Gülsüm Öcalan: İlk etapta tecrit kaldırılmalı

  • 09:02 9 Ekim 2026
  • Güncel
Gülistan Gülmüş
 
RIHA - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun 28’inci yılına ilişkin konuşan yeğeni Gülsüm Öcalan, “Bir an önce somut adımların atılmasını, ilk etapta tecridin kaldırılmasını istiyoruz. Önderliğimizin özgür ve aramızda olmasını istiyoruz” çağrısında bulundu.
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 9 Ekim 1998’de başlatılan uluslararası komplonun üzerinden 28 yıl geçti. Abdullah Öcalan’ın İmralı’da tutulduğu süre boyunca uygulanan tecrit, 25 Mart 2021’de kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı kesintili telefon görüşmesinin ardından 43 aylık mutlak iletişimsizliğe dönüştü. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te yaptığı çağrı ve ardından Ömer Öcalan’ın İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmeyle yeni bir süreç başladı. Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile süreç yeni bir aşamaya taşınırken, İmralı’daki tecrit uygulamaları devam ediyor.
 
Uluslararası komplonun 28’inci yıl dönümünde Abdullah Öcalan’ın yeğeni Gülsüm Öcalan, yaşadıklarına ve devam eden tecride ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Korkuyorduk çünkü kendisinden haber alamıyorduk’
 
Komplonun yaşandığı yıllarda henüz çocuk olduğunu belirten Gülsüm Öcalan, o dönemi şu sözlerle anlattı: “Bu dönemde hem aile içinde hem de Önderlikle ilgili durumdan kaynaklanan bir korku, kaygı ve tedirginlik vardı. Hem amcam olduğu için hem de Kürt halkının önderi olduğu için kaygı duyuyorduk. Çünkü kendisinden haber alamıyorduk. Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla haberdar oluyorduk. Önderliğin gittiği dönemlerde diğer kardeşlerim ve ben küçük yaşta olduğumuz için çok fazla şey bilmiyorduk. Babam devamlı televizyondaki haber kanallarını izliyordu. Biz de kendisine Önderlikle ilgili durumu soruyorduk. Bu şekilde haberdar oluyorduk. Onun dışında herhangi bir iletişim yoktu.”
 
‘İşkence görüntüsü aklımdan hiç çıkmadı’
Komplonun yaşandığı yıllarda aile üzerinde ciddi baskılar olduğunu kaydeden Gülsüm Öcalan, “Aile üzerinde de çok büyük bir baskı vardı. Bundan kaynaklı olarak iletişim kurulması da çok zordu. Yalnızca kendi kanallarımızdan dinlediğimiz ve izlediğimiz kadarıyla haber alabiliyorduk. Aile üzerinde çok büyük baskılar vardı. Evimiz Adana’daydı. Bir gece ev basıldı, bütün ev altüst edildi, yataklar dağıtıldı. İzmir’de bir ailenin yanında kaldığımız bir gece de o ev basıldı ve hepimiz gözaltına alındık. O zaman ben çok küçüktüm. Diğer kardeşlerim, ablam ve abim de gözaltına alındı. Hepimiz birlikte gözaltına alındık. Babam yaklaşık 90 gün işkencede kaldı. Bu benim hafızamda hep kaldı, hiç unutmuyorum. Gözaltı süresinde lavaboya gitmek istediğimi söyledim. Bir kadın polis geldi ve beni götürdüğü sırada göz ucuyla babamı gördüm. Bu görüntü benim aklımda kaldı ve hiç çıkmadı. İşkence yapıldığını gördüm” dedi.
 
43 aylık mutlak tecrit ve iletişimsizlik
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ile 25 Mart 2021’de yaptığı telefon görüşmesinin ardından başlayan mutlak iletişimsizliğe ilişkin konuşan Gülsüm Öcalan, “Hiçbir iletişim hattı açık değildi. Kendisine ulaşamıyorduk; avukatlar da dahil olmak üzere kimse ulaşamıyordu. Bu nedenle kaygılarımız çok fazlaydı. ‘Acaba bir şey mi oldu?’ diye düşünüyorduk. Aile olarak çok kaygılı ve çok tedirgindik. Özellikle kardeşleri Mehmet Öcalan ve Fatma Öcalan açısından da bu durum çok önemliydi. Önderlik beş yıl boyunca tam tecrit altında bırakıldı ve 27 yıldır da bu tecrit devam ediyor. Bu tecrit süresi boyunca aslında hiçbir zaman tecridin azaltılması ya da kaldırılması yönünde bir durum olmadı” ifadelerini kullandı.
 
 
Sürece rağmen devam eden tecrit
 
Tecridin devam ettiğinin altını çizen Gülsüm Öcalan, Abdullah Öcalan’ın başından bu yana halkların kardeşliği ve barış için mücadele ettiğini belirterek, “Şu anda da önümüzde bir müzakere ve barış süreci var. 2025’te bu sürece adım atıldı. Ancak bu süreçte dahi tecridin devam ettiğini görüyoruz biz aile olarak. Suriye’den çıkış sebebi de zaten müzakere ve barış içinde yeniden bir sürecin başlamasıydı. Avrupa’ya gidişinin amacı müzakere ve barıştı. O dönemde Önderliğin aldığı karar da buydu. Bugüne baktığımızda da zaten barış ve müzakere için mücadele veriyor. Avrupa’ya gittiğinde yeniden ihanete uğraması, orada komplonun kurulması ve Türkiye’ye teslim edilmesi, aslında barışa bıçak saplanmış gibi oldu. Bu durum o dönemde sadece Kürt halkı ya da Kürt kimliği açısından değil, bütün halklar açısından böyleydi” diye konuştu.
 
 
‘Önderliğimizin özgür ve aramızda olmasını istiyoruz’
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü yalnızca ailesinin değil, Kürt halkının da istediğini ifade eden Gülsüm Öcalan, şu çağrıda bulundu: “Şu anki barış ve çözüm sürecinde de Kürt halkının önderi aynı adımla, aynı anlayışla hareket ediyor ve süreci zorluyor. Biz ailesi olarak tecridin kaldırılmasını istiyoruz. Biz sadece ailesi olarak değil, bütün Kürt halkı olarak Önderliğimizi evimizde ağırlamak istiyoruz. Bir an önce somut adımların atılmasını, ilk etapta tecridin kaldırılmasını istiyoruz. Ailesinin onunla görüşme hakkını kısıtlanmadan kullanabilmesi ve onun da ailesiyle görüşebilmesi gerekiyor. Biz ailesi olarak tecridin kalkmasını, Önderliğimizin özgür olmasını ve artık aramızda olmasını istiyoruz.”