bişeng, “Demeter bereketin, üretimin, ama aynı zamanda karanlığa karşı direnen bir kadın figürü. Persephone’yi geri almak için mücadele ediyor. Kadın kültürünün aktarımının önüne geçme meselesi burada da var. Ama bütün baskılara rağmen kadınlar yine de bir şeyleri aktarmayı başarıyor. Kadının inanılmaz bir bilgeliği var. Doğayı okuma, yaşamla bağ kurma, aktarma biçimleri çok güçlü. Belki hepsi korunamadı ama o duygunun kalması bile çok kıymetli” diye belirtti.    ‘Birbirimizin yaptığını büyütmemiz gerekiyor’   Kadınlarla birlikte üretmenin kendisine cesaret verdiğini ve yeni projeler hazırladığını ifade eden Gülhan Bişeng, mitolojide kadın karakterler üzerine yeni bir çalışma yürütmek istediğini dile getirdi. Kadınların üretimlerinin daha fazla görünür olması gerektiğini vurgulayan Gülhan Bişeng, “Kadınların yaptığı her şeyi büyük bir merakla takip ediyorum. Birbirimizin yaptıklarını büyütmemiz, anlatmamız, sahiplenmemiz gerekiyor. Daha çok yazmamız gerekiyor. Daha çok anlatmamız gerekiyor. Çünkü mücadeleyi nasıl birlikte ördüysek, hafızasını da kendi sesimizden kuracağız” diye konuştu.