'Öğretmenlerin hakları yasal güvence altına alınsın' 2026-07-06 09:02:55   İZMİR - Öğretmenlerin mülakat nedeniyle yapılmayan atamalara ve özel sektörde yaşadıkları sorunlara karşı yıllardır mücadele ettiklerini söyleyen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası İzmir İl Meclisi üyesi İpek Karenfil, Mücadeleyi hep birlikte sırtlamak zorundayız” diyerek toplumun tüm kesimlerini mücadeleyi büyütmeye çağırdı.   Eğitim alanında ve özel sektörde yıllardır derinleşen güvencesiz çalışma politikaları, düşük ücretler, taban maaş hakkının ortadan kaldırılması, kısa süreli sözleşmeler, uzun çalışma saatleri ve iş güvencesinden yoksun bırakılma, özel sektör öğretmenlerinin temel çalışma koşulları haline geldi. Ataması yapılmayan ve mülakatlarda hak gaspına maruz bırakılan öğretmenler de benzer biçimde emeklerinin karşılığını alamıyor.   Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu, mülakat nedeniyle atanamayan bin 611 öğretmenin gasp edilen hakkı ve özel sektörde çalışan öğretmenlerin yaşadığı sorunlara dikkat çekmek için 14 Haziran’da Ankara’da açlık grevi eylemini başlattı. 13 gün süren açlık grevini sonlandıran öğretmenler, çeşitli kentlerde ve çeşitli şekillerle eylemlerine devam edeceklerini söyledi.    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası İzmir İl Meclisi üyesi İpek Karenfil, Ankara’da günlerce süren direnişin arka planını, öğretmenlerin taleplerini ve mücadelelerinin bundan sonraki yol haritasını anlattı.   ‘Öğretmenler artık beklemeyecek’   Özel sektörde çalışan ve mülakat nedeniyle atanamayan öğretmenler olarak yıllardır birçok sorun karşısında mücadele ettiklerini belirten İpek Karenfil, bu sorunlara karşı defalarca görüşmeler yaptıklarını ve komisyonlara katıldıklarını ifade etti. İpek Karenfil, “Farklı muhalefet partilerine, iktidar partisi vekillerine, bakanlığa mağduriyetlerimizi anlattık. Herkes, ‘Haklısınız’ dedi. Hatta, ‘Bu sorun çözülecek’ sözleri verildi. En nihayetinde bu sözler tutulmadı. Bizim de orada attığımız slogan gibi ‘Haklısınız’ dediler ama hakkımızı vermemeye devam ettiler. Dolayısıyla bizler, bin 611 mülakat mağduru ve özel sektörde çalışan öğretmenler olarak Ankara'daki son eylemlerimizi, ‘Artık bekleyecek gücümüz yok. Öğretmenler artık beklemeyecek’ çıkışıyla gerçekleştirdik. Taleplerimiz yeni değil” dedi.   ‘Özel sektörde güvencesiz çalışmak normalleştiriliyor’   Taleplerinin görülmediği süreçte gerçekleştirilen eylemlerin artık son noktaya geldiğini kaydeden İpek Karenfil, “O yüzden Ankara'daki bu mücadele için yola çıkmış olduk. Bu direnişin başlama sebebinin pek çok noktası var. Bizler pek çok taleple mücadele ediyoruz sendika olarak.  Özel sektörde çalışan öğretmenler olarak meslektaşlarımızla eşit özlük haklarına ve eşit bir ücrete sahip değiliz. Aynı işi yapmamıza rağmen hatta daha fazla saat çalışmamıza ve daha güvencesiz koşullarda çalışmamıza rağmen, aynı özlük haklarına, aynı güvencelere sahip olamıyoruz. Tabii ki kamuda çalışan meslektaşlarımızın da yığınla sorunu var. Bunların da çözülmesi gerekiyor ama özel sektördeki öğretmenler olarak çok daha zor koşullarda çalışıyoruz. Özel sektörde çalışmak, çalışırken güvencesiz olmak normal bir şey haline getirildi. Yazın işsiz kalmak, hafta sonları çalışmak, haftada elli, altmış saat derse girmek, patronların mobbingine maruz kalmak. Bunlar bizim gündelik yaşantımız haline getiriliyor” şeklinde konuştu.     ‘Yusuf Tekin’in bizi yok sayması kabul edilemez’   Çalıştıkları kurumların Milli Eğitim Bakanlığı ve müdürlükler tarafından, denetlenmesi gereken kurumlar olduğunu dile getiren İpek Karenfil, “Hal böyle iken sanki biz yokmuşuz, Milli Eğitim Bakanlığı'nın özel eğitim kurumlarına ilişkin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi bir tabloyla karşı karşıyayız. Süreç; denetimsizlik, hukuksuzluk ve görmezden gelinmeyle ilerliyor. