Komisyon çocuk haklarını değil dijital yasakları önceledi

  • 09:06 1 Haziran 2026
  • Çocuk
ANKARA - Dijital ortamda oyunların, dijital medyanın geniş ağı ve internet ortamının kontrolsüz yapısı şiddet zemini yaratıyor olsa da çocuklar için kurulan komisyonda iktidarın, asıl sorunları görmezden gelerek gündeme getirdiği dijital sınırlamalar; çocuk haklarını korumaktan ziyade özgürlükleri kısıtlayan bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.
 
Çocukların adli süreçlere dahil olma oranlarındaki artış nedeniyle 19 Kasım 2025’te Meclis'te "Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin İncelenerek Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi Araştırma Komisyonu" kuruldu. Komisyonun çalışmaları, Mart ayında bir ay uzatıldıktan sonra 10 Nisan 2026 itibarıyla sona erdi. Komisyon kapsamlı raporunu henüz yayımlamazken, komisyonda tartışılan dijital medya yasağı "15 yaş altı çocuklara sosyal medya kısıtlaması" adıyla yasalaştırıldı. Yasanın getirdiği "kimlik doğrulaması" ve "yüz tanıma" gibi kısıtlamalar ile yaş doğrulama sistemlerinin dijital medyada hayata geçirilmesi için altı aylık bir geçiş süreci bulunuyor.
 
Meclis'te kurulan komisyonda, çocukların dijital ortamdan etkilenmesine ilişkin yapılan sunumlarla birlikte dijital medya kullanımına yaş sınırlaması getirildi. Çocuk hakları örgütleri, çocuğu merkeze alan politikalarla birçok sorunun aşılabileceğini ifade etse de komisyon sunumları ve esas alınan araştırmalar incelendiğinde, bu talebin aksine çocuğu merkeze almayan, güvenlikçi ve kısıtlayıcı bir yaklaşımın baskın olduğu görüldü.
 
Özellikle komisyonda sunum yapan kurumların ele aldığı başlıklar bu yaklaşımı gözler önüne serdi. Emniyet Genel Müdürlüğü kısıtlayıcı önlemlerin alınmasını önerirken, Gençlik ve Spor Bakanlığı programlarını anlatan bir sunumun ötesine geçmedi. Adalet Bakanlığı ise ceza infaz sistemini merkeze alan bir yaklaşım sergilerken, çocukların adli süreçlere dahil olmasına yol açan yapısal nedenleri ele almadı. İstanbul ve Ankara İnternet Kafeciler Esnaf Odası, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile RTÜK’ün yaptığı sunumların ortak paydası ise kısıtlama ve engelleyici öneriler oldu.
 
Çocuklar hak öznesi yerine güvenlik politikalarının odağında ele alındı
 
Çocuk hakları savunucularının, çocuğu özne alan politika ve araştırmaların yapılması yönündeki taleplerine karşın komisyonda yapılan sunumlar ve esas alınan araştırmaların, çocuğu merkeze alan bir yaklaşımdan uzak olduğu görüldü. Bunu ortaya koyan başlıca unsurlar ise şöyle sıralandı: Komisyonun adı "Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin İncelenerek Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi Araştırma Komisyonu" olmasına rağmen, sunumlarda çocukların korunması gereken hak özneleri olarak değil, çoğu zaman doğrudan "fail" ya da "suç aracı" perspektifiyle ele alınması dikkat çekti.
 
Dijital oyunların çocuklar üzerindeki etkilerini sunma görevinin pedagoji ya da çocuk psikolojisi uzmanlarına değil, Emniyet Müdürlüğüne verilmesi, devletin bu meseleye çocuk gelişimi perspektifinden değil, güvenlikçi bir bakış açısıyla yaklaştığını ortaya koydu.
 
Daha önce komisyona sunulan bir saha araştırmasının verilerinde, çocukların yüzde 72,5’inin günde bir saatten fazla dijital medya kullandığı belirtilirken, Emniyetin sunumunda yüzde 74’lük dijital oyun oynama istatistiğinin öne çıkarılması, çocukların maruz bırakıldığı yapısal sorunlar yerine dijitalleşmenin temel neden olarak gösterildiğine işaret etti.
 
Meclis'te kurulan komisyonda, çocukların dijital ortamdan etkilenmesine ilişkin yapılan sunumlarla birlikte dijital medya kullanımına yaş sınırlaması getirildi. Çocuk hakları örgütleri, çocuğu merkeze alan politikalarla birçok sorunun aşılacağını ifade etse de komisyon sunumları ve esas alınan araştırmalar incelendiğinde bu talebin aksine, çocuğu merkeze almayan, güvenlikçi ve kısıtlayıcı bir yaklaşımın baskın olduğu görüldü.
 
