Özgürlüğün ve yeniden dirilişin adı: Zîlan

  • 09:08 30 Haziran 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - "Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum" sözleriyle hafızalara kazınan Zîlan'ın ölümünün üzerinden 30 yıl geçti. Zîlan, aradan geçen yıllara rağmen, Kürt halkı ve kadınların mücadelesinde yaşıyor. 
 
Kürdistan'daki savaş ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik suikat girişimine karşı 30 Haziran 1996'da Dersim'de fedai eylem gerçekleştirerek, ölümsüzleşen Zeynep Kınacı'nın (Zîlan) ölümünün üzerinden 30 yıl geçti. Zîlan yaptığı eylem ile Kürt halkının mücadelesine yön verirken, hayalindeki özgür, eşit ve halklarla barış içerisindeki yaşam ideali günümüzde Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde yaşıyor. 
 
Zîlan'ın ölümünün üzerinden yıllar geçse de Kürt kadınları başta olmak üzere dünya kadınları Zîlan'ı unutmayarak, eylemi ve mücadelesinde aldığı ilham ile yeni mücadele alanları yaratıyor. Böylece Zîlan'ın uğruna ölümşüzleştiği hayali ve idealleri bugün milyonlarca kadının mücadelesinde yaşıyor. 
 
Zîlan'ın adına şarkılar, şiirler, kitaplar yazılırken, Kürt halkı da çocuklarına adını vererek, kendisini yaşatıyor. 
 
Zîlan'ın eylemi kadınların partileşmesinin önünü de açarken, binlerce Kürt kadının özgürlük saflarına katılması ve aynı iradede mücadele yürütmesine neden oldu. Kürt kadın hareketinin öncü isimlerinden biri olan Zîlan, bugün dünyada yükselen Kürt kadın hareketinin mücadelesinde önemli bir yer alıyor. 
 
Zîlan, yaşamını yitirişinin yıl dönünümünde de Kürt halkı ve kadınlar tarafından anılıyor. 
 
Zîlan ölümsüzleşmeden önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, örgütü PKK, Kürt halkı, kadınlar ve dünya halklarına hitaben bir mektup kaleme aldı. Mektubunda kendisini anlatarak, PKK'ye neden katıldığını, böylesi bir eylemi hangi amaçlar doğrultusunda gerçekleştirdiğini anlatıyor. Mektubunda geçmiş ve gelecek arasındaki tahlileri yaparak, nasıl bir yaşamın olması gerektiğini anlatıyor. 
 
Abdullah Öcalan, Zîlan'ın eyleminin ardından şu ifadeleri kullanmıştı: “Zîlan yaptığı eylem ile beni aştı. Bundan sonra ancak Zîlan'ın militanı ve takipçisi olabilirim."
 
İşte Zîlan'ın kendisini ve mücadelesini anlattığı mektubundaki bazı kesitler şöyle:
 
Zîlan kimdir?
 
"1972 Malatya merkez doğumluyum. Adım Zeynep Kınacı’dır. Aslen Malatya merkeze bağlı Elmalı Köyündenim. Çevrede Mamureli aşireti olarak tanınırız. Malatya İnönü Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden mezun oldum. Saflara katılmadan önce, Malatya Devlet Hastanesi’nde röntgen teknisyeni olarak çalışıyordum. Evliyim, eşim Amed’in Eğil ilçesine bağlı Xliya köyündendir, kendisi de üniversiteden aynı bölümden mezundur. 1995 yılında Adana’da cephe faaliyetleri yürütürken, düşmana esir düştü. Ailenin geçim durumu orta hallidir. Ailenin sosyal yapısı bir yandan feodal etkileri taşırken, bir yanıyla da küçük burjuva Kemalist anlayışı hakimdir. Belli ölçülerde serbest yetiştirildim. Akraba çevrem ve köyümüz yurtsever değildir. Ancak gençlik kesimi içerisinde sempati vardır. Kardeşlerimin mücadeleye sempatileri vardır. 
 
