Arkeolojik kazıdan kitaba: Gre Fılla’nın hafızası

  • 09:05 12 Mayıs 2026
  • Kültür Sanat
Pelşin Çetinkaya
 
AMED - 2’nci Erxenî Kitap Günleri’nde okurlarla buluşan yazar ve öğretim görevlisi Özlem Ekinbaş Can, Amed’de yürüttüğü neolitik kazı çalışmalarını kitaplaştırarak, 12 bin yıllık planlı yaşamın ve toplumsal örgütlenmenin izlerini görünür kılmayı amaçladığını söyledi.
 
Amed'in Erxenî Belediyesi ile Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) iş birliğinde düzenlenen 2.Ergani Kitap Günleri sona erdi. “Dünya kelimelerle bir araya geliyor” şiarıyla 4 gün süren etkinlik, Park Orman’da düzelendi. 7’en 70’e tüm kesimin yoğun ilgi ve katılım gösterdiği etkinlikte panel, söyleşi, çocuklar için etkinlik ve imza etkinlikleri düzenlendi. Sabahın erken saatlerinde başlayıp akşam saatlerine kadar devam eden etkinlikte, 50 yayınevi yer alırken, bunların 22’sini ise Kürtçe yayınevleri oluşturdu. Yaklaşık 100 yazar da fuar boyunca okurlarla buluştu. 
 
Diclenin Kuzeyinde Yerleşik Avcılar
 
Dicle Nehri’nin yukarı havzasını besleyen Ambar Çayı kenarına kurulmuş olan Gre Fılla (Amed’de Kocaköy'de, Ambar Çayı kıyısında yer alan Gre Fılla Höyüğü, Göbeklitepe ile çağdaş, 10 bin 500 yıllık geçmişe sahip çok önemli bir Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem yerleşimidir), MÖ 9 bin 300’lerden MÖ 7 bin 500’lere kadar iskan edildi. Bu kitap, Yukarı Dicle’nin kuzeyine yerleşen bir avcı-toplayıcı topluluğun mimarisini konu ediniyor. Mimari geleneğiyle beraber diğer tüm kültürel belirteçler, bu dönemde oldukça gelişkin bir toplumun varlığını kanıtlıyor. Bu gelişkin toplum, yerleşimi genellikle yerinde yenilenen konutları ve anıtsal kamusal yapılarıyla önceden planladı.
 
Yazar ve öğretim görevlisi Özlem Ekinbaş Can, Diclenin Kuzeyinde Yerleşik Avcılar adlı kitabını anlattı.
 
‘10 bin yıllık Diyarbakır hafızasını toplumsallaştırmak istedim’
 
Amed’de yürüttüğü neolitik kazı çalışmalarını kitaplaştırdığını söyleyen Özlem Ekinbaş Can, “Uzun yıllardır arkeoloji alanında, özellikle Diyarbakır’da çalışmalar yürütüyorum. Kocaköy ilçesine bağlı neolitik bir yerleşimde yaklaşık 6 yıl boyunca arkeolojik kazı çalışmaları gerçekleştirdik. Bu çalışmalar aslında bir kurtarma kazısı niteliğindeydi. Ne yazık ki yerleşim bugün su altında kaldı. Ancak oradaki yapılardan ikisi taşınarak koruma altına alındı. İlerleyen süreçte onları yeniden görmek mümkün olacak. Kazısını yürüttüğüm bu yerleşimin mimarisi aynı zamanda doktora tez konumdu. Yaklaşık 128 yapı açığa çıkardık. Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl öncesine tarihlenen bir yerleşimin bu denli yoğun ve planlı bir yerleşim şeması sergilemesi inanılmaz derecede önemliydi. Bunun mutlaka bütünlüklü bir çalışma olarak ele alınması gerektiğine inandım. Bu nedenle çalışmayı yalnızca makaleler halinde bırakmak istemedim. Bir doktora tezine dönüştürdüm. Ancak sonrasında tezlerin çoğu zaman yalnızca belirli akademik çevrelere ulaşabildiğini düşündüm. Oysa bu bilgi toplumsallaşmalıydı. Bu yüzden kitabımı iki dilde, Türkçe ve İngilizce olarak yayımladım” dedi.
 
