Afganistan’da yaşam kadınlar için nasıl bir tehlikeye dönüştü?
- 09:02 7 Mayıs 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA- Afganistan’da kadınlara yönelik baskı gözetim, şiddet ve yoksullukla derinleşirken, dört kez tutuklanan, işkence gören ve ölüm tehditleri alan Sima Naimi, “Artık en basit adım bile risk” dedi.
Taliban’ın 2021’de Afganistan’ın kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana kadınlara tüm toplumsal yaşamı yasaklandı. Kadınların üniversite eğitimini, kız çocuklarının altıncı sınıftan sonra okula gitmesini, çalışmasını, dışarda tek başına olmasını engellemekte. Fiili Afganistan hükümeti, politikalarını, "şeriat" olarak bilinen İslam hukukunun Taliban yorumuyla uyumlu olduğu savunulurken, uluslararası güçler kadınların bir tecrit rejimi altında yaşamasının üstünü Taliban’ı ülkelerine davet ederek kapatıyor.
Kadın örgütleri hem grupça hem de bireysel olarak defalarca ABD’ye ve tüm dünyaya çağrı yapsa da bu çağrılara somut yanıt hala gelmiş değil. Tecrit ülkesinde baskı altında yaşayan kadınlar özgürlük ve insan haklarını talep ederken şiddete uğruyor, cezaevi, katledilme tehdidi altında yaşıyor. İşkenceye uğrayan kadınlar ise yaşam hakkını korumak için ülkesini terk etmek zorunda kalarak göçmen konumuna düşüyor.
Tutuklandı, işkence gördü göçe zorlandı
Badahşan vilayetinde yaşayan aktivist Sima Naimi, Taliban’ın şiddetinden üç ay önce başka bir ülkeye göç etmek zorunda kaldı. Hak arayışında olan Sima Naimi, Afganistan’da Taliban tarafından 4 kez tutuklandı. Ailesiyle seyahat eden Sima Naimi, Taliban’ın aracı durdurması ve üst araması adı altında başörtüsünü çıkarmasını istedi. Bunu reddetmesi üzerine fiziksel şiddet gördü, hastaneye kaldırıldı. Sima Naimi, tutukluluğu sırasında defalarca işkenceye uğradı. Tutukluluğunun ardından ölüm tehditleri aldı, babası yaşanılan işkence ve zulme dayanamayarak kalp krizi geçirdi. Şuan başka bir ülkede göçmen olan Sima Naimi, burada da güvende olmadığını ve kaldığı ülkeden deport edilerek Afganistan’a geri gönderildiği taktirde Taliban tarafından katledilme riski altında olduğunu söyledi.
Afganistan’da kadınların günlük yaşantısı ve tecrit altındaki yaşama ilişkin Sima Naimi, ajansımıza konuştu.
‘Her basit adım risk haline geldi’
Taliban’dan sonra hayatın kadınlar için geleceksizlik olduğunu söyleyen Sima Naimi, “Hayatımda en büyük değişim, Taliban'ın kontrolü ‘günlük hayata’ kadar genişletmesiyle geldi; sadece kanunlarla bunu yapmadılar; korku ve bireysel kararlara getirilen kısıtlamalar da buna dahildi. Benim için en büyük değişim, işe gitmek, yolculuk yapmak, konuşmak, hatta geleceği planlamak gibi yaşamın temeli olan her basit adımın bir risk meselesi haline gelmesiydi. O günlerden itibaren, kadınlar için özgürlüğün artık normal bir hak olmadığını, Taliban'ın elinden alabileceği bir ayrıcalık olduğunu anladım. Bugün Afganistan'da kadın olmak, sistematik olarak sesin, seçim hakkının ve geleceğin elinden alınması ve hayallerin herkesten saklanması gereken şeylere dönüşmesi anlamına geliyor” diye belirtti.
Taliban’ın denetim mekanizmaları
“Kadınların sesi bile kamusal alanda duyulmamalı” anlayışının uygulamaların sahada Taliban tarafından doğrudan kurulan kontrol mekanizmalarıyla denetlendiğini söyleyen Sima Naimi, “ Bu alandaki politikalar genellikle ‘doğrudan kontrol’ ve ‘kamusal kontrol’ kombinasyonuyla uygulanmaktadır. Birçok yerde gözetim sadece belirli bir güç tarafından yapılmaz; komşular ve yerel ağlar da günlük baskı mekanizması şeklinde hareket eder. Sizleri ihbar etme, tehdit etme, kadınların hareketlerini kısıtlama veya kamusal alanlarda davranışları kontrol etmeye çalışırlar. Buna ek olarak, asayiş- dini güçlerin varlığı veya müdahalesi ve kamuya açık veya caydırıcı cezaların uygulanması, kadınların daha harekete geçmeden kendilerini kısıtlamalarına neden oluyor” sözlerini kullandı.