Özellikle komisyonda sunum yapan kurumların ele aldığı başlıklar, çocukların korunmasına yönelik sosyal politikalar yerine güvenlik eksenli yaklaşımın öne çıktığını gösterdi. Emniyet Genel Müdürlüğü kısıtlayıcı önlemlerin alınmasını önerirken, Gençlik ve Spor Bakanlığı programlarını öven bir sunumun ötesine geçmedi. Adalet Bakanlığı ise ceza infaz sistemini merkeze alan bir yaklaşım sergilerken, çocukların adli süreçlere dahil olmasına neden olan yapısal sorunları ele almadı. İstanbul ve Ankara İnternet Kafeciler Esnaf Odası, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile RTÜK’ün yaptığı sunumların ortak paydası ise kısıtlama ve engelleyici öneriler oldu.
 
‘Çocuk koruma politikaları yerine nüfus politikaları öne çıkıyor’
 
Öte yandan komisyonda yapılan bir sunumda, çocukların adli süreçlere dahil edilmesinde aile içi koşulların etkili olabileceği belirtildi. Ancak iktidarın "Aile ve Nüfus Yılı Genelgesi" ile çok çocuklu aile yapısını teşvik etmesi, komisyonda tartışılan sorunlarla mevcut politikalar arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor. Söz konusu genelge, nüfus artışı amacıyla çocuk sahibi olmayı ve çocuk yaşta evlendirilmeleri teşvik edebilecek yasal ve ekonomik düzenlemeler öngörüyor. Yine bakıldığında, okul başarısızlığının yalnızca çocuklara yüklenerek eğitim sistemindeki yapısal sorunlara değinilmediği görüldü. Komisyonda dinlenen Prof. Dr. Didem Behice Öztop ise çocukların yalnızca bireysel davranışlar üzerinden değil, erişkin suçluluğundan farklı bir süreç içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
 
‘İktidar dijital yasağı politikaları için kullanıyor’
 
Dijital medya platformlarında çocukların çevrimiçi uygulamalar aracılığıyla cinsel saldırı tehdidine açık hale geldiği tespiti yapıldı. Bu platformlarda çocukların cinsel saldırı ve tehdit gibi nedenlerle hedef alındığı aktarıldı. Örneğin Mavi Balina gibi çevrimiçi oyunların çocukları şiddete yönlendirdiği tespit edilirken, iktidarın dijital medya kullanımını daha çok “dezenformasyon”, “örgüt propagandası” ve “halkı kin ve düşmanlığa yönlendirme” gibi özgürlükleri sınırlandıran bir yerden ele aldığı görüldü.
 
‘Çözüm üretmeyen cezalandırıcı akıl’
 
Komisyonda dijital risklere karşı önerilen "hapis cezasının artırılması" ve "yaptırımların genişletilmesi" gibi düzenlemeler, çocuk hakları örgütleri tarafından eleştiriliyor. Çözüm üretmeyen ve cezalandırıcı bir yaklaşım olarak değerlendirilen bu önerilerin yanı sıra, dijital medya kullanımında yaş sınırlamasına gidilmesi, yüz tanıma ve yaş tahmini filtreleme mekanizmalarının uygulanması ile kimlik doğrulama şartlarının getirilmesi; kişisel verilerin korunması ve çocuk hakları açısından ifade özgürlüğünü tartışmaya açtı.
 
BTK’den baskıyı artırma talebi
 
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) denetleyici rolünü artırma önerisi, internetteki özgürlük alanlarını daraltma ve muhalif sesleri engelleme aracı olarak kullanılma riskini beraberinde getirirken, hukuksuz erişim engellerinin de sinyallerini veriyor. Özellikle özgür basına ait dijital medya hesaplarının kapatılması ve sürekli sansürle karşılaşılması, bu baskının yalnızca çocuklara yönelik bir denetim aracı olarak kalmayacağını gösteriyor. Birçok kurumun yaptığı sunumun ortak noktası ise internet ve daha dar anlamıyla dijital medyaya yönelik sınırlamalar oldu.
 
RTÜK, şiddet dizilerindeki rolünü görmedi
 
Birçok habere, bilgi paylaşımına ve kadın katliamlarına ilişkin yayın yasakları ve sansür uygulayan RTÜK, dizilerdeki şiddetle ilgili rolünün bulunmadığı sonucuna varılabilecek nitelikte bir sunum yaptı. RTÜK Başkan Yardımcısının sunumu, dizilerde yer alan şiddetin özendirici etkisine neredeyse hiç değinmezken, İstanbul ve Ankara İnternet Kafeciler Esnaf Odası bile sunumlarında bu dizilerdeki şiddetin sonuçlarını ele aldı.
 
