Fermesk Alipoor ABD-İran savaşında Kürtlerin pozisyonunu değerlendirdi
- 09:06 1 Nisan 2026
- Dünya
Melek Avcı
ANKARA - Komala’dan Fermesk Alipoor, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla derinleşen kriz karşısında kurulan Kürt ittifakını, parçalanmış yapıyı aşarak Kürtlerin kendi kaderini tayin temelinde ortak ve bağımsız bir siyasal hat kurma adımı olarak değerlendirdi.
Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), PJAK, İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKİ), İran Kürdistanı Xebat Örgütü, Kürdistan Emekçileri Komalayası’ndan oluşan 5 Rojhilatlı Kürt siyasi parti tarafından Coalition of Political Forces of Iranian Kurdistan (İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu) 22 Şubat’ta kuruluşunu ilan etmişti. Daha sonra Komala Partisi de 4 Mart 2026’da koalisyona katıldı. Koalisyonun temel hedefleri, İran İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi, İran’ın demokratik ve laik bir sisteme dönüşmesi ve Rojhilat’ta Kürt ulusal iradesine dayalı demokratik bir yönetim kurmak. Programda, öz savunmanın meşruiyeti, iç infaz ve iç şiddetin reddi, özgür seçimlerin örgütlenmesi, cinsiyet eşitliği ve ezilen halklar ve muhalif güçlerle dayanışma gibi ilkeler vurgulanıyor.
Kürt partileri, ABD-İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat 2026’da başlattığı savaşa karşı 3. Yol vurgusu üzerinden yaklaşırken, bir ayını dolduran saldırılar bugün bölgesel bir savaşa genişlemiş durumda. ABD, İran savaşının ilk haftasında 12 milyar dolar harcadığını açıkladı. Bu rakam yaklaşık olarak İran’ın bir yıllık askeri bütçesine karşılık geliyor.

Özellikle ABD’nin saldırılarına yanıt veren İran ise savaşı uzatmak için “asimetrik savaş” olarak adlandırılan bir yöntem izliyor. İran, yürüttüğü asimetrik savaş ile savaşı elindeki sınırlı imkanlar ile olabildiğince uzatarak, savaşın ABD için maliyetini arttırma ve daha çok bölgeye yayma, komşu ülkeleri tehdit etme stratejisini benimsedi. Yürüttüğü asimetrik savaş ile İran, hızlıca üretebileceği ucuz dronlar ile Körfez ülkelerinde bulunan ABD üslerini bombaladı. Ardından, turistik bölgelere, petrol üsleri gibi kritik yerlere yöneldi. Özellikle savaş başladığı günden bu yana Güney Kürdistan ve Irak’a 40’tan fazla dron saldırısı gerçekleşti.
ABD Başkanı Donald Trump ise yaptığı açıklamada “kimse bunu beklemiyordu” derken; İran’ın enerji krizi yaratma hamlesi ile Avrupa ülkeleri için enerji koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı gemi geçişlerine kapatması Avrupa ülkelerinin bu savaşa yaklaşımını değiştirdi. Dünyaya ham petrol ve doğalgazın yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla birlikte 1970’lerden bu yana görülen en büyük enerji krizi yaratıldı. Petrol, gaz, gübre, plastik ve gıda gibi birçok kalemde fiyatların artması ile de Avrupa ülkeleri “Bu Avrupa’nın savaşı değil” açıklamalarında bulundu.
Savaşın getirdiği maddi, manevi maliyet ve Ortadoğu’nun yeniden dizaynına ilişkin hamleler sürerken, bu savaşta Rojhilatlı partilerin kurduğu ittifak ne anlama geliyor ve ittifak bu savaşa nasıl bakıyor üzerinden İran Kürdistani Komala Partisi’nin Rojhilat Kadın Örgütü’nden Fermesk Alipoor ile konuştuk.