Gizli eğitim sistemi
Hala kız çocuklarının ve kadınların eğitimden mahrum eden politikaların yürürlükte olması ve bu politikaların daha da ağırlaşmasının kayıp bir nesil yarattığını söyleyen Sima Naimi şunları belirtti: “Sistematik eğitimden mahrum bırakma, kız çocuklarının geleceğinin, karakterlerinin, becerilerinin ve özgüvenlerinin şekillendiği yaşlarda bunun ellerinden alınması anlamına geliyor. Eğitim olmadığında, kadınlar işgücü piyasasına giremez, ailenin ekonomik geleceği yok olur ve toplum büyük bir beceri açığıyla karşı karşıya kalır. Sonuç, ‘kayıp bir nesil’dir; gelişme potansiyeli olan ancak bu potansiyelden mahrum bırakılan bir nesil… Ailelerin tepkisi ise korku, uyum ve umudu koruma çabasının bir karışımını oluşturuyor diyebilirim. Bazı aileler kızlarını tehlikeden korumak için evde tutuyor ancak birçok yerde gizli bir eğitim sistemi de oluşmuştur; evlerde küçük sınıflar, güvenilir kişiler tarafından verilen dersler veya gayri resmi eğitim gibi alternatif öğrenme yöntemleri bunlardandır. Bu, yasakların ‘resmi yolu’ kapatabileceğini, ancak öğrenme arzusunu ortadan kaldırmadığını göstermektedir.”
‘Yardım süreçleri engellerle karşılaşıyor’
Taliban’ın kadınlara getirdiği bir diğer yasağın ise yardım kuruluşlarında çalışan kadınların işten çıkarılması olduğunu anımsatan Sima Naimi, kadınların yardım faaliyetlerinden, derneklerden dışlamasının sahada ciddi sorunlar doğurduğuna dikkat çekti. Sima Naimi, “Kadınların yardım kuruluşlarından çıkarılması veya dışlanması, kadınların ve kız çocuklarının özel ihtiyaçlarına doğrudan erişimin kesilmesi anlamına gelir. Uygulamada, kadın personel sistemden çıkarıldığında ve dışlandığında, birçok aile kendini güvende hissetmez ve kadın sağlığı, temel hizmetlere başvuru veya hassas bilgilere erişim gibi alanlarda yardım süreçleri engellerle karşılaşır. Sonuç olarak, yardımlar en çok ihtiyaç duyanlara daha geç, daha sınırlı ya da eksik ulaşır” dedi.
Çocuk yaşta evlilik ve üreme sağlığı riskleri, depresyon
Eğitimden, yaşamdan, işten dışlanan kadınların yoksullaşmasının, çocuk yaşta evlilikleri de arttırdığını belirten Sima Naimi, bu iki olgunun birbirine paralel olduğunu söyledi. Sima Naimi, “Yoksulluk arttığında ve iş umudu ya da sosyal destek azaldığında, bazı aileler mali baskıyı azaltmak için çocuk yaşta evliliğe yönelir. Sahada, geçim koşullarına dair kaygıların arttığını ve ailelerin kız çocuklarını eğitim ve gelecek yolunda tutma güçlerinin azaldığını gözlemliyorum. Yine kadınlar doğum, üreme sağlığı ve temel sağlık hizmetleri alanında birkaç ciddi sorunla karşı karşıya kalıyor; uzman hizmetlere erişim eksikliği, sağlık merkezlerine başvurmaktan duyulan korku veya hareket kısıtlamaları, doğum öncesi ve sonrası yeterli bakımın olmaması ve komplikasyonlar için uygun takibin yapılmaması… Ayrıca birçok kadın, yoksulluk, imkânsızlıklar ya da yargılanma ve kötü muamele korkusu nedeniyle jinekolojik muayene başvurularını ertelemekte bu da riskleri artırmaktadır. Şiddetli depresyon, kendine zarar verme ve hatta intihar genellikle uzun süreli psikolojik baskı, kronik korku ve geleceğe dair umudun yitirilişiyle bir araya geldiğinde ortaya çıkar. Sahada, özellikle kadınların ne gelişim imkânına ne de psikolojik destek ya da tedaviye erişebildiği koşullarda, kadınların psikolojik çöküşüne dair konuşmaların ve kaygıların arttığını gözlemliyorum” ifadelerini kullandı.
‘Dış siyasetin kararlarının bedelini kadınlar ödüyor’
Özellikle ABD’nin yıllarca ülkede sömürgecilik faaliyetiyle orada kalması ardından Taliban’a teslim etmesini hatırlatan Sima Naimi, kadınların karanlıkta bırakıldığını dile getirdi. Sima Naimi, “Bugün yaşananların nedeni, kadınların medeni ve sosyal haklardan dışlanmasına yönelik politikadır ancak bunun sömürgecilikle ilişkisi tek bir cümleyle açıklanamaz. Güçlü bir ülke yıllarca bir bölgede varlık gösterip, ardından halkın hakları, özellikle de kadın hakları için gerçek güvenceler olmadan iktidarı devrettiğinde, pratikte kadınların ‘terk edilmiş bir son’ yaşamasına yol açar. Bu, dış siyasi kararların bedelini kadınların ve toplumun ödediği anlamına gelir. Sömürgecilik, yeni ya da eski biçimleriyle genellikle yapıları kontrol ederek ve halkın iradesini görmezden gelerek, mağdurların geleceğe erişimini ellerinden alır” diye konuştu.
‘Direniş eylemdir’
Tüm bu baskı sistemiyle başa çıkma mekanizmalarının da olduğunu söyleyen Sima Naimi şunları söyledi: “Başa çıkma mekanizmalarımız umut, sosyal destek ve bilinçli direnişin birleşimidir. Bir kadın olarak şunları yapmaya çalışıyorum: Gerçeğin sesini bastırmamak; güvenli ve bir amaç doğrultusunda konuşmak. Destek ağlarını kullanmak ve yalnız kalmamak. Öğrenmeyi ve bilgiyi canlı tutmalıyız. Resmi eğitim kapalı olsa bile alternatifler vardır. Ailelere ve kız çocuklarına umut ve pratik bir yol sunmak çünkü direniş sadece konuşmak değil, eylemdir.”