PKK'ye katıldı 
 
Eşimin ailesi ise ekonomik olarak zengindir, feodal bir aile yapıları vardır, yurtsever değildirler. Lisede okurken sol düşüncelere ve Kürtlüğe ilgim gelişti. Yaşamı irdelemem bu yıllarda başladı. Ancak herhangi bir çizgiye yakınlık duymadım. Üniversite yıllarında sol düşünceler arasında bir netleşme ve özellikle PKK’ye bir sempatim gelişti. Kürtlüğe ilgim, ailenin geri bir temelde de olsa, önce ulusal özelliklerini belli ölçülerde taşımasından kaynaklanıyordu. Yurtsever arkadaş ortamı örgütlü değildi. Öncülük yoktu. Yine ailenin ekonomik sorunları gibi nedenler uzun bir dönem netleşmemi engelledi. Süreç içerisinde düşüncede belli bir netleşme ve olgunlaşma sonucu 1995’te Dersim’de ordu saflarına katıldım. Ordu safları içerisinde olduğum süre içerisinde geçmişe oranla kendi kişiliğimi tüm yönleriyle tanıyarak, belli bir gelişmeyi sağladım. İddia, kararlılık, moral, netleşme gibi konularda güçlendiğimi belirtebilirim.
 
Verilecek en iyi cevap  
 
Mücadele tarihine başladığımızda PKK, akıl sınırlarının anlamakta zorlandığı büyük kahramanlık, direniş, emek, kararlılık ve inançla yaratılmıştır. Direniş PKK’nin karakteri olmuştur. Bizlerin bu tarihi mirasa sahip çıkmamız ve sürecin gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor. Süreç intihar eylemlerini gerekli kılıyor. Bu hem bir taktiksel çıkış olacak hem de bizim açımızdan büyük moral etkileri olan bir eylemlilik olacaktır. Düşmanın Önderliğimize suikast girişiminde bulunarak, sonuç almaya çalıştığı bu süreçte düşmana verilecek en iyi bir cevap olacaktır.
 
Özgürlük istemini bütün dünyaya duyurdu
 
Bu tür bir eylemlilik moral olarak bozguna uğrayan düşmanı çıldırtmak, bulunduğu her alanda çepeçevre kuşatmak, ülkeyi ona zindan etmek anlamına geliyor. Bizim açımızdan ise başta halkımıza, bütün savaş güçlerimize moral vermek, cesaret ve direnişi güçlendirmek, dost-düşman herkese davamızda ne kadar kararlı olduğumuzu ve bu uğurda özgürlüğün bedelini bombaları kendimizde patlatarak gerçekleştireceğimiz mesajını bir kez daha vermek, halkımızın özgürlük istemini bütün dünyaya duyurmak ve ileri ki süreçte halkımızın bu yönlü direnişler geliştirmesinin öncülüğünü yapmak, savaşın her yerinde ivme kazandırmak anlamına gelmektedir.
 
Başkanım!
 
Kendimi intihar eylemini gerçekleştirmek için aday görüyorum. Bizler, sizin bitmez, tükenmez emek ve çabalarınıza karşılık, canımızı bile versek yeterli değildir. Keşke canımızdan başka verecek şeylerimiz olsaydı. Siz yaşamınızla bir halkı yeniden yarattınız. Bizler sizin eseriniziz. Tüm Kurdistan Halkının ve dünya insanlığının geleceğinin teminatısınız. Yaşamınız bile onur veriyor, sevgi, cesaret, inanç veriyor. Tüm Kurdistan Halkı ve milyonlarca insan size ölümüne bağlıdır. Sizin bu çekiciliğiniz bizi de oldukça etkilemektedir. En zorlandığımız anlarda sizin bizlere olan sevginizi düşünüyor ve manevi güç alıyoruz.
 
Şehide en çok bağlı olan sizsiniz. Bu temelde gözümüz kesinlikle arkada kalmayacaktır. Bu eylemi gerçekleştirmem gereken bir görev olarak görüyor ve kendimi sorumlu hissediyorum. Mevcut geriliklerimi aşmanın, özgürleşmenin ve kendimi gerçekleştirmenin yolunun savaştan geçtiğini ve bu savaşında gereğinin yerine getirilmesi gerektiğine inanıyorum. 
 
Halkımın fedaisi olmak istiyorum
 
Mazlum, Kemal, Hayri, Ferhat, Besê, Bêritan, Berivan ve Ronahi yoldaşların direnişlerine sahip çıkmak ve onların takipçisi olmak istiyorum. Halkımın özgürlük isteminin ifadesi olmak istiyorum. Emperyalizmin kadını köleleştiren politikalarına karşı, bombayı kendimde patlatarak hıncımın ve öfkemin büyüklüğünü göstermek ve Kürt kadınının dirilişinin sembolü olmak istiyorum.
 
Yaşam iddiam çok büyük 
 
Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum.Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum. Başkan APO Önderliğinde yürütülen Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz, çok yakında zafere ulaşarak ve mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini alacaktır. Bu temelde Başkan APO’ya tüm Kurdistan şehitlerine, tüm savaş ve cephe güçlerine, zindandaki yoldaşlarımıza, Kurdistan Halkına ve insanlığa bağlılığımı bir kez daha ifade ediyor ve onlara layık olmaya çalışmayacağına dair söz veriyorum.
 