‘Bu halklar arası bir savaş değildir’
Bu savaşın gökten düşmediğini, yıllardır İran’ın uyguladığı baskı rejiminin bir sonucu olduğuna değinen Fermesk Alipoor, “Bu savaş, İslam Cumhuriyeti’nin on yıllar boyunca İran’ı içeride bir hapishaneye, dışarıda ise sürekli bir militarizasyon, vekalet savaşı ve bölgesel istikrarsızlık kaynağına dönüştürmesinin sonucudur. Kürt ittifakı da mevcut savaşı, halklar arası bir savaş olarak değil, rejimin yayılmacı ve keşif amaçlı politikalarının bir ürünü olarak tanımlamıştır. Kürt bakış açısıyla bu ayrım büyük önem taşımaktadır. Rojhilat için bunun hemen görülen etkisi, daha sert baskı, daha sıkı güvenlik önlemleri ve daha tehlikeli bir günlük yaşam ortamıdır” diye belirtti.
‘Kürt siyasetinde netlik önem taşıyor’
Stratejik açıdan bakıldığında ise bu savaşın aynı zamanda Rojhilat’ın önemini de arttırdığını ifade eden Fermesk Alipoor, “Kürdistan, İran toplumunun en örgütlü kesimlerinden biridir ve bu, retorik bir abartı değildir. Merkez zayıfladığında, örgütlü bölgeler artık kenar kesim olmaktan çıkar. Siyasi açıdan belirleyici hale gelirler. Peki Rojhilat’ın konumu nedir? Kenarda değil, İran’ın geleceğinin şekilleneceği fay hatlarından birinin üzerinde. Çevredeki bölgeler, Hewler yakınlarındaki saldırılar, Başur üzerindeki baskı, yaygınlaşan istikrarsızlık ve her bölgesel aktörün Kürt coğrafyasını bir satranç tahtasına çevirmeye çalışacağı riski yoluyla, bu durumun etkilerini şimdiden hissetmeye başladı. İşte tam da bu nedenle, Kürt siyasetinde netlik şimdi her zamankinden daha fazla önem arz ediyor” dedi.
Savaşta İran’ın Rojhilat’a yaklaşımı nasıl?
Savaş sürecinde İran’ın Rojhilat’a yaklaşımını değerlendiren Fermesk Alipoor, savaş dönemlerinin baskının arttığı dönem olduğunu söyledi. Fermesk Alipoor, “Rojhilat’ta ise bu artış yapısaldır. İslam Cumhuriyeti hiçbir zaman Kürt meselesini sıradan bir siyasi mesele olarak ele almadı; Kürt siyasal varlığının kendisini bir güvenlik tehdidi olarak gördü. Bu nedenle Rojhilat’ta gözetim, militarizasyon, yıldırma ve en temel sivil taleplerin kriminalize edilmesi istisnai uygulamalar değildir; rejimin standart yönetim biçimidir. Bu nedenle diğer illerle karşılaştırmalar dikkatli bir şekilde yapılmalıdır. İran’ın diğer bölgelerinde baskı, genellikle protestoların ardından veya kriz anlarında daha da şiddetlenir. Kürdistan’da ise bu baskı uzun süredir sistematik bir nitelik taşımaktadır. İran güçleri son zamanlarda Rojhilat’ta yoğun bir şekilde konuşlandırılmış ve hatta İran genelinde okullar ve camiler gibi sivil tesisleri kullanmıştır. Ulusal düzeyde ise tutuklamalar, infazlar, kayıplar, internet kısıtlamaları ve “ulusal güvenlik” söylemi, muhalefeti ezmek için kullanılmaktadır. Dolayısıyla, İran’ın diğer bölgelerinde baskı yoğunlaşıyor; Rojhilat’ta ise zaten yerleşik bir güvenlik rejiminin üzerine baskı yoğunlaşıyor. Bu durum, Kürt bölgelerini hem daha savunmasız hem de siyasi açıdan daha bilinçli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Savaşta riskler ve fırsatlar: ABD’nin Kürt aktörlerle temasa geçtiği konuşuluyor
ABD-İsrail’den Kürtleri savaşa dahil etmeye yönelik açıklamalar gelmesini ise “Bu savaş Kürtler açısından hem risk hem fırsat barındırıyor” diyerek açıklayan Fermesk Alipoor şöyle konuştu: “Risk açık, tehlike ortada. Kürt bölgeleri rejimin tercih ettiği bir cezalandırma alanı haline gelebilir ve Kürtler, bir kez daha başkalarının savaş planlarında ‘gözden çıkarılabilir piyonlar’ olarak muamele görebilir. ABD’nin olası bir operasyonla ilgili olarak Kürt aktörlerle temasa geçtiğine dair haberler var ve bu durum tek başına, İran’ın bir krize girdiğinde Kürtlerin ne kadar çabuk ‘kullanılabilir güç’ olarak görüldüğünü gösteriyor.”
