Wan’da 'kuyu tipi' cezaevlerine tepki: Tecrit insanlık suçudur
- 18:06 10 Nisan 2026
- Güncel
WAN - Wan Emek ve Demokrasi Platformu, “Kuyu Tipi” olarak adlandırılan yüksek güvenlikli hapishanelerde ağırlaştırılmış tecrit, hak ihlalleri ve yaşam hakkını tehdit eden uygulamaları protesto ederek, bu sistemin derhal sonlandırılması gerektiğini söyledi.
Wan Emek ve Demokrasi Platformu, İşkence, kötü muamele ve hak ihlallerin yaşandığı ‘Kuyu Tipi’ hapishanesi olarak bilinen yeni tip yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında devam ettirilen tecrit politikalarına ilişkin Sanat Sokağı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında, "Tecrit insanlık suçudur, kuyu tipi hapishaneler kapatılsın" pankartı açılarak, sık sık "Siyasi tutsaklar onurumuzdur" sloganı atıldı. Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Wan Milletvekili Mahmut Dindar, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri, Barış Anneleri yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Basın metnini Wan Emek ve Demokrasi Platformu adına Hüseyin Yaviç okudu.
‘Kuyu tipi’ hapishaneleri insan yaşamını olumsuz etkiliyor'
Türkiye’de hapishanelerin insanların özgürlüklerinden mahrum bırakıldığı yerler olmaması gerektiğini söylenen açıklamada, “Şüpheli ölüm vakaları, kamuoyunda ‘Kuyu Tipi’ hapishanesi olarak bilinen Yeni Tip Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında devam ettirilen tecrit politikaları insanların sağlığını olumsuz etkilemektedir. Hasta tutsakların tedavilerinin ve tahliyelerinin engellenmesi, idare ve gözlem kurulları tarafından verilen infaz uzatma kararları, hapishanedeki ihlallere karşı gerçekleştirilen açlık grevi eylemlerinin kritik bir aşamaya gelmiş olması; hapishanelerde kronik hale gelmiş sorunların bir devlet politikası olarak sürdürüldüğüne işaret etmektedir” denildi.
'Temel haklara erişim engelleniyor'
Birçok hapishanede tutsakların en temel haklarına erişimin engellendiğini ağır tecrit koşullarının sistematik bir uygulama haline geldiği aktarılan açıklamada, “Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesi; taraf devletlere öldürmeme, yaşamı koruma ve ölümü soruşturma yönünde üç tür yükümlülük getirmektedir. Yine Sözleşme’nin 3. maddesinden kaynaklanan yükümlülükleri çerçevesinde, taraflar kendi gözetim ve sorumluluğu altında olan tutuklu ve hükümlülerin insan onuruna yaraşır koşullarda tutulmalarını sağlamakla yükümlüdür. Tutuklu ve hükümlüler hakkında verilen kararın yerine getirilmesinin usul ve esaslarının, onların özgürlüğünden yoksun bırakılmasından kaynaklanan kaçınılmaz ızdırap düzeyini aşan yoğunlukta acı ve zorluğa yol açmaması gerekmektedir” diye belirtild.
Şüpheli ölüm ve bilgi verilmemesi
Kırşehir S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan tutsak Rojhat Babat’ın hapishanede farklı tarihlerde iki kez intihar girişiminde bulunduğu belirtilen açıklamada, “1 Nisan 2026 tarihinde ise Kayseri’deki Şehir Hastanesi’nde intihar ederek yaşamına son verdiği bilgisinin ailesine verildiği belirtildi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; intihar girişimi ve hastaneye sevk sürecinde mahpusun ailesine herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı, cenazenin ailenin ikamet ettiği Wan’a gönderildiği ve ikinci otopsi talepleri de yerine getirilmedi” ifadeleri kullanıldı.
'Tecrit koşulları ruhsal sorunları derinleştiriyor'
Açıklamada, tek kişilik hücrelerde tutma, sosyal izolasyon ve aileden uzak hapishanelere sevk uygulamalarının ruhsal sorunları derinleştirdiği kaydedilerek, bunun tutsakların yaşamla bağını zayıflattığı vurgulandı. Açıklamada, “Kamuoyunda “Kuyu Tipi Hapishaneler” olarak bilinen Yeni Tip Yüksek Güvenlikli Cezaevlerinin tek kişilik tecrit modeline dayanıyor. Bu hücrelerde havalandırma bulunmadığı, camlarda sıkı teller olduğu ve mahpusların günde yalnızca bir ila iki saat arasında değişen sürelerle havalandırmaya çıkarılmıyor. Teknolojik imkanların ise bu hapishanelerde izolasyonu artırmak amacıyla kullanılıyor” diye kaydedildi.
Açlık grevleri kritik aşamada
Hapishanelerde tutsakların maruz bırakıldığı hak ihlallerine karşı gerekli önlemlerin alınmaması eleştirilen açıklamada, şu örneklere yer verildi: “Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu ve Hüseyin Özen’in; bu hapishanelerin kapatılması ve sevk talepleriyle süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlamıştır. 05.04.2026 tarihi itibariyle Tahsin Sağaltıcı ve Gürkan Türkoğlu’nun eylemlerinin 250’nci gününe, Hüseyin Özen’in ise 230’uncu gününe girdiği ifade edildi. Uzun süreli açlık grevleri sonucu mahpuslarda ağır kilo kaybı, duyu ve denge kaybı ile artan enfeksiyon risklerinin ortaya çıktığı ve sağlık durumlarının kritik aşamaya ulaştığı aktarıldı.” -
Hasta tutsakların durumu
Hasta tutsakların sağlık haklarına yönelik hak ihlallerin arttığına dikkat çekilen açıklamada, “Ağır hastalıklarına rağmen Adli Tıp Kurumu’nun raporları nedeniyle tahliye edilmeyen mahpusların yaşam hakkının ihlal edildiği ortadadır. Marmara (Silivri) 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 70 yaşındaki ağır hasta mahpus Mehmet Edip Taşar’ın yaşamını yitirmesi örnek olarak gösterilebilir. Mehmet Edip Taşar’ın kalp yetmezliği, prostat kanseri, diyabet, KOAH ve böbrek yetmezliği gibi hastalıkları bulunduğu, 40 kilonun altına düşmesine ve yatalak hale gelmesine rağmen tahliye edilmedi” çağrısı yapıldı.
Açıklamada son olarak şu talepler sıralandı:
"*Hapishanelerde sürdürülen tecrit uygulamalarından derhal vazgeçilmesi ve açlık grevindeki mahpusların taleplerinin dikkate alınması,
*Şüpheli ölüm vakalarına ilişkin etkin soruşturma yürütülmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi,
*Hasta mahpusların tedaviye erişim haklarının güvence altına alınması ve bağımsız sağlık kurulu raporları esas alınarak tahliyelerinin sağlanması,
*'İyi halli değil' değerlendirmesiyle tahliyeleri engelleyen İdare ve Gözlem Kurullarının lağvedilmesi,
*Hapishanelerdeki ihlallerin izlenmesi için sivil toplumun da yer aldığı bağımsız bir denetim mekanizmasının oluşturulması
Açıklama sloganlara son buldu.







