Kayıp yakınları: Hakikat ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz

  • 13:04 7 Mart 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Kayıp yakınları, bu hafta da birçok kentte gerçekleştirdikleri eylemlerde gözaltında kaybedilenlerin hikâyelerini taşıyarak, cezasızlık politikalarına karşı hakikat ve adalet talebini yineledi.
 
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), Amed, Êlih, Colemêrg ve İzmir’de eylemlerine bu hafta da devam etti.
 
Amed
 
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta düzenlediği “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemi 891'inci haftada da sürdü. Amed’in Rêzan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde süren eyleme çok sayıda kişi ve kayıp yakını katıldı. Faili meçhul şekilde kaybedilen ve katledilenlerin fotoğraflarının taşındığı eylemde bu hafta, 10 Eylül 1996’da Piran (Dicle) ilçesindeki evinin bahçesinde Özel Harekât Timleri tarafından katledilen Hatice Atalay’ın hikâyesi okundu.
 
‘Hesap verilmiyor’
 
Hatice Atalay’ın hikâyesi, İHD Amed Şube yöneticisi Eylem Kaya tarafından okundu. Eylem Kaya, yetkili makamların aradan geçen süreye rağmen maddi gerçeği ortaya çıkarma ve sorumluları hesap verir kılma yükümlülüğünü yerine getirmediğini söyledi. Eylem Kaya, “10 Eylül 1996 tarihinde, saat 22.00 ile 23.00 arasında Hatice Atalay, eşi ve komşuları Hatice Akkoç ile birlikte, eve yaklaşık bir kilometre mesafede bulunan ve Dicle Emniyet Müdürlüğü’nün karşısında yer alan sebze bahçelerini sulamaya gider. Sulama sırası gelen aileler, Emniyet Müdürlüğü’ne bir gün önceden bilgi vermekteydi. Atalay ailesi de öncesinde bu durum hakkında Emniyet’i bilgilendirir. Hatice Atalay bahçeyi sulamaya başladıktan bir süre sonra, Emniyet Müdürlüğü’nün arka kısmında bulunan Ziyaret Tepesi’nde sürekli olarak konumlanan Özel Harekât Timleri tarafından uzun namlulu silahlarla ateş açılır” dedi.
 
Hikâyenin devamında Eylem Kaya şu ifadelere yer verdi: “İlk taramanın ardından bir el silah sesi duyulur, ardından tekrar seri şekilde ateş edilir. O sırada Hatice Atalay’ın eşi, Emniyet’e doğru feryat ederek silah sıkmamalarını söyleyip koşar. Ancak orada bulunan bir polis, kendisine hakaret ederek ‘Seni de öldüreceğiz’ diye bağırır. Hatice Atalay’ın yaralandığını ve onu hastaneye yetiştirmek istediğini eşi o esnada polislere bildirir. Ancak Emniyet mensupları, sabah saat 06.00’ya kadar onları orada bekletir. Hatice Atalay, olay yerinde kan kaybı nedeniyle hayatını kaybeder. Daha sonra olay yerine Cumhuriyet savcısı ve doktor getirilir. Hastanedeki işlemler tamamlandıktan sonra cenaze aileye teslim edilir.
 
Dosya kapatılıyor
 
Yürütülen soruşturma kapsamında Emniyet yetkilileri, olay yerinde herhangi bir mermi çekirdeği veya kovan bulunmadığını, bu nedenle olayla kurumsal bir ilgilerinin olmadığını beyan eder. Bu değerlendirmeler doğrultusunda Cumhuriyet savcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilerek dosya kapatılır. Olay tarihinden itibaren aradan geçen süreye rağmen etkili, bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yürütülmemiş; delillerin toplanması ve sorumluların tespiti yönünde gerekli işlemler yerine getirilmemiştir. Bu nedenle dosya, bugüne kadar faili meçhul olarak kalmıştır.
 
Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz
 
Bu olay ve sonrasında yürütülen sürecin bütünü değerlendirildiğinde, devletin yaşam hakkı ihlali karşısında etkili, bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü açıkça yerine getirmediği görülmektedir. Yaşam hakkına yönelik bu ağır ihlal karşısında sorumluların tespit edilmemesi, delillerin gereği gibi toplanmaması ve dosyanın kapatılması, cezasızlık pratiğinin somut örneklerindendir. Yetkili makamlara, aradan geçen süreye rağmen, maddi gerçeği ortaya çıkarma ve sorumluları cezalandırma yükümlülüğünü hatırlatıyor, Hatice Atalay için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğimizi tekrarlıyoruz.”
 
Açıklama, oturma eylemi ile son buldu.
 
Êlih
 
Êlih'te ise İHD ve kayıp yakınlarının eylemi, 727’nci haftasında Gülistan Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde sürdü. Bu haftaki eylemde, 18 Mart 1998 tarihinde Şirnex’in Silopiya ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Mungan’ın akıbeti soruldu.
 