‘Dış aktörler işbirliği istiyorsa gerçekçi garantiler vermelidir’
“Tam da bu noktada Kürt siyasal olgunluğu belirleyici olmalıdır” diyen Fermesk Alipoor, “Abdullah Mohtadi’nin ‘İnsanlarımızı ölüme göndermeyeceğiz’ sözü bu açıdan son derece anlamlıdır. Bu cümle, on adet özenle hazırlanmış politika notundan daha fazlasını ifade ediyor. Bu, Kürtlerin katılımının heyecan, sembolizm ya da Washington veya Tel Aviv’den gelen belirsiz teşviklere dayandırılamayacağı anlamına geliyor. Dış aktörler Kürtlerin işbirliğini istiyorsa, stratejik netlik, gerçekçi garantiler, sivillerin korunması ve savaş sonrası düzende Kürt haklarının siyasi olarak tanınmasını sunmalıdır. Evet, Kürtler bir denge unsurudur, ancak bu, askere alınabilecek bir güç oldukları için değildir. Kürtler, organize, siyasi deneyime sahip, stratejik bir konumda bulunan ve toplumla iç içe geçmiş oldukları için bir dengeleyici güçtür. Akıllıca hareket ederlerse, süreci şekillendirebilirler. Düşüncesizce hareket ederlerse, bir kez daha en ağır bedeli ödeyebilirler” sözlerini kullandı.
İttifakın hedefleri: Kürt kararları Kürdistan’da alınmalı
Rojhilat’taki Kürt hareketinin kendisi ile İslam Cumhuriyeti arasında tarafsız olmadığının da altını çizen Fermesk Alipoor, “İttifakın kendi beyan ettiği hedefleri arasında rejime karşı mücadele, kendi kaderini tayin hakkı ve Kürt iradesine dayalı demokratik bir siyasi düzen yer almaktadır. Bu tarafsızlık değildir; bu bir siyasi projedir. Aynı zamanda, bu durum ABD, İsrail veya başka herhangi bir dış aktöre körü körüne bağlılık anlamına da gelmez. Bu bağlamda pek çok kişinin genel olarak ‘Üçüncü Yol’ olarak adlandırdığı şey, ilkelere dayalı Kürt karar alma bağımsızlığı olarak anlaşılmalıdır; ne Tahran’a boyun eğme ne de Kürt özerkliğinin yabancı başkentlere teslim edilmesi… Komala’nın kendi siyasi literatürü, başkalarıyla ittifaklar zaman zaman gerekli olsa da, Kürt kararlarının Kürdistan’dan ve Kürdistan’ın çıkarlarına göre alınması gerektiği konusunda nettir. Dolayısıyla gerçek Kürt pozisyonu şudur: rejim karşıtı, boyun eğmeme yanlısı, kendi kaderini tayin etme yanlısı ve stratejik olarak ihtiyatlı. Bunun nedeni Kürtlerin kafalarının karışık olması değil, başkalarının onlar adına Kürt savaş hedeflerini belirlediğinde neler olacağını tarihten öğrenmiş olmalarıdır” diye belirtti.
