8 Mart ile Özgür ve Demokratik Topluma (13)

  • 09:01 4 Mart 2026
  • Dosya
Polonez’den tersanelere: Kadın işçilerin direniş hattı
 
Devrim Fındık
 
İSTANBUL - 8 Mart’a giderken Marmara havzasında yükselen grev ve direnişler, kadın işçilerin üretimde olduğu kadar mücadelede de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar’a göre, bu direnişler eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve şiddetsiz yaşam talebiyle birlikte büyüyor.
 
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne giderken kadınların hayatına dönük çok yönlü kuşatma, çalışma yaşamında daha görünür biçimde derinleşiyor. Enflasyon, güvencesizlik, düşük ücret politikaları ve sendikasızlaştırma baskısı, kadın işçilerin emeğini ucuzlatırken aynı zamanda itiraz kanallarını da daraltıyor. Buna rağmen Marmara havzasında son bir yılda art arda gelişen grev ve direnişler, kadınların üretimde olduğu kadar mücadelede de belirleyici bir güç haline geldiğini gösteriyor.
 
Dosyamızın bu bölümünde, İstanbul’dan Gebze hattına, Esenyurt’tan Bursa’ya uzanan grev ve direnişlerde kadın işçilerin öncü rolünü; bu mücadelelerin haysiyet, temsiliyet ve şiddetsiz yaşam talebiyle nasıl birleştiğini Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD-SEN) Genel Başkanı Neslihan Acar’ın değerlendirmeleri eşliğinde ele alıyoruz. Bu hat üzerindeki direnişler, farklı sektörlerde aynı güvencesizlik rejimine karşı ortak bir itirazın büyüdüğüne işaret ediyor.
 
Çatalca’daki Polonez Gıda Fabrikası’nda sendikal örgütlenme hakkının engellenmesine karşı başlatılan eylemlerde kadın işçiler, üretimin ana gücü olarak öne çıktı. İstanbul genelinde faaliyet gösteren Trendyol Go kuryeleri arasında yer alan kadınlar, güvencesiz ve sigortasız çalışmaya karşı ses yükseltti. Bursa’daki Özak Tekstil işçilerinin iş bırakma eylemlerinde kadınların kitlesel katılımı direnişin seyrini belirlerken; Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde çalışan kadın işçiler artan iş kazalarına ve iş güvenliği eksikliğine dikkat çekti. Gebze’deki Şişecam tesislerinde ise toplu sözleşme sürecinde eriyen ücretlere karşı kadın işçiler taleplerini görünür kıldı.
 
İşverenlerin işten çıkarmalar, taşeronlaştırma ve bireysel sözleşme dayatmalarıyla direnişleri kırma girişimlerine rağmen kadınlar, dayanışma ağları ve sendikal mücadeleyle geri adım atmadı. 8 Mart’a giderken ortaya çıkan tablo, Marmara’daki direnişlerin eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve şiddetsiz bir yaşam talebiyle iç içe geçtiğini; kadınların hem emeğine hem yaşamına sahip çıktığını gösteriyor.
 
Marmara Bölgesi’nde son bir yılda art arda yaşanan grev ve direnişlerde kadın işçilerin görünürlüğü ve öncülüğü dikkat çekiyor. Gebze hattından Esenyurt’a, Çayırova’dan Bursa’ya uzanan mücadele deneyimlerini değerlendiren Neslihan Acar, kadın işçilerin yalnızca ekonomik hakları için değil, aynı zamanda yaşamlarına yönelen çok yönlü saldırılara karşı direndiğini vurguluyor. Marmara’da özellikle depo ve fabrika işçilerinin eylemleri kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, kadın işçilerin sendikal hak ve toplu sözleşme talepleriyle en önde yer alıyor. Güneş paneli üretimi  yapılan Smart Solar’daki direniş ile Polonez işçilerinin mücadelesini hatırlatan Neslihan Acar, bu süreçlerin hafızalarda tazeliğini koruduğunu söyleyerek, Esenyurt, Şekerpınar ve Çayırova’daki direnişlerde kadınların örgütleyici gücünün belirleyici olduğuna işaret ediyor.
 