Esnaf odaları, video oyunları ve dizilerin çocukları “gösteriş ve lüks yaşam kültürü”, “kolay ve hızlı para kazanma kültürü” ve “tehlikeli meydan okumalar” yönünde etkilediğini belirtti. Gençlerin gelecek kaygısı taşımasının ve fırsat eşitsizliğini hissetmesinin şiddet ve adli süreçlere sürüklenmelerinde etkili olabileceği ifade edildi. RTÜK’ten daha fazla biçimde dizilerdeki şiddetin etkisine dikkat çeken esnaf odaları, dizilerin şiddeti özendirici şekilde sunduğunu belirtti. Ayrıca dizilerin gençlerin rol model algısını olumsuz etkilediğini ve bu açıdan önemli bir risk faktörü olduğunu ortaya koydu.
 
Diziler şiddeti teşvik ediyor
 
Televizyonda yayınlanan birçok diziye bakıldığında, “Eşref Rüya” ve “Uzak Şehir” gibi yapımlarda ateşli silah kullanımının özendirilmesi, katletmenin sıradanlaştırılması ve kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılması söz konusu iken, bu diziler RTÜK tarafından herhangi bir denetime tabi tutulmadan yayın hayatına devam ediyor. Bu noktada televizyonun şiddeti olağanlaştıran etkisi görmezden gelinirken, devlet çözümü yalnızca sınırlayıcı ve denetleyici politikalarda görüyor.
 
Çocuklar dijital risklerle karşı karşıya
 
Çocukların aile, okul ve akran ilişkilerinde yaşanan kopukluklar, ihtiyaç duydukları destek ve koruma mekanizmalarına erişimlerini zorlaştırıyor. Aidiyet arayışı ile kültür ve kimlikten uzaklaşma, çocukları riskli çevrimiçi gruplara itebiliyor. Yoksulluğun dezavantajlı bir konuma düşürdüğü çocuklar ise gerçek sosyal dünyadan uzaklaştıkça dijital dünyanın riskleriyle daha fazla karşı karşıya kalıyor.
 
Öte yandan, baskıcı politikalarla çocukların adli süreçlere dahil olmasını engellemeyi hedefleyen iktidarın, komisyonun sunduğu verileri göz ardı ettiği görülüyor. İktidar dijital medya ve oyun kullanımına 15 yaş sınırı getirirken, komisyonda devletin resmi kurumu olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün raporunda oyun alışkanlığının en çok 25-34 yaş aralığında görüldüğü kaydedildi. Bu durum, bir yandan raporun yüzeyselliğini ortaya koyarken diğer yandan iktidarın kendi politikaları dışında kalan tespit ve tavsiyeleri hayata geçirmediğini gösteriyor.
 
Yine bakıldığında oyunların çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri şöyle sıralanıyor:
 
“*Bağımlılık ve zaman yönetimi sorunları,
 
*Şiddet içerikli oyunların etkisi,
 
*Sosyal izolasyon,
 
*Sağlık sorunları,
 
*Maddi riskler,
 
*Kadınlara yönelik olumsuz davranışlara teşvik ve internet ile çevrimiçi oyunların tehlikeleri.”
 
‘Çözüm değil, cezai yaptırım gündemde’
 
Dijital ortamda oyunların, dijital medyanın geniş ağı ve internet ortamının kontrolsüz yapısı her ne kadar şiddet zemini yaratıyor olsa da iktidarın asıl sorunları görmezden gelerek gündeme getirdiği dijital sınırlamalar, özgürlüklerin kısıtlanmasının ötesine gitmiyor. Dijital oyunlara yönlendiren nedenlerin araştırılması ve çocuklar için olumsuz etkilerin ortadan kaldırılacağı bir ortamın yaratılması da tartışılabilecekken, komisyon sunumlarının büyük bölümünün ortak paydası yasaklama yaklaşımı oldu.
 
Uzmanlar, yasaklamaların tek başına çözüm olmayacağını sık sık ifade ederken, çocukların korunmasına yönelik sosyal destek, eğitim, rehberlik ve önleyici mekanizmaların nasıl güçlendirileceğine ilişkin tartışmaların ise sınırlı kaldığı görüldü.
 
Öte yandan Adalet Bakanı Akın Gürlek, 15-18 yaş aralığında hakkında adli işlem gerçekleştirilen çocukların yetişkinler gibi yargılanmasının önünü açacak yasal düzenlemeler yapılacağını açıklamıştı. Çocuk hakları savunucuları ise çocukların cezalandırılmasını önceleyen yaklaşımlar yerine, çocuk koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve çocukları adli süreçlere sürükleyen nedenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik politikaların geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
 
Komisyonun çalışmaları boyunca yapılan sunumlar ve öneriler incelendiğinde, çocukların maruz bırakıldığı yapısal sorunların çözümüne yönelik adımlar yerine dijital medya kısıtlamaları, yaş sınırları ve cezai yaptırımların öne çıktığı görülüyor. Çocuk hakları örgütleri ise çocukları merkeze alan sosyal politikalar geliştirilmeden, yalnızca yasaklayıcı ve güvenlikçi yöntemlerle kalıcı bir çözüm üretilemeyeceğini vurguluyor.