Bundan daha büyük bir ifşa olur mu?

  • 09:08 6 Mart 2026
  • Kadının Kaleminden
“Bir kadının, ölümünden sonra bile gerçeğin üstünün örtülmesinden korkması… Bundan daha büyük bir ifşa olur mu?”
 
Derya Ceylan
 
Dünyanın yarısını oluşturan biz kadınlar, farklı coğrafyalardan, farklı dillerden, farklı yaşamlarımızla birbirimize sesimizi duyurabiliyor muyuz? Sudan’daki kadın Yemen’deki kadına sesini duyurabiliyor mu? İran’daki kadın Türkiye’deki kadına sesini duyurabiliyor mu? Peki İstanbul’daki kadın Amed’deki kadına sesini duyurabiliyor mu? Bu seslerin birleşiminden bir sonuç çıkarabiliyor muyuz? Bu seslerden belki de “Duyun beni, dinleyin beni, yanımda olun, destek olun, görün beni” çağrısını duyabilir miyiz?
 
Güne erkek şiddetiyle başlıyoruz, günü erkek şiddetine öfkeyle bitiriyoruz. İki gün önce Fatma Nur Çelik, çocuğu Hifa İkra Şengüler ile Zeytinburnu sahilinde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Aynı gün, öğretmen Fatma Nur Çelik’in okulda öğrencisi tarafından katledilmesi, kadınların yalnızca evde değil; işyerinde ve kamusal alanda da şiddetten korunamadığını bir kez daha gözler önüne serdi. İki farklı kadının aynı ismi taşıması, gerçeği değiştirmiyor: Kadınlar her yerde güvende değil. Ama bugün burada sözünü ettiğim kadın, adalet arayışıyla aylarca Kartal Adliyesi önünde duran Fatma Nur Çelik ve çocuğu Hifa İkra.
 
Çocuk yaşta tecavüze uğradığı fail ile evlendirilen, sonrasında doğan çocuğuna yönelik failin cinsel saldırısına karşı uzun zamandır mücadele eden Fatma Nur Çelik, aylardır Kartal Adliyesi önünde adalet nöbetindeydi. Açtığı dava sonucunda fail tutuksuz yargılanırken, kendisi ve çocuğu ölüm tehditleri almaya devam etti. Sırf çocuğu olumsuz etkilenmesin diye adalet nöbetini sürdürürken yüzünü kapatan Fatma Nur’u anlayabildik mi?
 
Daha nasıl söylemesi gerekirdi?
 
Birbirine yaslanarak hayatta kalmaya çalışan Fatma Nur ve Hifa İkra artık yok. Kendisine uzatılan her mikrofonda yaşadıklarını anlatan Fatma Nur’un can güvenliğinin tehlikede olduğunu daha nasıl söylemesi gerekirdi?
 
Bunca yıl mücadelesini sürdüren Fatma Nur ve Hifa İkra, kadınların omuzlarında sonsuzluğa uğurlandı. “Bu kadar mı kolay?” ve “Bu kadar mı sahipsiziz?” diyerek öfkelerini dile getiren kadınlar; vakıf, cemaat, tarikat ve benzeri yapılanmalara, adalet sistemine, yargıya, bakanlara yönelik tepkilerini de dile getirdi.
 
Fatma Nur çocuk yaşta tecavüze uğruyor, sonra da faille evlendiriliyor. Yıllar geçiyor; bu kez çocuğu Hifa İkra, aynı fail tarafından cinsel saldırıya uğruyor. Doktor raporu, çocuğun beyanı, belgeler olmasına rağmen cezasızlık politikası sonucu fail tutuksuz yargılanırken Fatma Nur, 5 Mayıs’ta görülecek duruşmaya kadar hayatta olamayabileceğini de söylüyor. “Eğer ölürsem intihar ettiğimi düşünmeyin” diyor.
 
Bu sözü kaç kişi duydu? Kaç kişi ciddiye aldı? Kaç kişi “dur” dedi? Sonra ne oldu? Fatma Nur ve çocuğunun cenazesi denizde bulundu. Şimdi yine birileri “şüpheli ölüm” diyecek. Yine kelimelerle gerçeğin üstünü örtmeye çalışacak. Ama biz kadınlar biliyoruz: Bazı kelimeler gerçeği anlatmak için değil, gerçeği saklamak için seçilir.
 
‘Geciken adalet’ değil: Adaletsizlik
 
Bu hikâyede çocuk yaşta tecavüz var. Bu hikâyede çocuk yaşta evlendirilme var. Bu hikâyede çocuğa cinsel saldırı var. Bu hikâyede cezasızlığın verdiği rahatlık var. Ve en çok da “geciken adalet” diye yumuşatılan gerçeklik var: Adaletsizlik.
 
Bir çocuğu tecavüz failiyle evlendirmek çözüm mü? Bu, suçu resmileştirmek; faili aklamak demektir.
 
Bu ülkede, kimse değilse bile failler yalnız hareket etmiyor. Arkalarında onları koruyan bir iklim oluyor. Bazen “saygın” diye bilinen bir çevre, bazen “aman konu büyümesin” diyen bir mahalle baskısı, bazen “itibar” bahanesi…
 
Hele işin içinde vakıf, tarikat, cemaat gibi kapalı yapılar olduğunda; daha önce de benzer suçların üzerinin örtüldüğü, kadınların susturulduğu, faillerin “korunduğu” iddiaları kamuoyuna defalarca yansıdı. Bu yüzden burada konuştuğumuz şey yalnızca tek bir fail değil; faili büyüten düzen.
 
Bir anne yıllarca adalet arıyor. Kapı kapı dolaşıyor. Dilekçe yazıyor. “Kızımı koruyun” diyor. “Benim çocukluğumu çaldılar, bari onun geleceğini çalmayın” diyor. Adalet sistemi çoğu zaman kadınların acısını “dosya” yapıyor; ama failin suçunu cezasızlıkla besliyor. Kadınlar her seferinde aynı duvara çarpıyor: Soruşturma uzuyor. Deliller geç toplanıyor. Koruma mekanizmaları işlemiyor. Kadın yalnız bırakılıyor. Çocuk korunmuyor.
 
En büyük ifşa
 
Fatma Nur’un sözünü duyan oldu mu? Bir kadının, ölümünden sonra bile gerçeğin üstünün örtülmesinden korkması… Bundan daha büyük bir ifşa olur mu?