Ardıl Çeşme: Zindanlar dışarının en açık aynasıdır

  • 09:06 11 Mayıs 2026
  • Güncel
Şehriban Aslan-Pelşin Çetinkaya
 
AMED - 32 yıllık tutsaklığın ardından tahliye olan Ardıl Çeşme, cezaevlerinin toplumun aynası olduğunu vurgulayarak, “Bir halkın demokratik durumunu görmek istiyorsanız cezaevlerine bakmanız gerekir. Zindan dışarının en açık aynasıdır” dedi.
 
1994 yılının Kasım ayında Amed’de gözaltına alınıp Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından müebbet hapis cezasına çarptırılan, Erzîngan’da bulunan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve tahliyesi daha önce 3 kez hukuksuz bir şekilde ertelenen Ardıl Çeşme, 32 yıllık tutsaklığının ardından geçtiğimiz günlerde tahliye oldu. 
 
Ardıl Çeşme, hem cezaevi mücadelelerini hem de cezaevinden çıktıktan sonra karşılaştığı tabloyu anlattı.
 
‘Amed’e gelip gezdiğimde Önderlik üzerinden baktım’
 
“32 yıllık tutsaklık sürecine bugün dönüp baktığınızda, aklınıza ilk gelen duygu ya da görüntü ne oluyor?” sorusunu sorduğumuz Ardıl Çeşme, şu ifadeleri kullandı: “Haberleri takip ettiğimizden kaynaklı dışarıya çıktığımda ilk olarak insanların sevinci gözüme çarptı. Tutuklandığımda herkes üzülmüştü, çıktığımda ise o büyük sevinci görünce şaşırmıştım. Bu da çok güzel bir duyguydu. Bu kadar çok acı ve kederin yaşandığı, sınırsız kayıpların olduğu bir halkta, bir damla bile olsa o sevinci ve mutluluğu görmek insana onur veriyor. Buna katkı sunmuş olmak çok daha onur vericidir. Yine ilk çıktığımda, Erzincan’dan Dêrsim’e geldiğimizde dağlara baktım. Çok kayıp verdik, çok arkadaş kaybettik, şehit düştüler. Dolayısıyla buralardan kim geçti, neler oldu diye düşünüyorsun ama bu duygularla hâlâ içeride olanlar var; Önderlikten tutalım da diğer arkadaşlarımıza kadar… İçeride hâlâ hasta olan tutsak arkadaşlarımız var, şehit düşen hasta tutsak arkadaşlarımız oldu. Daha çok bu durumu yaşayamayanlar ve şehit düşen arkadaşlar aklıma geldi. Amed’e gelip gezdiğimde de daha çok Önderlik üzerinden baktım. Ne düşünüyordu, Amed’in şu anki durumu, kalabalıkların oluşu, ne yaşıyoruz, neler yaşanıyor gibi şeyler aklımda gidip geldi. Evet ben dışarıdaydım ama içeride olanlar vardı. Halk olarak da sevinçlerimiz hep yarım kalıyor. Daha çok böyle bir gerçeklik içerisinde oluyorsun. Bir yandan da süreçte nelerin yaşandığını ve Önderliğin ne düşündüğünü merak ediyorsun.”
 
‘Direnmenin öncülüğünü yapabilmek için katılmıştık’
 
