Dünya Çiftçiler Günü: Akbelen’den Gimgim ve Kanîreş’e

  • 09:06 14 Mayıs 2026
  • Kadının Kaleminden
“Akbelen’den Gimgim ve Kanîreş’e uzanan ekoloji mücadelesinde köylüler, JES projeleri ve doğa talanına karşı direniyor.”
 
Gülistan Azak 
 
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’ne kuruyan dereler, talan edilen ormanlar, borç altında ezilen üreticiler ve toprağını savunduğu için yargılanan köylülerle giriyoruz.
 
Bir zamanlar 14 Mayıs, üretimin, emeğin ve bereketin günüydü.
 
Bugün ise çiftçiler için bu tarih, giderek daha fazla direnişi ve hayatta kalma mücadelesini simgeliyor.
 
İklim krizi…
 
Kuraklık…
 
Artan mazot, elektrik ve gübre maliyetleri…
 
Borç yükü altında nefessiz bırakılan üreticiler…
 
Ancak çiftçilerin karşı karşıya olduğu tehdit yalnızca ekonomik değil. Türkiye’nin dört bir yanında köylüler artık yalnızca üretmeye değil; toprağını, suyunu, ormanını ve yaşam alanlarını savunmaya çalışıyor.
 
Bu mücadelenin en çarpıcı örneklerinden biri Muğla Akbelen’de yaşandı. Akbelen Ormanı’nı korumak için direnen çiftçi Esra Işık’ın 42 gün boyunca tutuklu kalması, Türkiye’de doğasını savunan köylülerin nasıl bir baskıyla karşı karşıya bırakıldığını gözler önüne serdi.
 
Bir çiftçinin toprağını savunduğu için özgürlüğünden mahrum bırakıldığı bir ülkede, Dünya Çiftçiler Günü kutlamaları ne kadar anlam taşıyabilir?
 
Danıştay’ın Akbelen için yürütmeyi durdurma kararı vermesinin ardından tahliye edilen Esra Işık, mücadelenin süreceğini şu sözlerle dile getirdi:
 
“Danıştay yürütmeyi durdurma kararını verdi. Faaliyetler şimdilik duracak. Ancak Anayasa Mahkemesi’nden zeytinliklerimizin geleceğini belirleyecek kararı bekliyoruz. Şirketler için çıkarılan o yasa iptal edilene kadar mücadelemiz sürecek.”
 
Üstelik tehdit yalnızca Akbelen’le sınırlı değil. Benzer bir ekolojik yıkım riski şimdi de Mûş’un Varto ilçesi ile Çewlîg’in Kanîreş bölgesinde büyüyor.
 
Gimgim ve Kanîreş hattında planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi, doğrudan 11 köyü kapsıyor; onlarca yerleşim alanını ise ekolojik, ekonomik ve yaşamsal olarak etkileme riski taşıyor.
 
Üstelik proje sahası, aktif fay hatlarının kesiştiği kritik bir deprem kuşağında bulunuyor.
 
Uzmanlar, jeotermal sondaj faaliyetlerinin bölgedeki sismik denge üzerinde yeni riskler yaratabileceğine dikkat çekiyor.
 
Tehlike yalnızca insanlar için değil.
 
Proje alanı aynı zamanda birçok endemik ve nadir canlı türünün yaşam sahası.
 
Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Listesi’nde yer alan vaşaklar ve yaban keçileri de bu coğrafyada yaşamını sürdürüyor.
 
Ormanlar, meralar ve su kaynakları yalnızca köylülerin geçim alanı değil; yüzlerce canlı türünün yaşam hattı.
 
Bu nedenle Gimgim ve Kanîreş halkı sessiz kalmıyor. Köy meclisleri kuruyor, yaşam alanlarını savunuyor ve şirket projelerine karşı ortak bir direniş örgütlüyor.
 
Bölge halkının mesajı ise net: Toprağımızı, suyumuzu ve ormanlarımızı talana teslim etmeyeceğiz.
 
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde Türkiye’nin birçok yerinde çiftçiler artık yalnızca üretimin değil, yaşamın da savunucusu hâline gelmiş durumda.
 
Akbelen’den Gimgim ve Kanîreş’e yükselen ses aynı gerçeği hatırlatıyor: Toprağını kaybeden, geleceğini de kaybeder.