Rahime Karvar: Gazeteciler sadece talep eden değil, alanı açan olmalı 2026-11-06 09:07:47   Rojin Abay    İSTANBUL - İktidarın basına dönük baskı ve tek seslilik politikalarının müzakere süreciyle çeliştiğini vurgulayan gazeteci Rahime Karvar, “Gazeteciler sadece talep eden değil, alanı açan olmalı” dedi.    Kürt basını ve muhalif medya kuruluşlarına yönelik baskılar, sansür uygulamaları, erişim engelleri ve kayyım müdahaleleri devam ederken, yayın organlarına verilen cezalar da halkın haber alma hakkını engellemeyi sürdürüyor. Halkı tek sesliliğe hapsetmeyi amaçlayan bu sansür ve basına dönük müdahalelerin, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile yarattığı çelişkiye ilişkin gazeteci Rahime Karvar değerlendirmelerde bulundu.   'Tek sesli düzene karşı hakikat mücadelesi'   Rahime Karvar, iktidarın tek sesli bir medya düzeni yaratmak istediğini belirterek, bu sesin erkek egemen, sermaye yanlısı, tek-tip Türk ve Sünni anlayış olduğunu belirtti. Bu noktada Gülistan Doku dosyası ile fon vurgunu gündemlerini örnek gösteren Rahime Karvar, “İktidar tek ses istiyor. Halkların gerçekleri bu sesten, bu sesin çarpıtmasından öğrenmesini istiyor. Ama şunu görmek lazım. İktidarın halklara duyurmak istediği ses kimin sesi? Birincisi, bu ses erkeklerin sesi. Eğer biz Gülistan Doku dosyasını iktidarın medyasından öğrenseydik magazinleştirilmiş bir halde ve sonuç olarak da Gülistan Doku'nun intiharıyla sonlanan bir süreç olarak bilebilir ve kapatabilirdik. Ama kadın gazeteciler, kadınlar bunun peşini bırakmadılar. Olayın ne kadar çetrefilli bir halde olduğunu nasıl bir erkek dayanışması içerisinde bir kadının yok edildiğini gösteren bir örnek oldu. Fon meselesinde de eğer biz bunu sadece iktidarın sesi üzerinden duysaydık birkaç kötü niyetli insanın borsada yarattığı spekülasyon üzerinden bir tabloyla karşılaşacaktık. Ama gazeteciler bunun peşini bırakmadılar ve ortaya bambaşka bir tablo çıktı” dedi.   ‘Bu gidişata dur diyebiliriz’   Basın özgürlüğüne yönelik sansür ve kapatmaların bir anda olmadığına dikkat çeken Rahime Karvar, Kürt basınına ve gazetecilerine yönelik yıllarca süren baskı politikalarının "normalleştirilmesiyle" bugüne geldiğine işaret etti. Rahime Karvar, 24 Ekim'de 10 kentte sokağa çıkan basın meslek örgütlerinin ve yurttaşların direnişinin önemli olduğunu ancak Kürt basınının onlarca yıllık direniş emeği ve hakikat ısrarının görmezden gelinerek, gerçek bir kolektif mücadelenin örülemeyeceğini vurguladı. Rahime Karvar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün T24’ün kısıtlanması ya da Halk TV’ye kayyum atanması derin sorunlardır ancak bu aşamaya bir anda gelinmedi. Kürt ve devrimci basına dönük baskılar normalleştiğinde, gazeteciler katledilip gazeteler bombalandığında birleşik bir ses çıkarılamadığı için taşlar örülerek bugüne gelindi. Elbette bunu normalleştiremeyiz, nitekim 24 Ekim’de 10 kentte sadece gazeteciler değil, yurttaşlar da sokağa çıktı. Ancak bu tablonun içinde bile halen ayrıştırıcı bir tutum görüyoruz. Meselelerin birleşik bir tepkiden geçtiğini anlamayanlar var. Kürtçe slogan atılmasının ya da Kürt basınının yürütmüş olduğu mücadelenin ve ortaya çıkardığı hakikatlerin görmezden gelinemeyeceğini kavramamız gerekiyor. Kürt meselesinde çözümsüzlük devam ettiği sürece, bu baskıların diğer tüm alanlarda kronikleşeceğini görmek zorundayız. Ancak birlikte hareket edersek bu gidişata dur diyebiliriz.”   ‘Kürt meselesi bu ülkenin gordion düğümüdür’   Kürt meselesindeki çözümsüzlük ısrarının kayyım uygulamalarından basına yönelik saldırılara kadar birçok alanda baskıları normalleştirdiğini söyleyen Rahime Karvar, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci iki senesini geride bıraktı. Cumhuriyet tarihi boyunca atılmamış adımlar atıldı. Ancak iktidar meseleyi sadece ‘Bu bir silahsızlanma meselesidir, çatışmasızlık meselesidir’ diyerek buradan kendine bir propaganda alanı yaratmaya çalışıyor. Kürt meselesi bu ülkede Gordion düğümüdür. Bütün meselelerin gelip tıkandığı, giderek derinleştiği alan burasıdır. Burası bir çukur; sen burayı gerçek anlamda, gerçek bir demokrasiyle dolduramazsan hiçbir sorunu çözemezsin. Biz CHP’li belediyelere kayyum atandığında mı kayyumla tanıştık? Hayır. Üç dönem boyunca Kürt belediyelerine kayyum atandığında verilmeyen tepki, bugün yeni kayyumlara sebep oldu. Kürt meselesinde çözümsüzlük ısrarı, basına dönük saldırıları da normalleştiriyor. Bu ülkenin gerçekleriyle ilgili bütün sorunlar dönüyor dolaşıyor, bir şekilde Kürt meselesine gelip düğümleniyor” şeklinde konuştu.   ‘Özgür basın demokratik toplumun temel ayaklarından biri’   Basına yönelik sansür ve kapatmaların demokratik toplum hedefini de baltaladığını ifade eden Rahime Karvar, halkla gerçeği buluşturacak yeni mecraların oluşturulması ve yurttaşların da mücadeleye dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. Rahime Karvar, “Demokratik toplumu yaratırken bunun temel ayaklarından biri de basının özgürleşmesi, basının çok sesli bir şekilde toplumun yaşadıklarını, gerçeğin izinden giderek anlatabilmesidir. Bugün basının bu şekilde kapana kıstırılmaya çalışılması sürecin temel amaçlarından birini de baltalıyor. İktidarın istediği de bu. Farklı mecralar oluşturmamız lazım. Halkla gerçeği buluşturduğumuz alanlar yaratmamız gerekiyor. Direkt stüdyomuzu sokağa kurabiliriz, programlarımızı belli emekçi semtlerinde yapabiliriz. Bugün sansür sadece bize dönük değil, sıradan yurttaşın kendi tepkisini dile getirdiği alanlar da kapatılıyor. O zaman yurttaşın da dahil edildiği alanlar yaratmamız gerekiyor. Ama burada temelini oluşturmamız gereken şey, birleşik bir hatta duyduğumuz ihtiyaçtır” diye konuştu.   ‘Abdullah Öcalan doğrudan halklara seslenebilmeli’   Rahime Karvar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı Adasın’daki tecrit koşullarının değişmesi ve sürecin topluma doğrudan aktarılabileceği kanalların açılması gerektiğinin önemine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaten adaletsiz bir tablo var karşımızda. Bir tarafta iktidar var, diğer tarafta ise Kürt halkının muhatap olarak gösterdiği baş müzakereci Abdullah Öcalan var. Abdullah Öcalan’ın bulunduğu İmralı’daki tecrit koşullarının görece kırıldığı bir tablodan bahsediyoruz ama bu tablonun başından itibaren değişmesi lazım. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın direkt halklara seslenebildiği, basınla ve sivil toplumla görüşebildiği, süreci anlatabildiği ve süreçle ilgili soru işaretlerine cevap verebildiği bir ortamın yaratılması lazım. İktidar elbette kendi takvimine ve stratejisine uygun bir sınırlılık yaratmak istiyor ama bu tecridin kırıldığı her nokta, oradan gelecek her mesaj değerlidir.”   ‘Müzakere masasının şeffaflaşması gerekiyor’   Gazetecilerin yalnızca mevcut gelişmeleri aktarmakla yetinmemesi, bilgiye erişim ve şeffaflık konusunda somut talepler ortaya koyması gerektiğini vurgulayan Rahime Karvar, “Devlet Bahçeli’nin sürece daha olumlu bir yerden yaklaştığı gibi bir tablo var ama konuşulanla pratik arasında çok ciddi bir uçurum var. Biz gazeteciler olarak bu uçurumu normal göremiyoruz. Müzakere masası iktidarı bir şeylere zorluyor ama bunu yaparken de ‘her şey benim istediğim sınırlarda olsun’ güdüsüyle yapıyorlar. Masadaki o çerçevenin kırılabilmesi için özgür basının her şeyi şeffaflıkla halklara anlatabileceği bir gerçekliğin oluşması lazım. Basın emekçilerinin sözünün basın özgürlüğü başta olmak üzere şeffaf bilgiye erişim konusunda duyulması gerekiyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan başta olmak üzere kimseden bilgi alma konusunda alanların kapatılmaması, aksine açılması gerekiyor. Gazeteciler olarak bu konuda alanı açan olmamız, bununla ilgili plan yapan ve adım atan bir yerde durmamız lazım. Müzakere masasını bir şekilde o şeffaflığa erişmesi için zorlamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Gazeteciler sadece talep eden değil, alanı açan olmalı’   Son olarak Kürt güçleri ve siyasetçileriyle yapılan röportajları olumlu bulan Rahime Karvar, müzakere sürecinin bozulması durumunda gazetecilerin karşılaşabileceği tehditlere dikkat çekti. Rahime Karvar, “Bugün bazı gazeteci arkadaşlarımızın çeşitli alanlara giderek Kürt güçleriyle, Kürt liderlerle röportajlar yapması gerçekten olumlu bir gelişme. Ama biz aynı zamanda bu masa devrildiğinde gazeteci arkadaşlarımız açısından nasıl bir tehdit oluşturacağını da bilmiyoruz. Ki daha önceki çözüm süreçlerinde böylesi durumlarla karşı karşıya da kaldık. O yüzden bizim alanı açan olmamız lazım. Basın emekçileri, gazeteciler olarak talep edenin ötesinde bununla ilgili plan yapan, adım atan olmamız ve o müzakere masasını bir şekilde şeffaflığa erişmesi için zorlamamız gerekiyor” sözlerine yer yerdi.