Barış konuşulurken cezaevlerinde derinleşen ihlaller!

  • 09:06 10 Ağustos 2026
  • Güncel
 
AMED- ÖHD Amed Şube Eşbaşkanı Zeynep Karayılan, 112 cezaevini kapsayan hak ihlalleri raporunu değerlendirerek, hasta mahpusların sağlık hakkından kadın mahpusların özgün sorunlarına kadar çok yönlü ihlallerin devam ettiğini belirtti. Zeynep Karayılan, barış ve demokratikleşme sürecinin cezaevlerine de yansıması gerektiğini vurguladı.
 
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ile MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED), geçtiğimiz günlerde yaptığı basın açıklaması ile Türkiye’deki 112 hapishanede yapılan ziyaretler sonucu “Türkiye hapishanelerinde 2026 yılı Ocak-Haziran dönemi hak ihlalleri” raporunu açıkladı. 
 
ÖHD Amed Şube Eşbaşkanı Zeynep Karayılan, rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunurken Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin cezaevlerine yansımasını yapmadığını ve tecrdin derinleştiğine dikkat çekti.
 
‘Cezaevlerinde hakların kullanılması istisna haline geldi'
 
Cezaevlerinde sağlık, haberleşme ve yayın hakkı başta olmak üzere birçok temel hakkın sistematik olarak sınırlandırıldığını ifade eden Zeynep Karayılan, “Geçmiş yıllarla kıyaslandığında cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin niteliğinde önemli bir değişiklik olmadığını görüyoruz. Sahada gerçekleştirdiğimiz cezaevi ziyaretlerinde en sık karşılaştığımız ihlallerin başında sağlık hakkına erişimin engellenmesi geliyor. Hasta mahpusların hastaneye sevklerinin aylarca geciktirilmesi, İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararları nedeniyle tahliyelerin ertelenmesi, haberleşme ve yayın hakkının kısıtlanması, Kürtçe yayınlara yönelik engellemeler, disiplin cezalarının bir baskı aracına dönüştürülmesi ile çıplak arama ve ağız içi arama gibi insan onurunu zedeleyen uygulamalar en yaygın hak ihlalleri arasında yer alıyor. Gelinen noktada mahpusların en temel haklarını kullanabilmesi istisna haline gelirken, hakların sınırlandırılması ise adeta kural haline gelmiş durumda” dedi.
 
‘Sağlık hakkı ve yaşam hakkı birlikte ihlal ediliyor’
 
Zeynep Karayılan, aylarca hastane sevki bekleyen ve tedaviye ulaşamayan hasta mahpusların yaşam hakkının da ihlal edildiğini söyleyerek, “En acil sorun, hasta mahpusların zamanında teşhis ve tedaviye erişememesi ile ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenmemesidir. Bugün birçok cezaevinde mahpuslar aylarca hastane sevki bekliyor, kronik rahatsızlığı bulunanlar düzenli ilaçlarına ulaşamıyor, diş tedavileri ise yıllarca ertelenebiliyor. Bazı mahpuslar ise kelepçeli muayene ve hastaneye sevklerde dayatılan ağız içi aramayı kabul etmedikleri için yıllardır sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Bu uygulamalar yalnızca sağlık hakkını değil, doğrudan yaşam hakkını da ihlal ediyor. Bu nedenle hem Adalet Bakanlığı hem de Sağlık Bakanlığı'nın kalıcı ve hak temelli çözümler üretmesi gerekiyor. Hasta mahpusların tedaviye erişiminin önündeki tüm engeller derhal kaldırılmalı, ağır hasta mahpusların infaz erteleme talepleri kabul edilerek gecikmeksizin tahliyeleri sağlanmalıdır. Ayrıca infaz erteleme süreçlerinde tek yetkili kurum olarak Adli Tıp Kurumu'nun belirleyici rolüne son verilmeli; bilimsel, bağımsız ve tarafsız sağlık kurullarının raporları esas alınmalıdır” ifadelerini kullandı.
 
‘Keyfi kararlar tahliyelerin önüne geçiyor'
 
Mevcut sistemin mahpusların özgürlük hakkını ihlal ettiğini dile getiren Zeynep Karayılan, “Son dönemde karşılaştığımız uygulamalar, koşullu salıverilme sürecinde görev yapan İdare ve Gözlem Kurullarının koşullu salıverilme süreçlerinde ne kadar keyfi kararlar alabildiğine şahit oluyoruz. Mahpuslara düşüncelerini açıklatmaya yönelik sorular yöneltilmesi, pişmanlık dayatmaları, disiplin cezaları, kütüphaneden yeterince kitap okumadığı ya da ‘sakıncalı’ mektup gönderdiği gibi gerekçelerle tahliyeler ertelenebiliyor. Koşullu salıverilme süresi dolmasına rağmen birçok mahpus, İdare ve Gözlem Kurullarının kararları nedeniyle tahliye edilmiyor. Bağımsız ve tarafsız olmayan bu kurulların öznel değerlendirmeleri, kişi özgürlüğü ve hukuki güvenlik hakkını ihlal ediyor. Bu nedenle mevcut yönetmelik gözden geçirilmeli; İdare ve Gözlem Kurulları ya kaldırılmalı ya da yetkileri keyfiliği önleyecek şekilde sınırlandırılmalıdır” diye vurguladı.
 