Mehmet Mungan’ın kaybedilme hikâyesini İHD yöneticisi Reşit Çetinkaya okudu. Mehmet Mungan’ın kaybedilme hikâyesi şöyle: “2009 yılında Ergenekon adı altında başlayan yargılamalar sonrası Mehmet Mungan’ın ailesi Şırnak Barosu’na başvuruda bulundu ve Ergenekon davasında yargılanan bazı askerlerin Mungan’ın kaybedilmesinde sorumlu olabileceğini bildirdi. Şırnak Barosu, başvuru üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ancak suç duyurusuyla ilgili bugüne kadar herhangi bir gelişme sağlanamadı. Kayıp yakınlarıyla yürüttüğümüz bu mücadele çeyrek yüzyıla dayanmasına rağmen isimleri ve suçları belli olan yüzlerce fail, devlet tarafından korunuyor.”
 
Aydınlatma talebinde bulunuyoruz
 
“Yıllardır iş başına gelen bütün iktidarlara suçluların açığa çıkarılmasını ve yargılanmalarını, devleti hukuk temellerine oturtmalarını, karanlıkta kalmış olayları aydınlatmalarını talep ediyoruz. Bu alanlardan ayrılacağımız günün hayaliyle eşit yurttaşlık temelinde, insana yaraşır, barış ve huzurlu bir ülkede uyanmayı arzuluyoruz.”
 
Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.
 
Colemêrg
 
İHD ve kayıp yakınlarının Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesindeki eylemi 217'nci haftasında devam etti. Sanat Sokağı’ndaki eylemde gözaltında kaybettirilenlerin fotoğrafları taşınırken, "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" pankartı açıldı. Bu haftaki eylemde 10 Eylül 1996'da katledilen Hatice Atalay'ın failleri soruldu.
 
Açıklamayı İHD Colemêrg Şubesi Eşbaşkanı Sibel Çapraz okudu.
 
İzmir 
 
Kayıp yakınları ve İHD İzmir Şubesi’nin, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdiği eylem, Konak Eski Sümerbank önünde devam etti. Eylemde “Kayıplar belli, failler nerede” ve “Kayıplar vicdanındır sahip çık” yazılı pankart açıldı. Basın metnini dernek adına İHD İzmir Şube yöneticisi Nazlı Turan okudu. Bu hafta 16 Mart 1995 yılında kaybettirilen Nurettin Toluk’un hikayesine yer verildi.
 
16 Mart 1995 tarihinde Nurettin Toluk’un polisler tarafından gözaltına alındığını ve 15 gün olan gözaltı süresinin dolmasına rağmen Nurettin Toluk’tan haber alınamadığını söyleyen Nazlı Turan,  “Bunun üzerine İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesine babasının gözaltına alındığını ve hala eve gelmediğine dair başvuruda bulundu. İHD avukatı ile birlikte Güzelyalı polis karakoluna başvurdu babasının karakolda olup olmadığını sordu. Burada babasının Kadifekale Polis Karakolunda olabileceği yanıtını aldı. Kadifekale Karakoluna gittiğinde ise ona babası Nurettin Toluk’un gözaltından serbest bırakıldığı, tedavi için hastaneye götürüldüğü söylendi. Bülent Toluk daha sonra Kadifekale Polis Karakolunun evlerinde arama yaptığını, bazı özel eşyalar ile birlikte Nurettin Toluk’a ait nüfus cüzdanının da polisler tarafından alındığını öğrendi. Bülent Toluk, avukatıyla birlikte babasının evinden alınması işlemini gerçekleştiren polis memurları hakkında soruşturma açılması için suç duyurusunda bulundu” dedi.
 
‘Devlet failleri yargılamakla yükümlüdür’
 
Nurettin Toluk’un oğlu ve avukatının ısrarlı çabası sonrası dokuz ayın sonunda Ege Üniversitesi morgunda yer alan ve daha sonra kimsesizler mezarlığına gömülen kişinin Nurettin Toluk olduğunun anlaşıldığını kaydeden Nazlı Turan, “Aynı zamanda Nurettin Toluk’un, bir tren kazası kurbanı olarak kayıtlara geçtiği, konuyla ilgili olarak tren makinisti hakkında dava açıldığı, bu kişinin meydana gelen kazada tüm kusurun kimliği belirsiz mağdura yüklenerek makinistin beraat ettirildiği öğrenildi. Söz konusu çelişkilerden hareketle Bülent Toluk babasının kaybedilmesi ve ölümü ile ilgili olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu ve Kadifekale Polis Karakolunda babasının gözaltına alındığı ve öldüğü tarihlerde görevli olan polis memurlarından şikayetçi oldu. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı polis memurlarının olayda kusurlu olmadığını belirterek takipsizlik kararı verdi. Devlet gözaltında kaybetme suçları ile yüzleşmek, kayıpları bulmak ve failleri yargılamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük bir an önce yerine getirmeli tüm kayıpların ve Nurettin Toluk’un akıbeti ivedilikle ortaya çıkarılmalıdır.  Kaç yıl geçerse geçsin, Nurettin Toluk için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.