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı ve il müdürlüklerinin yerine getirmesi gereken görevleri fiilen sendikamız üstleniyor. Sorunları tespit ediyor, dilekçeler hazırlıyor, görüşmeler yapıyor ve hak ihlallerini ilgili kurumlara iletiyoruz. Bize ise sürekli ‘İsim bildirin, tespit yapın, dilekçe yazın’ deniliyor. Bunlar aslında devlet kurumlarının yerine getirmesi gereken görevler. Buna rağmen gelinen noktada Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in, ‘Açlık grevi yapmasalardı gelip görüşselerdi, bu sorundan haberimiz yoktu’ demesi kabul edilemez. Oysa onlarca dilekçe verdik, onlarca görüşme gerçekleştirdik. Özel eğitim kurumlarının, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve İl Milli Eğitim Müdürlükleri’nin önünde defalarca eylem yaptık. Sorunlarımızı yüzlerce kez dile getirdik. Biz bu süreci, görmek isteyenin gördüğü, duymak isteyenin duyduğu; görmek istemeyenin ise bilinçli olarak görmezden geldiği bir süreç olarak değerlendiriyoruz” diye belirtti.   ‘Öğretmenlerin haklarının yasal güvence altına alınmasını istiyoruz’   Yaz aylarında işsiz bırakılmaktan düşük ücretlere mahkûm edilmeye kadar birçok sorunları olduğunu ifade eden İpek Karenfil, Ankara'daki direnişlerinde temel talebin, taban maaş hakkı olduğunu paylaştı. İpek Karenfil, “Çünkü taban maaş uygulamasının Yusuf Tekin döneminde kaldırılması, yalnızca ücretlerin düşmesi anlamına gelmedi; öğretmen emeğinin tamamen patronların insafına ve pazarlık gücüne bırakılması anlamına geldi. Her yıl eğitim fakültelerinden yüz binlerce mezun veriliyor. Bu durum özel sektörde çalışan öğretmenlere sürekli, ‘Senin yerine çalışacak çok kişi var’ baskısı kurulmasına, ücretlerin daha da düşürülmesine yol açıyor. Öğretmenlere adeta ‘İşsiz mi kalmak istersin, yoksa asgari ücrete mi çalışmak istersin?’ denilerek iki seçenek arasında bırakıldıkları bir düzen dayatılıyor. Böylece öğretmenler tamamen özel sektörün insafına terk ediliyor ve güvencesizleştiriliyor. Biz öğretmenlerin haklarının yasal güvence altına alınmasını istiyoruz. Bugün özel sektörde patronla sözleşme masasına oturduğumuzda, yanımızda kendimizden ve sendikamızdan başka kimse yok. Yaklaşık dört-beş yıldır faaliyet yürüten sendikamız da tam olarak bu güvencesizliğe karşı mücadele ediyor” diye ifade etti.   ‘Taleplerimiz ‘Artık yaşayamıyoruz’ dediğimiz talepler’   Haklarının patronların insafına bırakıldığını ve yasal güvence altına alınmadığını vurgulayan İpek Karenfil, buna karşılık patronların teşviklerle ve yasal düzenlemelerle korunduğunu söyledi. Bu tablonun, Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenlerden çok patronları koruduğunu açık biçimde gösterdiğini belirten İpek Karenfil, “Öğretmenlerin güvencesiz çalıştırıldığı bir yerde ne nitelikli eğitim verilebilir ne de sağlıklı bir eğitim ortamı kurulabilir. Pek çok arkadaşımız bu nedenle mesleğini bırakıp başka sektörlerde çalışmak zorunda kalıyor. İntihar eden öğretmen arkadaşlarımız var. Öğretmen olmasına rağmen geçinebilmek için inşaatta çalışırken iş cinayetinde yaşamını yitiren arkadaşlarımız da var. Artık bunlar bekleyebileceğimiz sorunlar değil. Taleplerimiz artık ertelenebilecek talepler değil; ‘Artık yaşayamıyoruz’ dediğimiz talepler. Talebimiz, haklarımızı güvence altına alacak ve insanca çalışma koşullarını sağlayacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesidir.  