‘Hak gasplarının ilk muhatabı kadınlar’
 
Neslihan Acar, Türkiye’deki hukuksuzluğun, cezasızlık ve kriz politikalarının doğrudan kadınların hayatını hedef aldığını belirterek, “Bir işsizlikten bahsediliyorsa fabrikalardan ilk biz gönderiliyoruz. Bir hak gaspı olacaksa önce kadın işçilerin haklarıyla başlanıyor” diyor. Kadınlara dönük politikaların çalışma yaşamıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Neslihan Acar, “Bizden çocuk isteniyor, evlere kapanmamız isteniyor. Var olan haklarımızdan feragat etmemiz bekleniyor. İş yerleri ‘aile’ gibi kurgulanıyor; aile içinde nasıl itiraz etmeyen, fedakâr bir rol dayatılıyorsa işyerinde de aynı rol örgütleniyor” ifadelerini  kullanıyor. Artan kadın katliamlarına da dikkat çeken Neslihan Acar, aynı gün içinde 6 kadının katledildiğini hatırlatarak, birçok ölümün kayıtlara “doğal” ya da “şüpheli” biçimde geçtiğini söylüyor. İş cinayetlerinde olduğu gibi kadın katliamlarında da cezasızlık politikalarının sürdüğünü belirten Neslihan Acar, direnişlerin bu kuşatmaya bir itiraz olduğunu kaydediyor. “Kadınların aktif olarak katıldığı grev ve direnişlerin kazanımsız sonuçlandığı bir örneği hatırlamıyorum” diyen Neslihan Acar, kadın işçilerin “tutunduğu şeyi kazanana kadar bırakmadığını” ifade ediyor. 
 
‘Hak aramak yasaklanıyor, grev kırıcılığı yaygınlaşıyor’
 
Türkiye’de hak aramanın fiilen yasaklandığını dile getiren Neslihan Acar, yasal mekanizmaların güçten yana işletildiğini söylüyor. Migros işçilerinin, şirketin üst yöneticilerinden Tuncay Özilhan’ın evi önünde yapmak istediği eyleme kaymakamlık tarafından yasak getirildiğini hatırlatan Neslihan Acar, bu tür yasakların grevleri kırma amacı taşıdığını belirtiyor. Bu baskı politikalarının birçok direnişe sirayet ettiğini ifade eden Neslihan Acar, buna karşın işçilerin doğrudan eylem yöntemlerini daha fazla benimsediğine işaret ediyor. Neslihan Acar, Smart Solar ve Polonez direnişlerinde de benzer bir tablonun yaşandığını; grev kırıcılığının artık yalnızca işten atma değil, yasak ve gözaltılar üzerinden yürütüldüğünü sözlerine ekliyor.
 
‘Direnişler onur mücadelesine dönüşüyor’
 
Düşük ücret, güvencesizlik ve tacizin kadın işçilerin direniş kararında belirleyici olduğunu söyleyen Neslihan Acar, birçok iş yerinde tacize uğrayan kadınların bunu açıkça ifade edemese de direniş alanında en önde yer aldığını aktarıyor. Migros direnişinde kadın işçilerin gözaltılar sırasında geri çekilmediğini belirten Neslihan Acar, bu mücadelelerin ekonomik taleplerin ötesine geçerek bir “haysiyet ve onur mücadelesine” dönüştüğünü dile getiriyor. “Ekonomik hak gaspları işçileri öfkelendiriyor; kadın işçileri ise iki kat öfkelendiriyor” diyen Neslihan Acar, 2020’de tacize karşı yürütülen bir direnişte kadınların 14 kez gözaltına alındığını ve 120 gün boyunca mücadeleyi bırakmadığını paylaşıyor. Direniş deneyiminin kadınların hayatında kalıcı bir dönüşüm yarattığını vurgulayan Neslihan Acar, yan yana gelme ve örgütlenme kapasitesinin güçlendiğini ifade ediyor. 
 
‘Erkek egemen sendikacılık kadın taleplerini boğuyor’
 
8 Mart’a giderken sendikal mücadelede kadın temsiliyetinin zayıflığına dikkat çeken Neslihan Acar, sendikalarda ve karar mekanizmalarında erkek egemen bir yapının hâkim olduğunu ifade ediyor. Kadınların çoğu zaman sendikalarda maliyet kalemi ya da tali bir başlık olarak görüldüğünü belirten Neslihan Acar, kreş hakkı, regl izni ve bakım emeğinin kamusallaşması gibi taleplerin sendikaların asli gündemi olması gerektiğini söylüyor. “Sendikalar sadece ekonomik haklar için yok. Demokratik hakların geliştirilmesi de sorumlulukları” diyen Neslihan Acar, mevcut dar ve yasal sınırlarla çizilmiş sendikal anlayışın kadın işçilerin taleplerini geri plana ittiğini kaydediyor. Kendi sendikal mücadelesinde kadın dayanışmasının belirleyici olduğunu dile getiren Neslihan Acar, özellikle Migros direnişinde kadınların kuşatıcı dayanışmasının kendisine güç verdiğine işaret ediyor. “Bu direnişte en iliklerime kadar hissettiğim şey kadın dayanışmasıydı” diyen Neslihan Acar, sözlerini “Yaşasın 8 Mart, yaşasın birlikte örgütlü mücadelemiz” diyerek tamamlıyor.