Özgürlük Hareketi’ne katılım sürecinin, PKK’nin ortaya çıkış nedenleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Ardıl Çeşme, katıldıkları mücadelenin yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda ideolojik bir gerçeklik olduğunu ifade etti. Ardıl Çeşme, “Ayakta tutan durum buydu. Ben zaten bu yolu seçtim. Ya ölecektik ya dağda kalacaktık ya da tutuklanacaktık. Hayatın tercihini böyle yaptığımızda bunlar kendi tercihlerimizdi. Tabii bunların içerisinde halkımızın gerçekliği de var. Bu halk kendi çocuklarıyla gurur duymalıdır. Hepimizin ailesi bu halkın birer parçasıdır ve her zaman bizimle onur duyabilmeliler. Nasıl ki biz halkımızla gurur duyuyorsak onlar da bunu yapabilmelidir. Hem dağdaki hem de cezaevindeki arkadaşlar için söylüyorum; aynı zamanda Önderlik için dimdik durabilmektir. Ayrıca biz bir geleneğin devamıydık. Bizden önce cezaevinde Mazlumlarla başlamış, Dörtlerle devam etmiş, ölüm oruçlarıyla Kemal arkadaşlarla sürdürülmüş bir direniş vardı. Devamında baskıların, katliamların yaşandığı, fedai eylemler yapan ve direnen arkadaşlar oldu. Mücadelenin tamamını cezaevinde öğrendik, geliştik çünkü o zamanlar çok toyduk. Her şeyi orada gördük, öğrendik. Öğrendiklerimizin özü de direnmekti. Evet saldırılar ve baskılar çoktu. Onlar baskı yaptıkça bizler de direniyorduk. Direnmenin ötesinde bizi ayakta tutacak bir şey yoktu. Hep diyoruz ya; direnmek insanı güzelleştirir, özgürleştirir diye. Direnmenin öncülüğünü yapabilmek için katılmıştık. Dolayısıyla bizi ayakta tutan da buydu” dedi.
 
‘Direniş beraberinde dirilişi getirdi’
 
Cezaevlerindeki direnişe de dikkat çeken Ardıl Çeşme, “80 dönemi Kürtler için artık ölüm gibiydi fakat halk diriltildi. Halkımızın ruhu diriltildi çünkü yok edilen buydu ve bu yokluktan yeniden var edildi. Bu muazzam bir şeydir. Mesela tutuklanıp cezaevine konulduğumda 8 Martlar küçük alanlarda kutlanıyordu. Polis baskıları vardı. Newroz’a gittiğinde tutuklanabilirdin, ölebilirdin. Çok az kitleler vardı. 92’ler döneminden bahsediyorum bu arada. Şimdi baktığımızda ise çok geniş kitleler var. Amedspor kutlamasında gördüm mesela, merak edip baktım ve çok hoşuma gitti. PKK’nin genel mücadelesinin tamamını ele aldığımda, halkımızın yitirdiği o duygunun yeniden oluşturulma tarihi olarak bakabilmek gerekiyor. Direniş beraberinde dirilişi getirdi” diye belirtti.
 
‘Mücadelenin kendisinin en fazla yansıttığı yer zindanlar’
 
Süreçlerin birbiriyle paralel ilerlediğine vurgu yapan Ardıl Çeşme, PKK’nin ilk başladığı günden bugüne kadar ele alındığında birbirinden kopuk değerlendirmenin çok gerçekçi olmadığını kaydetti. Ardıl Çeşme, “O gün ayrı bir bölümdü, bugün vardığımız nokta onun devamıdır. Hep bir paralellik oldu. Mücadelenin kendisinin en fazla yansıttığı yer zindanlardır. Bir halkın, bir toplumun demokratik durumunu tanımlamak isteniyorsa cezaevine bakıldığında bunu görebilmek gerekiyor. Mesela ben cezaevindeyken Mardinli bir annenin kırk günlük bir cezası vardı. Anneyi getirdiler, kırk gün kaldı, kurula çıkarıldı ve 6 ay cezası uzatıldı. Buna bakıldığında durum daha net anlaşılır. Zindanlarda baskılayabilmek, sindirebilmek, vazgeçirtebilmek ve pişman ettirebilmek üzerinden kurulların genel mantığı kuruluyor. Mesela kurula çıkarılıyorsun, ‘Pişman mısın?’ diye soruluyor. Bir insan 30 senedir pişman olmamışsa bu saatten sonra olabilir mi? Yani sordukları soruya kendileri bile inanmıyor. Zindan dediğimiz yer dışarının aynasıdır, hem de en açık aynasıdır” sözlerini kullandı.
 
