Fatma Gök: HDK dönüştürücü gücüne yeniden dönmeli 2026-08-23 09:07:17   Melike Aydın    İSTANBUL - HDK’nin seçim odaklı siyasetin gölgesinde kalan taban örgütlenmesi fikrine yeniden dönmesi gerektiğini belirten HDK’nin kurucu isimlerinden Fatma Gök, kadınların özne olduğu kitlesel bir mücadele hattının önemine dikkat çekerek, “Kadın özgürleşmesi sağlanmadan, patriyarka yıkılmadan Demokratik Cumhuriyet inşa edilemez” dedi.   Halkların Demokratik Kongresi (HDK), 2011 yılında farklı halkları, inançları, kadınları, sosyalistleri ve ezilen toplumsal kesimleri ortak bir mücadele zemininde buluşturmanın yanı sıra siyaseti tabandan örgütleme iddiasıyla kuruldu. Mahalle ve yerel meclislerden yükselen örgütlenmeyle toplumsal dönüşümü hedefleyen bu model, aradan geçen 15 yılda seçim siyasetinin ve partileşmenin öne çıkmasıyla kuruluş dönemindeki iddiasından uzaklaşmaya başladı. Gelinen aşamada ise HDK’nin yeniden tabana dayalı örgütlenme modeline dönmesi ve bu dönüşümde kadın mücadelesinin üstleneceği rol yeniden tartışılıyor.   HDK’nin kurucularından ve Genel Meclis Üyesi Prof. Dr. Fatma Gök ile HDK’nin kuruluşundan bugüne kadın mücadelesinin geçirdiği dönüşümü, seçim odaklı siyasetin yarattığı tıkanıklıkları ve kadınların özne olduğu tabandan örgütlenmenin nasıl yeniden güçlendirilebileceğini konuştuk.   *1980 sonrası bağımsız kadın hareketinden gelen bir feminist olarak, HDK’nin kuruluş sürecinde yer almak ve Kürt kadın hareketiyle batıdaki kadın mücadelesini aynı zeminde buluşturmak sizin için nasıl bir deneyimdi? Bu ortak mücadelenin yarattığı dönüştürücü gücü nasıl değerlendiriyorsunuz?   HDK’nin kuruluşu, barış ve demokrasi yolunda Türkiye’nin Kürtleri ile batıda ezilen, sesi duyulmayan, hegemonya altında olan kesimlerin güçlerini birleştirerek toplumsal dönüşüme zemin hazırlama çalışmasıydı. Bu cephe içinde kadınlar son derece önemli bir yerde duruyordu. HDK’nin ilk kuruluş toplantısında ve kürsüsünde yer aldım. Kadınların, LGBTİ+ bireylerin, Alevilerin, Süryanilerin ve tüm ezilenlerin sesinin kuvvetle duyulduğu o iki günlük yoğun çalışma beni çok heyecanlandırdı.   1980’lerin sonunda ortaya çıkan bağımsız kadın hareketinden gelen bir birikimimiz vardı. Kaktüs ve Pazartesi dergisi kolektiflerinde yer almış biri olarak, CHP dâhil partilerin kadın kollarının veya Kemalist kadınların sunduğu, ev içini sorgulamayan ve sadece resmî topluma katılmayla sınırlı eşitlik anlayışının aksine, ev içi emeği ve özel alanı politikleştiren bir mücadeleden geliyorduk. HDK kurulduğu dönemde batıda feminist hareket gelişmişti, Kürt kadınların da dergileri vardı, varlıklarını biliyor, zaman zaman bir araya geliyorduk ama esasen ayrı kulvarlardaydık. HDK işte bu birikimlerin üzerinde yükseldi. 80 darbesinden sonra hem Kürdistan’da hem de Türkiye’nin batısında ağır baskılara maruz kalan kesimleri ve yükü sırtlayan kadınları kapsayan organik bir yapıydı. Amacımız; Kürtler ile batıdaki feminist ve kadın mücadelesi yürüten kesimlerin birlikte hareket ederek eşit, özgür ve kadın odaklı bir toplumsal dönüşümü inşa etmesiydi.   Nitekim Gültan Kışanak da HDK’nin ilk kuruluşunda ‘Umudun zeminini hazırlıyoruz’ demişti; bu söze kesinlikle katılıyorum. Eşitlik ön kabulüyle yola çıktığımız o ilk dönemlerde, kurulan bu güçlü kadın iradesi karşısında erkeklerin yanlış bir şey söylemekten adeta ödü kopuyordu. Böyle bir zemin hazırlamak, bu coğrafya için büyük bir umut oldu.   "Akademisyen, bağımsız sosyalist, feminist ya da farklı kimliklerden gelen onlarca bileşeni aynı çatı altında toplayan bu yeni ruh, Türkiye ve Mezopotamya coğrafyasında toplumsal mücadelenin kulvarlarını birleştirdi."   *HDK kurulurken bir seçim ittifakından öte, Türkiye siyasal hayatına yeni bir paradigmatik örgütlenme olarak ortaya çıktı. Türkiye solunun ve sosyalist çevrelerin tarihsel olarak ‘birleşememe’ veya ‘birbirine benzeyerek birleşme’ krizine bakıldığında HDK fikriyatı, sol-sosyalist harekete teorik ve pratik olarak ne tür yenilikler sundu, nerelerde tıkandı?   