'İmralı tecridi barış sürecinin önündeki engeldir’
 
Barış ve Demokratik Toplum Sürecine de değinen Zeynep Karayılan, Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, demokratikleşme açısından da önemli bir engel oluşturduğunu ifade etti. Zeynep Karayılan, “AİHM’in Sayın Abdullah Öcalan hakkında verdiği umut hakkı kararının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen karar hâlâ uygulanmamıştır. İhlal durumu yalnızca Sayın Öcalan açısından değil, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilen binlerce kişi bakımından da sürmektedir. Bu tablo, Türkiye’deki infaz rejiminin AİHM içtihadı ve evrensel hukuk ilkeleriyle uyumlu olmadığını göstermektedir. Umut hakkı, bugün yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından da belirleyici bir öneme sahiptir. Yaklaşık 27 yıldır ağır izolasyon koşullarında tutulan Sayın Öcalan’ın mevcut durumu ne AİHM kararlarıyla ne de demokratik çözüm süreciyle bağdaşmaktadır. İmralı’daki tecrit uygulamasının sürdürülmesi yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, aynı zamanda demokratikleşme ve barış süreci açısından ciddi bir engeldir. Bu nedenle İmralı tecrit sisteminin kaldırılması ve Sayın Öcalan’ın toplumsal barışa katkı sunabileceği koşulların oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Üstlendiği tarihsel rol dikkate alındığında, daha fazla zaman kaybedilmeden fiziki özgürlüğünün sağlanması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Kadın cezaevlerinde cinsiyete özgü hak ihlalleri sürüyor'
 
Hijyen ürünlerine erişimden sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda kadın mahpusların ayrımcılığa maruz kaldığını belirten Zeynep Karayılan, “Kadın cezaevlerinde, genel hak ihlallerine ek olarak cinsiyete özgü sorunlarla da karşılaşıyoruz. Hijyen ürünlerine erişimin yetersizliği, kadın sağlığına ilişkin hizmetlerde yaşanan aksaklıklar, mahremiyetin yeterince korunmaması ve kadınların özgün ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi en sık tespit ettiğimiz sorunlar arasında yer alıyor. Bazı cezaevlerinde ped gibi temel hijyen ürünlerinin yetersiz verilmesi ya da tek marka ile sınırlandırılması ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler bunun somut örnekleridir. Bu uygulamalar eşitlik ilkesini ihlal etmektedir. Kadın mahpusların ihtiyaçları bir "özel talep" değil, temel bir insan hakkıdır. Bu nedenle cezaevlerinde cinsiyet eşitliğini gözeten bir yaklaşım benimsenmeli, kadınların özgün ihtiyaçlarını esas alan yasal ve idari düzenlemeler hayata geçirilerek ayrımcılığın önüne geçilmelidir” dedi.
 
‘Barış süreci cezaevlerine de yansımalı'
 
Zeynep Karayılan, siyasi söylemler ile cezaevlerindeki uygulamalar arasında ciddi bir çelişki bulunduğunu ifade ederek, “Sahada edindiğimiz gözlemler, siyasi söylemler ile cezaevlerindeki uygulamalar arasında ciddi bir çelişki olduğunu gösteriyor. Hatta bazı cezaevi idarelerinin mahpuslara, "Süreç dışarıda yürütülüyor, içeride işlemiyor" yönünde ifadeler kullandığına tanık olduk. Barış ve Demokratik Toplum Süreci bir yılı aşkın süredir devam etmesine rağmen cezaevlerindeki hak ihlallerinde kayda değer bir iyileşme yaşanmadı. Oysa cezaevleri, devletin insan haklarına yaklaşımının en görünür olduğu alanlardan biridir. Kalıcı bir barış ve demokratikleşme için başta cezaevleri olmak üzere tüm kamu kurumlarında insan hakları temelli reformlar hayata geçirilmeli; devlet, hukuki yükümlülüklerini yerine getirerek tecrit başta olmak üzere mahpuslara yönelik tüm hak ihlallerine son vermelidir” şeklinde konuştu.