Hak örgütlerinden tecride karşı çağrı: İhlaller son bulsun

  • 21:54 11 Nisan 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - TTB, SES, TİHV, ÇHD, İHD ve ÖHD, hapishanelerde tecrit uygulamaları ve hak ihlallerinin arttığını belirterek hasta tutsakların tedaviye erişiminin güvence altına alınmasını ve mevcut uygulamaların sonlandırılmasını talep etti.
 
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği'den (ÖHD) hapishanelerde tecrit uygulamaları ve hak ihlallerine karı ortak açıklama yaptı. Açıklamada, "Yaşam ve sağlık hakkı ihlallerine yol açan ceza infaz sistemi uygulamalarından vazgeçilmelidir" denildi.
 
Açıklamada; şüpheli ölüm vakaları, “kuyu tipi” olarak bilinen cezaevlerinde sürdürülen tecrit politikaları, hasta tutsakların tedaviye erişiminin engellenmesi ve infaz uzatma kararlarının sistematik hale geldiği vurgulandı.
 
'Ağır tecrit koşullarının yaygınlaştı'
 
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2'nci ve 3'üncü maddelerine atıf yapılan açıklamada, devletin yaşamı koruma ve insan onuruna uygun koşulları sağlama yükümlülüğü hatırlatılarak, mevcut uygulamaların bu yükümlülüklerle çeliştiği ifade edildi. Birçok hapishanede tutsakların temel haklarına erişimin engellendiği ve ağır tecrit koşullarının yaygınlaştığı kaydedildi. Açıklamada, “Türkiye’de son yıllarda kullanıma açılan hapishane modellerinden biri model olan Kırşehir S tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan mahpus Rojhat Babat’ın hapishanede farklı tarihlerde iki kez intihar girişiminde bulunduğu; 1 Nisan 2026 tarihinde ise Kayseri’deki Şehir Hastanesi’nde intihar ederek yaşamına son verdiği bilgisi ailesine verilmiştir. Yine kamuoyuna yansıyan bilgilerde; intihar girişimi ve akabinde hastaneye sevk sırasında mahpusun ailesine herhangi bir bilgi verilmediği, cenazenin ailenin ikamet ettiği Van iline gönderilerek ikinci otopsi taleplerinin de yerine getirilmediği iddia edilmiştir” diye belirtildi.
 
Tek kişilik hücre uygulamalarının ağır bir tecrit rejimi yarattığına dikkat çekilen açıklamada, sosyal izolasyon ve aileden uzak cezaevlerine sevklerin tutsakların ruhsal durumunu olumsuz etkilediği kaydedilerek, yeni tip yüksek güvenlikli cezaevlerinin bu model üzerine kurulu olduğu vurgulandı.
 
Açlık grevleri kritik aşamada
 
Ayrıca açlık grevlerine de değinilen açıklamada, “Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu ve Hüseyin Özen’in; Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumlarının kapatılması ve bu hapishanelerde tutulan mahpusların farklı hapishanelere sevk edilmeleri talebiyle süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemi başlattıkları öğrenilmiştir. 11.04.2026 tarihi itibarıyla mahpuslardan Tahsin Sağaltıcı ve Gürkan Türkoğlu açlık grevinin 256. gününe, Hüseyin Özen ise 236. güne girmiş bulunmaktadır. Uzun süreli açlık grevinin bir sonucu olarak mahpuslarda ağır kilo kaybı, duyu ve denge kaybı artmış enfeksiyon riski gibi yaşamı tehdit eden durumlar ortaya çıkmış ve sağlık durumları yaşamsal açıdan kritik bir noktaya varmıştır” ifadelerine yer verildi.
 
'Hasta tutsaklara yönelik hak ihlalleri arttı'
 
Hasta tutsaklara yönelik hak ihlallerinin de arttığı aktarılan açıklamada, tedaviye erişimde yaşanan gecikmeler, sevklerin engellenmesi ve ATK raporları nedeniyle tahliyelerin gerçekleşmemesinin yaşam hakkı ihlali olduğu ifade edildi. Marmara Cezaevi’nde tutulan ağır hasta mahpus Mehmet Edip Taşar’ın yaşamını yitirmesi buna örnek gösterildi.
 
Yetkililere çağrı
 
Açıklamanın sonunda yetkililere çağrıda bulunularak şunlar kaydedildi:
 
“Hapishanelerde devam ettirilen tecrit uygulamalarından derhal vazgeçilmeli; hapishanelerde tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi eylemini sürdüren mahpusların talepleri dikkate alınmalıdır. Hapishanelerde yaşanan şüpheli ölüm vakaları ile ilgili etkin bir soruşturma yürütülmeli ve kamuoyu bu konuda bilgilendirilmelidir. Hasta mahpusların tedaviye erişim haklarının güvence altına alınması ile bağımsız sağlık kurulu raporlarının esas alınarak tahliyeleri önündeki yasal ve idari engeller kaldırılmalıdır. Hapishanelerde birçok mahpus hakkında 'iyi halli' değil değerlendirmesi yapan ve koşullu salıverme haklarını engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları lağvedilmelidir. Hapishanelerdeki ihlallerin izlenmesi amacıyla sivil toplum örgütlerinin içerisinde bulunduğu bir denetim mekanizması oluşturulmalıdır.”