HDK ve HDP’nin kuruluş süreçleri, Türkiye sol ve sosyalist hareketinin tarihsel bölünümlülüğünü aşan, Kürt hareketi ile batıdaki ezilen ve sesini duyuramayan tüm kesimleri ortak bir paradigma etrafında buluşturan tarihsel bir adımdı. Akademisyen, bağımsız sosyalist, feminist ya da farklı kimliklerden gelen onlarca bileşeni aynı çatı altında toplayan bu yeni ruh, Türkiye ve Mezopotamya coğrafyasında toplumsal mücadelenin kulvarlarını birleştirdi. İlk toplantılarda yaşanan o tutukluk ve çekingenlik kısa sürede aşılarak güçlü bir ortak mücadele iradesine dönüştü. Nitekim egemen güçlerin bu potansiyeli hemen fark etmesiyle birlikte saldırılar ve ötekileştirme hamleleri gecikmedi. Eşbaşkanlığını yürüttüğüm dönemde bir Karadeniz gezisine gitmiştik. Sinop’ta adeta bir linç girişimine maruz kalmamız, bu dönüştürücü gücün ne denli bir dirençle karşılaştığının bir göstergesiydi.   Kavramsal kurguda esas olan, mahalle meclislerine ve alttan gelen yatay örgütlenmelere dayanan Halkların Demokratik Kongresi’ydi. Toplumsal alanı dönüştürecek esas güç kongre, onun siyasete müdahale edecek alt aracı ise parti; HDP olacaktı. Fakat Türkiye siyasetinin kesintisiz devam eden seçim gündemleri ve dinamizmi, partiyi zorunlu olarak öne çıkardı, HDK’yi ise maalesef ikinci plana itti. İlk hayal edilen toplumsal dönüşüm odağının bürokratik siyasete ve seçim atmosferine feda edilmesi, sürece emek veren bizler için hâlen yüreğimize oturan bir özeleştiri konusudur. Buna rağmen yaratılan bu iklim, İran’daki Jina Mahsa Amini eylemleri ya da kadınların seçme ve seçilme hakkı için direnen süfrajetlerin mücadelesi gibi, umudun ve direncin her zaman bir yol bulabileceğini kanıtladı. Tıpkı ana dilini yasaklara rağmen koruyan Kürt kadınları gibi, batıdaki feministler ile Kürt kadın hareketinin ‘Barışa İhtiyacım Var’ raporunda olduğu gibi organik bir arada duruşu, bu maya tutan ortak mücadelenin en önemli ürünüdür.   15 yılı deviren bu deneyimin ardından bugün vardığımız noktada, kadın ve bölge konferanslarında dile getirilen sorunların ve taleplerin hâlen ilk kuruluş günündeki başlıklarla aynı olması, almamız gereken daha çok yol olduğunu gösteriyor. İçinde bulunduğumuz belirsizlikler ve bölgesel çalkantılar ortamında, HDK’nin o ilk gündeki toplumsallaşma ve alttan dönüştürme ilkelerini hayata geçirecek, kendi özeleştirisini vermiş yepyeni ve dinamik bir hatta evrilmesi tarihsel bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor.   "Kadın özgürleşmesi sağlanmadan, kapitalizmin en güçlü dayanağı olan patriyarka yıkılmadan demokratik cumhuriyet inşa edilemez."    *Bahsettiğiniz türde bir dönüşüm kadın mücadelesine nasıl bir etki yapar? Kadın mücadelesini daha da güçlü kılar mı?   Kadın mücadelesini gerçek bir güce dönüştürmenin yolu, onu mahallede, evde, mecliste, üniversitede, kreşte ya da sendikada, nerede olursa olsun kitlesel ve bulaşıcı kılmaktan geçiyor. Kadınların parti üst kademelerinde yer alması veya siyaseten kabul görmüş olması tek başına yeterli değil. Geldiğimiz yeri küçümseyemeyiz. Yüzde 50 fermuar sistemiyle yola çıktık, yüzde 40’larla meclise girdik ancak seçim siyaseti her şeyi çözmüyor. Belediyelerimiz veya kurumlarımız mahallede bir kreş açamıyorsa, çocuk bakımını tek başına sırtlayan kadına dokunamıyorsak soyut bir özgürlük söyleminden öteye geçemeyiz.   Kadın özgürleşmesi sağlanmadan, kapitalizmin en güçlü dayanağı olan patriyarka yıkılmadan demokratik cumhuriyet inşa edilemez. Gökyüzünden yepyeni erkekler inmeyeceğine göre, mevcut eril zihniyetle ve kapitalist modernitenin eşitliği yalnızca sınıflı bir illüzyon olarak sunan liberal anlayışıyla mücadele etmek zorundayız. Karşımızdaki yapı son derece sistematik. Dolayısıyla bizim de tabandan gelen kitlesel bir güçle ve stratejik bir hatla yanıt vermemiz gerekiyor. Kürt kadın hareketi ve Barış Anneleri bu kitleselleşmenin en somut örnekleridir. Yalnızca okumuş yazmış bir grup kadınla olmaz; tabandaki tüm kadınların özneleştiği, ev içi emeğin ve toplumsal cinsiyet rollerinin dönüştürüldüğü, alttan gelen o büyük kadın iradesinde görüyorum çözümü.   * DEM Parti’nin yapılacak 5’inci Büyük Kongresi öncesinde, partinin ve toplumsal muhalefetin yeniden yapılanma tartışmaları yürütülüyor. Seçim odaklı siyasete sıkışma eleştirileri ışığında, HDK’nin ‘taban örgütlenmesi’ ve ‘meclis modeli’ mantığına dönmesini kadın mücadelesi açısından nasıl değerlendirirsiniz?   Irkçılık, patriyarka, kadın emeğini hem sömürüyor hem erkeklerin eril konumlarının devam etmesi için zemin hazırlıyor. Kadın emeği deyince gerçekten çok katmanlı bir alandan bahsediyoruz. Kadınların emeği, erkekler gibi iş yerine gitti, sonra eve geldi değil. Kadınların birinci vardiyası iş yeri, ikincisi ev. Gece vardiyası var, sabah erken vardiyası var. Erkeklerden çok farklı bir şekilde analiz etmemiz lazım. Kadınların emeğini ücretsiz bir şekilde, hiçbir karşılık olmadan sömüren bir sistem ve bunu kadınlar bir de severek, isteyerek yapabiliyorlar. Evde kocasına, çocuklarına bakım emeği diye büyük bir alan var. İkisi birlikte kırılabilir ve bu bize çok önemli bir güç veriyor. Yani Özgür Kadın Hareketi, bunlara hiçbir zaman taviz vermeyecek. Bu, milliyetçiliğin ve faşizmin dışında zemin yaratan bir güç. Bunu toplumsal olarak anladığımız ve anlamlandırdığımız ve harekete geçirdiğimiz zaman bütün toplumun kurtuluşu olacak ama önce kadınların güçlenmesi lazım.   *Türkiye’nin en temel fay hatlarından biri muhafazakâr ve seküler toplum kesimleri arasındaki yarılma. Kimlik ve yaşam tarzı siyasetinin bu kadar keskinleştiği bir ortamda HDK’nin ‘Halkların ve inançların eşitliği’ paradigması, muhafazakâr ve seküler kadınların ortak bir adalet ve demokrasi zemininde buluşmasının önünü açabildi mi? Yoksa bu fikriyatın Türkiye’nin batısında bu kesimlere temas etmesini engelleyen sosyolojik veya politik bariyerler mi var?   Bariyerler var tabii ki. Kadınların özgürleşmesi ve çeşitli kadınların, din ve inanç olarak farklı kadınların birlikte nasıl sömürüldüklerinin dinamiklerini, etkilerini anlamalarının çok çeşitli örnekleri de var bu toplumda. Şu anda bunun örneklerini bulabiliriz. Ama önemli olan bütün kadınların güçlenmesi. Bütün kadınların güçlenmesi için de bütün kadınların, patriyarka ve erkek egemen sistemin bunlara neyi dayattığını anlayabilmelerinden ve buna karşı çıkmalarından sonrası çözülebilir. Kapalı, açık hiç önemli değil. Ama kadın özgürlük mücadelesi, yani eğer erkek bakış açısından kurtulan kadın özgürlük mücadelesi, bütün kadınları birleştirme potansiyeli var. Ama bu sistemin işine gelmiyor. Aynı işçi sınıfını ayıran bütün şeylerden bahsediyoruz ya, egemen güçlerin çalışmalarından, kadınları ayıran ve patriyarkadan kurtulmalarının yolunu açmayan bu sisteme karşı kadınların birleşebileceklerini düşünüyorum. HDK fikriyatı böyle bir fikriyat esasında. Farklılıklarımızla bir arada olup birlikte güçlenme ve toplumun bütün o prangalarından kurtulma, özgürleşme ve eşitsizlikleri önleme fikriyatı. Benim için bu çok önemli.   *Adalet ve özgürlük mücadelesinde ‘birbirimizin kelimesi olmak’ ve kalıcı bir sistemi inşa etmek için kadınlara ne tür görevler düşüyor? Ayrıca nasıl bir örgütlenme gerekiyor?   Kadınların kendilerine yüklenen yüklerin bir kısmından kurtularak, bu işlerin bir kısmının toplumsallaşması için yine kadınların mücadele etmesi lazım. Mahallelerde sivil toplum kurumları var. Biz dayanışarak birlikte çözünce bu yüklerden daha çok kurtulacağız. Mesela bir apartmanda komünal bir mutfak kurmak benim çok işime gelir. Birlikte yapabiliriz. Bunu kadınlar yapsın anlamında söylemiyorum ama kadınlar bunun manivela gücü olabilir. Yani bugünkü patriyarkanın bize dayattığı bu zemini reddedip yepyeni bir değişim, dönüşüm hamlesine girdiğimiz zaman, yani hepimizin gözü açılacak diye düşünüyorum.