Kürdistan kadın özgürlük savaşçılarına
 
Başkan APO ve PKK öncülüğünde yürütülen Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz, Kürdistan toplumunun geriliğini görerek sorunları köklü çözme çabasındadır. Kadının yitirilmişliği, sınıflı toplumların ortaya çıkışı ile birlikte başlamıştır. İlkel komünal dönemde üretim etkinliğinden kaynaklanan kadının yaşam içindeki etkin rolü, ilkel sermaye birikiminin oluşması ve bu birikimin erkek cinsinin elinde toplanmasıyla birlikte sınıflı toplumlar oluşmuş, kadın özgürlüğünün yitiriliş süreci de bununla birlikte başlamıştır. Köleci toplumla feodal toplum düzenine, kapitalist ve emperyalist toplum düzenine geçilmiş, kadın cinsinin sömürülmesi her sınıflı toplumda biçim değiştirerek ve daha ince bir tarzda devam etmiştir.
 
Kadın sorunu Kürdistan sorunundan daha derindir
 
İnsanlığı her alanda özgürleştiren sınıflar arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmak eşit, özgür yaşam olanaklarının oluşturulması anlamında olan bilimsel sosyalist teori, kadının insanca yaşam olanaklarına kavuşturulması gerektiğini savunmaktadır. Ancak gerçekleşen sosyalizm, her ne kadar kadını bu yönlü biçimlendirmeye çalışmışsa da sosyalizmin bilimsel esaslarından sapma, kadın özgürlüğünün özgür bir temelde ele alınmayıp, bütün insanlık sorunlarıyla birlikte ele alınması gibi nedenlerle kadını özgürleştirme çabaları sınırlı kalmıştır. Kurdistan özgülüne baktığımızda kadının yitirilişi, hem cins olarak sömürülüşü, hem de diğer her yönden sömürülüşü Kurdistan kadın sorununun daha derinden yaşanmasına neden olmuştur. Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz başlamadan önce Kurdistan’da kadının varlığından, iradesinden bahsetmek mümkün değildi. Kadın bir hiçti. Türk şairi Nazım Hikmet’in belirttiği gibi, 'sofradaki yeri öküzden sonra gelmektedir' Bu kadar kötü pozisyonda olan Kürt kadınının özgürleştirilmesi çabasında, sorunun büyüklüğüne denk bir çabayı ve yaklaşımı gerektirmektedir. Kürt Halkının nüfusunun neredeyse yarısından fazlasını oluşturan kadın sorunu çözülmeden, Kürt kadınının özgürleştirilmesinden söz edilemez.
 
Kadını özgürleştirme çabaları kutsaldır
 
Parti Önderliğimiz bütün sorunlara yaklaşımda olduğu gibi, kadın sorunu konusunda da çok derin çözümlemeler ve bu sorunun çözümlenmesi yönünde asıl öncülüğü yapmıştır. Bugün gelinen düzey kadının gelişimi ve özgürlüğü noktasında çok ileri bir düzeyi ifade etmektedir. Ancak kadının yitirilişi o kadar kötü ve ciddi ki, neredeyse insanlık tarihiyle birlikte başlıyor. Bu noktada kadının özgürleşmesi ve kendi ayakları üzerinde durması, öyle bir çırpıda gerçekleştirilecek bir olgu değildir. Uzun bir sürece ihtiyaç vardır. Partimiz PKK’nin bu konuda attığı adımlar, bu süreci yakınlaştırma temelindedir. Kadını özgürleştirme çabaları çok kutsaldır, çok öğreticidir. 
 
Özgürleşmenin yolu savaşmaktan geçer
 
Bu açıdan Parti Önderliğimize en çok bağlı olması gereken, çok savaşması, can vermesi, emek harcaması gereken kadının kendisi cevabı vermiş, akın akın saflara koşarak özgürleşmenin adımlarını atmaya başlamıştır. Ancak kadın olarak korkunç geriliğimiz, Parti Önderliğimizin bu yönlü çabalarına denk düşen bir gelişmeyi sağlamaktan, uzak kalmamıza neden olmuştur. Mevcut durumuyla savaşımızın genel seyrine denk, dönemsel görevlerimizi yerine getirmekten uzağız. Özgürleşmenin yolu savaşmaktan geçmektedir. İyi savaşabilmek için iyi örgütlenmek gerekiyor. Güçlü bir örgütlenmeyi gerçekleştirebilirsek, güçlü bir iradeden de bahsedebiliriz. Kadın özgürlüğünün savaştan geçtiği bugün kanıtlanan bir gerçektir. Öyleyse hedefleriniz bellidir. Kürt kadınına özgün olan yurtseverlik, bağlılık, kararlılık, cesaret gibi olumlu özelliklerimizi devrim lehine kullanarak, korkunç bir çabanın sahibi olmamız gerekiyor.
 