Kürt anasını görmesin mantığı
 
Cezaevlerinde hâlâ binlerce hasta tutsağın tutulmasına da değinen Ardıl Çeşme, “Bunu bir cezalandırma aracı olarak kullanıyorlar. Kürt anasını görmesin mantığıdır. ‘Siz ölseniz de tekrar cezalandıracağız’ diyorlar. Birçok arkadaş şehit düştü. Tahliye olup ardından kısa bir süre sonra şehit düşen arkadaşlar oldu. İnsani anlamda bir politikası olmayan bir sistemi eleştirdiğimizde, ondan beklentiye girmek de çok gerçekçi gelmiyor. İşkence, baskı ve sindirmenin yolunu; senin hayatına dair bütün hakları gasp edip senin yerine karar verebilme hakkını kullanarak yürütüyorlar. Böyle bir politika yürütülüyor. Cezaevlerindeki sistematik baskılardan öğrendiğimiz şekilde direnmeye devam ediyoruz ve edeceğiz. Bu zemini onlar bize sundu; bunu öğrenmenin dışında bize başka yol verilmedi” ifadelerini kullandı.
 
‘İnsanın kendi zemini yaratabilmesi gerekir’
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair Ardıl Çeşme, son olarak şunları söyledi: “Ne kadar çok savaştan arındırılmış bir dünyada yaşayabilirsek o kadar güzel, hele de Ortadoğu’da. Bu gerçeklik çok daha başka bir şeydir. Batı’dan bakılınca başka bir durumdur; ikinci dünya savaşına kadar böyleydi. Ukrayna’ya bakıldığında hâlâ devam eden savaşlar var. Fakat Ortadoğu’nun geneline bakıldığında, çok fazla savaşla yaşanmış bir gerçeklik olduğundan kaynaklı bir süreç başladı. Bu çok mutluluk ve heyecan verici bir durumdur. Ortadoğu’da insanlığın tarihi değişebilir mi? 15 bin yıllık tarih değişebilir mi? Evet değişebilir diyorsun. Kolay olmayacağını biliyoruz. İğne ile kuyu kazmak gibi bir şeydir. Biz böyle bir süreçteyiz. Yasal düzenlemeler olsa da demokratik mücadele yürütülür. Demokratik mücadele bitmez; bu bir ömürdür ve hayat devam ediyor. Eğer başarılabilirse, silahtan arındırılmış bir Ortadoğu’da halklar demokratik olarak kendisini anlatacaktır.
 
Hangi aşamada olursa olsun, her birimizin bulunduğu yerden kendisini oluşturabilmesi gerekiyor. Evet biz buradayız ama Türkiye’nin tamamından bakıyoruz. Ortadoğu’nun tamamından bakıyoruz, hele de kadın açısından. Mesela Taliban, DAİŞ gibi bir gerçeklik var. Rojava’ya bakıyoruz, Suriye’ye bakıyoruz; dehşet bir gerçeklik var. Bir tarafta muazzam bir kadın özgürlük perspektifiyle oluşmuş kadın direnişi, diğer tarafta ise her biçimiyle kapatılmış, sokağa çıkması yasaklanmış bir gerçeklik var. Ne olursa olsun yolumuza devam etmemiz gerekir. İçinde olduğumuz bir yol vardır. Bu yol nedir? Birincisi Kürt gerçekliği açısından, ikincisi de kadın perspektifi açısından içindeyiz. Önderliğin sürekli eleştirdiği bir şey vardır: Herkes bir şeylerin yaratılmasını bekliyor. Başkası sana bu zemini yaratırsa, senden çektiğinde zeminsiz kalırsın. İnsan kendi zeminini yaratabilmelidir. Biz daha çok böyle bakıyoruz. PKK refleksi zaten buydu. Bunun için var oldu. Kadın özgürlük mücadelesi de zaten bunun için vardı. Kendi zeminini kendin yaratmak durumundasın ki sana istedikleri şekilde müdahale edemesinler. Bunun da tek bir yolu vardır; herkes bulunduğu yerde mücadelesini vermelidir.”