‘Yeşil dönüşüm söylemiyle kriz gizleniyor’
- 09:02 19 Ağustos 2026
- Ekoloji
Rojin Abay
İSTANBUL - Ekolojik yıkımın faturasının topluma kesildiğine dikkat çeken HDK Ekoloji Komisyonu üyesi Kıvanç Sert, “yeşil dönüşüm” ve “kazan-kazan” söylemlerinin birer kandırmacadan ibaret olduğunu söyledi. Şirketlerin sorumluluklarını geri dönüşüm kampanyalarıyla topluma yüklediğini belirten Kıvanç Sert, asıl çözümün bireysel tercihlerde değil, üretim politikalarının değiştirilmesinde ve kolektif mücadelede olduğunu ifade etti.
Dünya genelinde derinleşen iklim krizi, artan sıcaklıklar, su kaynaklarının azalması, ormansızlaşma, madencilik faaliyetleri ve plastik kirliliğiyle birlikte yaşam alanları üzerindeki baskıyı artırıyor. Ekolojik yıkımın etkileri giderek görünür hale gelirken, krizin nedenleri ve çözümüne ilişkin tartışmalar da büyüyor. Şirketler ve devletler “yeşil dönüşüm”, “sürdürülebilir kalkınma” ve “geri dönüşüm” politikalarını çözüm olarak sunarken, ekoloji mücadeleleri ise krizin bireysel tüketim alışkanlıklarından değil, doğayı sınırsız bir kaynak olarak gören üretim ve büyüme politikalarından kaynaklandığına dikkat çekiyor.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Ekoloji Komisyonu üyesi Kıvanç Sert, ekolojik krizin arkasındaki sistemsel nedenler ile iktidar-sermaye ilişkilerine dair JINNEWS’e değerlendirmelerde bulundu.
Ekolojik krizin bireysel tüketimden ziyade sistemin büyüme anlayışından kaynaklandığını belirten Kıvanç Sert, krizin faturasının topluma kesilmek istendiğine dikkat çekti. Ekolojik yıkımın tarihsel arka planına işaret eden Kıvanç Sert, “1800'lerden bu yana kalkınma ve büyüme hedefiyle yürütülen teknolojik ilerlemeler doğayı, insanı ve emeği tüketerek kendini büyüttü ve sonunda bir duvara tosladı. Sermaye ve yöneticiler, kendi yarattıkları üretimin sonucu olan bu durumu sanki normal seyrinde gelişen bir süreçmiş gibi lanse ederek suçu üzerlerinden atmaya çalışıyorlar. Yaşanan aşırı sıcaklıklar, seller ve gıda krizlerinden ise en fazla emeğiyle geçinen yoksul kesimler etkileniyor” dedi.
‘Kazan-kazan söylemi bir yeşil dönüşüm kandırmacadan ibaret’
Sermaye ve karar alıcıların “yeşil dönüşüm” adı altında yürüttüğü madencilik ve enerji politikalarını eleştiren Kıvanç Sert, “kazan-kazan” söyleminin arkasında doğa tahribatının bulunduğunu ifade etti. Ağaç dikme vaatlerinin yok edilen ekosistemi geri getiremeyeceğini vurgulayan Kıvanç Sert, “Ekolojik krizin sorumluları çıkıp yeşil dönüşüm için maden çıkarıyoruz, sonra o tahrip edilen toprağın üzerine güneş paneli kurup kazan-kazan yapıyoruz diyerek doğaya katkı sunduklarını iddia ediyorlar. Tonlarca toprağı kimyasallarla kirletip yok ettikten sonra üzerini panellerle kapatmak ekolojik bir katkı değil, yeşil kandırmacadır. 10 ağaç kestik ama 10 bin ağaç diktik diyerek reklam yapıyorlar ancak oraya diktiğiniz üç beş ağaç, orada yok ettiğiniz canlı toprağı ve ekolojik yaşamı asla geri getiremez” diye konuştu.
Mavi kapak kampanyası
Plastik kirliliğinde sorumluluğun bireysel geri dönüşüm kampanyaları üzerinden tüketicinin sırtına yüklendiğini söyleyen Kıvanç Sert, plastiğin üretildiği kaynaklara ve sanayideki kullanımına işaret etti. Şirketlerin geri dönüşüm kampanyaları üzerinden reklam yaptığını ve vergi avantajı sağladığını sözlerine ekleyen Kıvanç Sert, şöyle devam etti: “Mavi kapak kampanyası ilk bakışta hem çevreci hem de tekerlekli sandalye kazandıran bir iyilik hareketi gibi görünüyordu. Ancak arka plana baktığınızda, plastik şirketlerinin kendi atıklarını toplama yükümlülüğünü sizin ve benim üstüme sırtladığını görürsünüz. Şirketler bu kapakları bizim üzerimizden toplayarak vergi indirimi alıyor, reklamını yapıyor ve kendisini 'çevreci' etiketleriyle süslüyor. Üstelik plastik zaten geri dönüştürülebilir bir malzeme değilken, üretim çarkları aynen dönmeye devam ettiği sürece bu atıkları toplamak esaslı bir değişim yaratmıyor.”
‘Tekstil ve ambalaj sektöründeki plastik kullanımı sınırlandırılmalı’
Plastiğin günlük yaşamdan çocuk sağlığına kadar ciddi riskler barındırdığını dile getiren Kıvanç Sert, petrol yan sanayisi olan tekstil ve ambalaj sektörlerinde köklü yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu söyledi. Kıvanç Sert, “Plastik biberonla beslenen çocukların vücutlarında mikroplastikler keşfediliyor cam biberona geçildiğinde ise bu risk minimuma iniyor. Demek ki bazı değişimler doğrudan pozitif etki yaratıyor. Petrol yan sanayinin ciddi bir bölümünü oluşturan tekstildeki sentetik kumaş üretiminden çıkılıp doğal kumaş üretimine geçilmesi ve plastik biberon üretiminin yasaklanması gibi yasal şartnamelerin getirilmesi şarttır. Üretim zincirinden bu talepleri zorlamadığımız sürece ekolojideki mikroplastik oranını değiştiremeyiz” diye belirtti.