En temel talebimiz, 2014 yılında Yusuf Tekin döneminde kaldırılan taban maaş hakkının yeniden getirilmesidir” sözlerini kullandı.   ‘Sorumlular taleplerimize kulaklarını tıkadı’   Öğretmen iş sözleşmelerinin 12 ay olması gerekirken, 9-10 aylık sözleşmelere mahkûm edildiklerini ifade eden İpek Karenfil, işsiz kalma ve mesleğini yapamama kaygısının öğretmenleri sözleşmeleri kabul etmeye zorladığını dile getirdi. İpek Karenfil, “12 aylık sözleşme yapan kurumlar ise Nisan ve Mayıs aylarında öğretmenleri istifaya zorlayarak tazminat ödemekten kaçınıyor. Mobbing tam da öğrencilerin sınavlara hazırlandığı en kritik dönemde yoğunlaşıyor. Bizler bir yandan öğrencilerimizle ilgilenmeye çalışırken diğer yandan ‘İstifa et, dilekçeyi imzala’ baskısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu iki yakıcı sorunun çözülmesi için öncelikle taban maaş hakkının yasalaşmasını, ardından Milli Eğitim Bakanlığı ve il müdürlüklerinin, gerekli denetimleri yaparak haklarımızı güvence altına almasını talep ediyoruz. Eylemlerimiz, başta İstanbul ve İzmir olmak üzere birçok kentte sürüyor. Çünkü bu mücadelede yalnızca Milli Eğitim Bakanı'nın değil, sorunu çözme sorumluluğu taşıyan pek çok kişinin patronlardan yana tavır aldığını gördük. Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Ayşen Gürcan bunlardan biri. Cumhurbaşkanlığı Eğitim Danışma Kurulu'nda yer alan ve aynı zamanda Çözüm ile Final gibi büyük özel eğitim kurumlarının sahibi olan Metin Özer ve Ahmet Akça ile bu kurumların ortağı ve AKP milletvekili Nazım Maviş'in de bu süreçteki sorumluluğu açığa çıktı. Hem öğretmenler hem de toplum nezdinde açık bir tercih yapıldı. Bizler on dört gün açlık grevi yaptık,  Ankara'da direndik ve öğretmenlerin sesini duyurmaya çalıştık. Buna rağmen sorumlular taleplerimize kulaklarını tıkadı. Bu nedenle şimdi hem onların sorumluluk alanlarında hem de sendikamızın örgütlü olduğu illerde eylemlerimizi sürdürüyoruz” ifadelerine yer verdi.   ‘Herkesin desteğine ve dayanışmasına ihtiyacımız var’   Kentlerde düzenlenen "Öğretmenimin Yanındayım" eylemlerine destek verilmesinin önemine değinen İpek Karenfil, çocuklarını özel okula, koleje ya da etüt merkezine gönderen velilerin, orada çalışan öğretmenlerin hangi koşullarda çalıştırıldığını bilmesi gerektiğini söyledi. Velileri sömürü düzenine karşı ses yükseltmeye çağıran İpek Karenfil, şöyle devam etti: “Yakında yeniden Ankara'ya döneceğiz ve mücadelemizi sürdüreceğiz. Bunun için kamuoyunun, öğrencilerin ve velilerin desteğine ihtiyacımız var. Çünkü bu yalnızca ücret ya da çalışma koşulları mücadelesi değil; nitelikli ve kamusal eğitim mücadelesidir. Bugün özel eğitim kurumları milyonlarca liralık kayıt ücretleri alıyor. Aileler çocuklarının geleceği için büyük fedakârlıklar yapıyor. Bu mücadele, eğitimin geleceğini ve öğretmenlik mesleğinin onurunu koruma mücadelesidir. Bu nedenle herkesin desteğine ve dayanışmasına ihtiyacımız var. Biz yalnızca kendi haklarımız için mücadele etmiyoruz. Bugün özel sektörde yaşananlar, kamuda çalışan öğretmenlerin de bu baskı ve sömürüden bağımsız olduğu anlamına gelmiyor. Güvencesizlik yalnızca öğretmenlerin değil, tüm emekçilerin ortak sorunu. Patronların insafına bırakılmış çalışma koşullarına karşı taban maaş ve güvenceli çalışma hepimizin hakkı. Biz kendimizi diğer emekçilerden ayrı görmüyoruz. Hepimiz insanca yaşayabileceğimiz çalışma koşullarını hak ediyoruz. Belediye işçisinden tarım işçisine, inşaat işçisinden öğretmene kadar herkesin insanca yaşayabileceği koşullar için mücadeleyi birlikte büyütmek zorundayız. Bu nedenle herkesi öğretmenlerin mücadelesini sahiplenmeye ve insanca bir geleceği birlikte kurmak için ortak mücadeleye davet ediyoruz.”