Özgürlük mücadelesinde zirveleşen kadınlar 
 
Özgürlük için emek harcayan, gelişim sağlayan ve bu uğurda kanını döken binlerce kadın şehidimiz var. Berivan, Rahime, Besê, Ronahi, Zekiye, Mizgin ve Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz içerisinde zirveleşen yaşamları ve şehadetleriyle hem ulusal kurtuluş mücadelemiz içerisinde hem de kadın özgürlüğü konusunda önemli süreçlerin yaşanmasının öncülüğünü yapmışlardır. Bu yoldaşlarımız savaşan bütün kadın özgürlük savaşçılarına, özelde bireysel olarak bize büyük moral ve cesaret vermektedir. Kurdistan toplumunun geri bırakılmışlığına, özelde ise kadın köleliğine olan o büyük öfkemizi düşünceyle, ideolojiyle ve politikayla birleştirerek, dönemsel görevlerimizi yerine getirmeli, ulusal kurtuluş mücadelesi içindeki rolümüzü oynamalı, hem de özgürleşmenin pratik adımlarını atmalıyız.
 
Tarifi imkansız güzel duygular
 
Bu temelde bireysel olarak aldığım "intihar gerillası" olma kararı, sadece kendi şahsım adına değil, başta Başkan APO ve Partimiz PKK’nin çabalarına layık olmak, genelde sömürülen bütün insanlığa, özelde Kurdistan Halkının özgürlüğü ve Kürt kadınının özgürlük istemlerine cevap olmak ve onların temsili olmak amacıyla aldığım bu karar, bana büyük bir moral ve cesaret veriyor. Tarifi imkansız güzel duyguların sahibi olmama neden oluyor.
 
Kendimi şanslı hiseddiyorum
 
Kadın özgürlük şehitlerimiz ve büyük direnişçilerimizin izinde yürümek, onların mirasına doğru bir şekilde sahip çıkmak çok şerefli bir duygudur. Bu şerefli görevin sahibi olacağım için kendimi şanslı görüyorum. Bin bir türlü sıkıntıya ve zorluğa katlanarak fedakarlık gösteren emek ve çabanın sahibi olan, Kurdistan dağlarında özgürlük mücadelesi veren bütün kadın savaşçılarımızı, partimiz PKK’ye ve başta Başkan Apo’nun çabalarına bu temelde daha fazla örgütleyerek, güçlenerek söz ve iradenin sahibi olarak, bunun zeminini yaratmak için de anlamlaşarak cevap vereceğine ve özgür yarınları kendi elleriyle yaratacaklarına olan inancımla selamlıyorum"
 
Abdullah Öcalan: Tarihi cesur bir eylem 
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Zîlan’ın mektubunu bir manifesto niteliğini taşıdığını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
 
“Zîlan’ın eylemi sanıldığı gibi bir intihar eylemi değildir. Tamamen dönemsel, tarihi, planlı, cesur, fedakar ve soğukkanlı bir eylemdir. Bir gerilla bölüğünün veya taburunun yapabileceği saldırıyı tek başına gerçekleştirme gibi bir anlama sahiptir. Belki de sayıları yüzleri aşan gerilla birliklerimiz en elverişli koşullarda bile büyük kayıplar verdiler. Güçlerimizin kendilerini örgütleyip, düşmanın üzerine yürütemediği, sağlıklı ve planlı bir gerilla eylemi gerçekleştiremedikleri gibi, aksine daha fazla kayıplar verdiklerini söylemek gerekiyor. Belki de eylemlerimizin çoğu bu tarzdadır. İster kişilik, ister gelişkin bir birlik tarafından olsun, bu düzeyde planlı bir eylemin pek gerçekleştirilemediği göz önüne getirildiğinde, PKK silahlı savaşım çizgisinde bu eylemin yeri son derece belirgindir, tarihidir. En gelişkin ve PKK’nin hak ettiği gerçek bir eylem...
 
Zîlan, mükemmel bir tarih özetlemesi yapıyor. Tarihi temellere dayanmayan bir dava köksüzdür. Bu büyük yoldaş, tarihe kök salma gereğine sonuna kadar ulaşıyor. Bunun farkında, bunun bilincinde, bunun sorumluluğunda. Mükemmel bir eylem tarzı.”