‘Çözüm tarihsel gerçeklikten yola çıkmalıdır’
Kürtlerin yeniden bölgesel güçlerin “araçsallaştırılan aktörü” haline gelme riskine yönelik ise, “Elbette, risk yüksektir” diye yanıt veren Fermesk Alipoor, devamında şunları belirtti: “Kürt sorunu bölgesel bir krize dönüştüğünde gerginlik her zaman doruk noktasına ulaşır. Büyük güçlerin, çatışma anında Kürtlerin önemini kabul edip, acil çatışma geçtikten sonra ise Kürt haklarını kenara itmeye çalıştığına dair uzun bir tarih vardır. Kürt hafızası bu döngüyle doludur ve ciddi bir çözüm, bu tarihsel gerçeklikten yola çıkmalıdır. Çözüm, herkese karşı duygusal bir güvensizlik değildir. Çözüm, yapılandırılmış bir Kürt etki gücüdür. Bu; birlik, ortak bir tüzük, işbirliği için net koşullar, ortak bir diplomatik mekanizma ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının müzakere edilebilir bir yan konu olarak ele alınmasına izin vermemeyi ifade eder. Kürt Barış Enstitüsü’nün koalisyon hakkındaki değerlendirmesi burada önemlidir; değerlendirmede, daha geniş İran muhalefeti ile işbirliğinin Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının tanınmasına bağlı olduğu ve koalisyon tüzüğünün birleşik diplomasi ve koordineli savunmaya işaret ettiği belirtilmektedir. Bu tam da doğru yöndür. Basitçe söylemek gerekirse, Kürt siyaseti ne kadar az birleşik olursa, onu araçsallaştırmak o kadar kolay olur. Ne kadar organize ve şartlı hale gelirse, onu kullanmak ve bir kenara atmak o kadar zorlaşır.”
‘Kürtler için bu, örgütlenme ve tarihsel bir sınav anı’
Bir aylık savaş boyunca, toplumun yaklaşımına ve yaşadıklarına değinen Fermesk Alipoor, Kürtlerin stratejik davranarak katliamları engelleyen protesto tarzlarını benimsediğini ifade etti. Fermesk Alipoor, “Sıradan insanlar için savaş, korku, belirsizlik, enflasyon, hareket özgürlüğünün kısıtlanması, artan gözetim, keyfi tutuklamalar ve sivillerin silahlı devletler ile elitlerin aldığı kararların bedelini bir kez daha ödemek zorunda kalabileceği hissini ifade eder. İşte acı gerçek budur. Ancak bu tablonun, dışarıdan bakan gözlemcilerin sıklıkla gözden kaçırdığı bir başka yönü daha vardır: Kürt toplumu bunu yalnızca pasif bir mağduriyet olarak yaşamamaktadır. Aynı zamanda bunu örgütlenme, haysiyet ve dayanıklılık açısından tarihsel bir sınav olarak da algılamaktadır. Kürt illeri, Şubat ayındaki ayaklanma dalgasında kitlesel sokak protestosu çağrısında bulunmadı çünkü rejim kitlesel bir kan dökülmesine hazırlıklıydı; bunun yerine Kürt güçleri, kararlı bir şekilde genel grev çağrısında bulundu ve bu grev onlarca şehirde geniş çapta uygulandı. Bu, halkın duyguları hakkında önemli bir şey söylüyor: Kürt toplumu apolitik değil, stratejiktir. Kayıtsız değil, hesaplıdır. Kendini gereksiz bir katliama kurban etmeden değişim istiyor. Dolayısıyla hakim ruh hali, sadece savaşa yönelik bir coşku ya da basit bir korku değil. Bu, daha sert ve daha olgun bir şey; tükenmiş bir direnç, tarihsel bir uyanıklık ve eğer fedakarlık yapılacaksa, bunun sonunda siyasi açıdan anlamlı bir yere varması gerektiği yönündeki bir arzu” ifadelerini kullandı.