‘12 bin yıllık planlı yaşam’
 
Özlem Ekinbaş Can, Amed’deki neolitik yerleşimlerde 2 bin 500 yıl boyunca sürdürülen planlı yaşamın izlerini ortaya çıkardıklarını aktararak, “Amacım, Diyarbakır Neolitiği’nin ve bugün üzerinde yaşadığımız coğrafyanın 10 bin yıl önce nasıl bir yaşam alanı olduğunun dünyanın farklı yerlerinde de bilinmesiydi. Yurt dışındaki kütüphanelerde yer alsın, araştırmacıların ve ilgililerin eline ulaşsın istedim. Eğer insanlar Diyarbakır Neolitiği’nin ne kadar güçlü bir teknoloji ve toplumsal organizasyonla inşa edildiğini öğrenirse, bu benim için en büyük ödül olur. Çalışmalarımız sırasında gördük ki günümüzden 12 bin yıl önce bu coğrafyada yaşayan toplumlar, yerleşimlerini kurarken alanın konumunu önceden belirliyor, hangi yapının nereye inşa edileceğini planlıyordu. Kamusal yapılarla konut alanları arasında bilinçli bir mekânsal örgütlenme vardı. Daha da önemlisi, bu plan yaklaşık 2 bin 500 yıl boyunca aynı şekilde sürdürüldü. Bu durum, toplumsal mimari sürdürülebilirliğin çok güçlü bir örneğini oluşturuyor. Teknik olarak ifade etmek gerekirse, açığa çıkardığımız yaklaşık 128 yapının 20’si kamusal yapılardı. Bu yapılar 10 metre çapa ulaşan monumental yapılardı ve Fırat hattındaki Göbeklitepe, Karahantepe ve Sayburç gibi yerleşimlerde ortaya çıkarılan yapılarla benzer özellikler taşıyordu. Bu alanların, yerleşimde yaşayan toplumun sosyalleştiği merkezler olduğunu söylemek mümkün. Çünkü burada açığa çıkardığımız kültürel materyaller, yapıların farklı amaçlarla kullanıldığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.
 
‘11 bin yıl öncesinin kamusal yaşamı bugüne ışık tutuyor’
 
Neolitik yerleşimlerde kamusal yapıların yalnızca inanç alanları olmadığını, üretim ve gündelik yaşama dair izlerin toplumsal örgütlenmeyi gösterdiğini belirten Özlem Ekinbaş Can, “Kamusal yapılar genellikle yalnızca inanç ve sembolizm üzerinden değerlendirilir. Ancak bizim bulgularımız bunun çok ötesine işaret ediyor. Örneğin bazı kamusal yapıların üretim faaliyetleri için işlik olarak kullanıldığını gördük. Bazı konut alanlarında ise kasaplık faaliyetlerine ilişkin veriler elde ettik. Bu da bize, günümüzden 11 bin yıl önce yaşayan toplumların nasıl bir gündelik yaşam kurduğunu, hangi mimari teknikleri kullandığını, hangi ham maddelerle üretim yaptığını gösteriyor. Aslında bütün bu çalışmalar bana yerel yönetimlerin tam da nasıl bir anlayışla hareket etmesi gerektiğini de düşündürdü. Çünkü bu alanlar geçmişte olduğu gibi bugün de insanların bir araya geldiği toplumsal mekânlar. Belki bugün bunlar için taş yapılar inşa etmiyoruz ama insanlar hâlâ ortak alanlarda buluşuyor, sorunlarını, kültürlerini ve hikâyelerini görünür kılıyor. Örneğin Kürtçe çocuk kitaplarının olduğu bir stand, bir halkın kendi dili ve kültürüyle kurduğu bağı anlatıyor. Başka bir stand ise başka bir toplumsal hikâyeye işaret ediyor. Bütün bunları bir araya getirebilmek, aslında yerel yönetim anlayışının temel gücünü oluşturuyor. Bu alanları ne kadar demokratik, eşitlikçi ve toplumla temas eden mekânlara dönüştürebilirsek o kadar başarılı olabiliriz. Buradan küçük bir müjde de vermek isterim. Henüz hiçbir yerde paylaşmadım. Çocuklara yönelik küçük bir arkeoloji kitabı hazırlamayı düşünüyorum. Eğer seneye kadar yetiştirebilirsem ve üçüncüsü düzenlenirse, ilk kez burada yayımlamak isterim” şeklinde konuştu.