‘Suyun ticarileşmesi ileride su savaşlarına yol açacak’
Su kaynaklarının kirletilmesi ve ticarileştirilmesinin gelecekte daha büyük krizlere yol açacağına dikkat çeken Kıvanç Sert, şöyle konuştu:
“Temiz su bırakmadığımız, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını tükettiğimiz ve bunu ticarileştirdiğimiz için ilerleyen dönemde kurgusal olarak su savaşları yaşanacak. Bizi pek pozitif bir yaşamın beklediğini söylemek mümkün değil. Şehirlerde yaşarken musluktan suyun akmaması veya elektriğin kesilmesi hayatı kabusa çeviriyor. Ancak sistemin bana empoze ettiği gibi, ihtiyacımdan fazla enerji üretimi adı altında doğanın doğalgaz ve kömür santralleriyle fütursuzca yağmalanmasını da kabul edemeyiz.”
‘İktidar eliyle şirketlerin çıkarı için yasalar değiştirildi’
Sermaye ve iktidarın doğayı korumak yerine maden ve enerji şirketlerinin önünü açan hukuki düzenlemelere yöneldiğini belirten Kıvanç Sert, ekoloji mücadelelerinin de yasal değişikliklerle etkisizleştirilmek istendiğini ifade etti. Son yıllarda yapılan mevzuat değişikliklerine değinen Kıvanç Sert, şunları söyledi: “Halkın HES'lere veya maden projelerine karşı direndiği yerlerde iktidar, en büyük yıkımı hukuksal alanda yaptı. Şirketlerin çıkarları ve rantları doğrultusunda koruyucu yasaları ve yönetmelikleri değiştirdiler. Toplumu ve doğayı korumak yerine şirketlerin sürdürülebilir kalkınmalarını teşvik edecek veya cezbedecek hukuksal altyapıları tercih etmek tamamen siyasi bir tercihtir. Örneğin Murat Kurum'un COP zirvesi öncesinde dile getirdiği 'kazan-kazan yapacağız' söylemi tam olarak budur. Türkiye coğrafyasını yeşil enerji kılıfı altında maden sahasına dönüştürürken, şirketlerin karını ve maden arama süreçlerini meşrulaştıran bir anlayış sergilenmektedir.”
‘COP çevre kirliliğine en çok sebep olan küresel şirketlerden oluşuyor’
Uluslararası iklim zirvelerini ve geri dönüşüm kampanyalarını eleştiren Kıvanç Sert, şirketlerin bu süreçlerdeki rolüne ve bireysel geri dönüşüm kampanyalarının arka planında işleyen mekanizmaya dikkat çekti. Kıvanç Sert, şu ifadeleri kullandı: “COP gibi uluslararası karar mekanizmalarının en büyük sponsorları, çevre kirliliğine en çok sebep olan küresel şirketlerden oluşuyor. Bu sponsorluklar sayesinde şirketler, kendilerine kesilecek faturaları azaltacak yasal çerçevelerin çizilmesini sağlıyor; bu mekanizmalarda halklar ve sivil toplum örgütleri karar verici olarak yer alamıyor. 'Geri dönüşüm' adı altında yürütülen bireysel kampanyalar ise şirketlerin yükümlülüğünü vatandaşın sırtına atıp vergi indirimi alarak çarkların aynı şekilde dönmesine zemin hazırlıyor.”
Kadınların öncü örgütlü mücadelesi
Metropollerdeki betonlaşmanın yarattığı kentsel risklere dikkat çeken Kıvanç Sert, ekoloji mücadelelerinde kadınların üstlendiği öncü role vurgu yaptı. Çözümün örgütlü ve kolektif mücadeleden geçtiğini kaydeden Kıvanç Sert, “İstanbul gibi metropollerde betonlaşma nedeniyle hissettiğimiz sıcaklıklar olağan derecenin 6-7 derece üstüne çıkıyor. Yaşamı idame ettirmenin ve bakım yükünün kadınların üzerine bırakıldığı bu düzende, dereleri ve ağaçları savunurken de yine en ön safta kadınları görüyoruz. Bu kentsel ve ekolojik krizlerle baş edebilmek için kendi yaşam alanlarımıza sahip çıkacak, enerji kooperatifleri gibi kolektif yapıları örgütleyecek demokratik zeminleri inşa etmek zorundayız” sözlerine yer verdi.
‘Üretimsel dönüşüm şart’
Tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesinin önemli olduğunu ancak asıl dönüşümün üretim aşamasından başlaması gerektiğinin altını çizen Kıvanç Sert, “Tüketim tercihlerimiz kıymetli olsa da üretim çarkları değişmediği sürece ekolojik yıkımın önüne geçilemez. Sanayide plastik ve sentetik kumaş kullanımının sınırlandırılması, maden ve enerji sahaları açılırken ormanların yok edilmesine son verilmesi gerekiyor. Kesilen bir ormanın yerine binlerce ağaç dikildiği iddiasıyla yürütülen 'yeşil aklama' faaliyetleri orada yok edilen canlı yaşamını geri getiremez bu noktada doğayı ve toplumu koruyan hukuksal düzenlemeler hayati önem taşımaktadır" şeklinde konuştu.