‘Kürtler Rojhilat’ta nasıl bir örgütlenme yapısı izleyecek’
“Çatışma artmaya devam ederse, Kürtlerin yeniden yapılanması aynı anda üç düzeyde gerçekleşmelidir: halk savunması, siyasi komuta ve geçiş dönemi yönetimi” diye belirten Fermesk Alipoor, şöyle açıkladı: “Hizmet, savunma ve lojistik alanlarında yerel komiteler kurulması yönündeki son çağrı önemlidir; zira bu çağrı, öz savunmanın yalnızca silahlı müdahale anlamına gelmediğini kabul etmektedir. Öz savunma aynı zamanda, savaş ve rejimin zayıfladığı koşullarda toplumun hayatta kalma, koordinasyon sağlama, hizmet sunma ve kaosu önleme kapasitesidir. Siyasi düzeyde Komala, iki stratejik önceliği vurgulamıştır: Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi ve geçiş döneminde Kürdistan için ortak bir yönetim. Mustafa Hijri daha da ileri giderek, ittifakın geçiş döneminde İran Kürdistanı’nı yönetme ve özgür seçimler hazırlama görevi olduğunu söylemiştir. Bu çok önemlidir. Asıl soru sadece kimin savaşabileceği değil, kimin kargaşa, intikam ya da çöküş olmadan yönetebileceğidir. Dolayısıyla, savaş derinleşirse, Kürtlerin yeniden örgütlenmesi sadece militarizasyon olarak düşünülmemelidir. Bu, disiplinli bir ulusal yapı anlamına gelmelidir: yerel komiteler, sivil koruma, mümkün olduğunda birleşik güç, siyasi itidal, kurumların korunması ve direnişten idareye geçmeye hazır olma.”
‘Yeni aşama niteliksel olarak farklıdır, mesele ortak bir bildiriden ibaret değil’
Tam da bu bir olma bilinci ile ittifakın sadece savaş döneminde oluşturulan “geçici bir tepki” olmadığını ifade eden Fermesk Alipoor, “Bu ittifak, savaşın hızlandırdığı, daha uzun soluklu bir sürecin sonucudur. Kürt kaynaklar, koalisyona giden yolun bir parçası olarak aylar süren diyalogları, Diyalog Merkezi’ni, daha önceki birlik çabalarını, Ocak ayındaki üst düzey toplantıları ve genel grevi işaret etmektedir. Savaş, birlik ihtiyacını yaratmadı; sadece gecikmeyi daha tehlikeli hale getirdi. Evet, daha derin bir stratejik dönüşümün yaşandığını düşünüyorum. Yıllardır Rojhilat’taki Kürt hareketi parçalanma, paralel yapılar ve taktiksel farklılıklardan muzdaripti. Yeni aşama niteliksel olarak farklıdır, çünkü mesele sadece ortak bir bildiri yayınlamaktan ibaret değildir. Bu, diplomasi, güvenlik koordinasyonu, geçiş süreci ve temsil için bir çerçeve oluşturmakla ilgilidir. Bu, sembolik birlikten kurumsal birliğe doğru atılmış bir adımdır. Bu, tüm çelişkilerin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ortadan kalkmadılar. Ancak bu, anın mantığının değiştiği, her partinin Kürt ulusal sorununu tek başına çözebileceğini hayal ettiği dönemin sona erdiği anlamına gelir” diye konuştu.
‘İttifak sadece bir kriz mekanizması değil, savaş sonrasını hedefliyor’
Bunun, geçici bir savaş dönemi ittifakından daha fazlası olmasının amaçlandığını belirten Fermesk Alipoor şöyle devam etti: “En önemli ipucu retorik değil, yapıdır. Komala, ortak bir geçiş yönetimi kurulmasından bahsetti. Hijri ise geçiş döneminde İran Kürdistanı’nı yönetmekten ve ardından özgür seçimler düzenlemekten söz etti. Kürt araştırmacılar tarafından yayınlanan koalisyon analizi de benzer şekilde iki aşamalı bir mantığı tanımlamaktadır: önce bir kurtuluş veya geçiş aşaması, ardından seçilmiş meşruiyet altında demokratik yönetişim. Bu son derece önemlidir. Kürt siyaseti, Irak, Suriye ve İran’ın kendisinden, eski düzenin ayakta kalmasının yeterli olmadığını öğrenmiştir. Ertesi gün için hazırlık yapmazsanız, başkaları bu boşluğu dolduracaktır; bu genellikle şiddet yoluyla ve çoğu zaman Kürtlerin çıkarlarına aykırı bir şekilde gerçekleşir. Dolayısıyla ittifak savaş sonrasını da amaçlıyor; bu, mevcut savaş zamanı ihtiyaçlarına hizmet eder, ancak asıl önemi, savaş sonrası düzeni şekillendirmeye çalışması gerçeğinde yatmaktadır. Başka bir deyişle, bu sadece bir kriz mekanizması değil, Rojhilat’ın geleceği üzerinde siyasi sahiplik iddiasıdır.”
‘İttifak, parçalanma sorununu aşma potansiyeline sahip’
Bu, parçalanmayı azaltabilir, ancak bunun için pratik bir nitelik kazanması ve sadece törensel bir nitelikte kalmaması gerekir. Kürt birliği, herkesin birdenbire aynı şekilde düşünmesi anlamına gelmez. Bu, Kürt aktörlerin ortak bir ulusal temel, rejimin devrilmesi, halkın korunması, kendi kaderini tayin hakkı, demokratik bir düzen ve geçiş süreci ile seçimler için bir mekanizma üzerinde mutabık kalması anlamına gelir. Bu konularda, mevcut ittifak şimdiden önceki birçok girişimden daha ciddidir. Asıl sınav, birliğin duyuru düzeyinden komuta, hizmet, disiplin, diplomasi ve kamu güveni düzeyine geçip geçemeyeceğidir. Komala’nın birleşik Peşmerge ve geçiş yönetimi konusundaki ısrarı burada önemlidir, çünkü sembolik birliğin işlevsel birliğe dönüşmesi gereken noktayı tam olarak göstermektedir. Dolayısıyla, bu ittifak parçalanma sorununun büyük bir kısmını aşma potansiyeline sahiptir, ancak bu, kağıt üzerinde var olması nedeniyle değildir. Bunu ancak Kürt toplumuna birliğin gerçek koruma, gerçek koordinasyon ve gerçek siyasi etki sağladığını kanıtlayabilirse başarabilir.”
‘Siyasi açılım ancak örgütlülük durumunda gerçekleşebilir’
Savaşın şiddetlenmesi durumunda ise Rojhilat için olası senaryoya değinen Fermesk Alipoor, “Kısa vadede, baskıların artması daha olası bir senaryodur. Bu rejim köşeye sıkıştığında böyle davranır: daha fazla tutuklama, daha fazla infaz, daha fazla terör, korku yoluyla toplumu içe dönük hale getirmeye yönelik daha fazla girişim. Mevcut haberler şimdiden bu yöne işaret ediyor. Ancak baskı, hikayenin sonu değildir. Bu, rejimin artık güç kullanmaktan başka yönetmeyi bilmediğinin bir işareti de olabilir. Rejimin askeri, kurumsal, ekonomik ve psikolojik kapasitesi daha da zayıflarsa, baskının çöküşüyle birlikte tam da yeni bir siyasi alan ortaya çıkabilir. Kürt liderler şimdiden bu şekilde düşünüyor: Hijri geçiş sürecinden ve seçimlerden bahsediyor; Komala ise ortak yönetimden ve Peşmerge güçlerinden söz ediyor. Bunlar pasif bir şekilde bekleyen aktörlerin sözleri değil. Bunlar, bir açılım için hazırlanan aktörlerin sözleri. Dolayısıyla en doğru cevap şudur: önce baskı, sonra muhtemelen siyasi açılım, ancak bu, Kürt toplumunun ilk aşamayı atlatacak ve ikinci aşamayı yakalayacak kadar örgütlü olması durumunda gerçekleşebilir” sözlerini kullandı.







