İHD Eşbaşkanı Ayten Kıran: Kadın sığınmacılar fuhuşa sürükleniyor

  • 09:05 30 Nisan 2026
  • Güncel
WAN - Zorunlu göçlerin doğurduğu ihlallere dair değerlendirmelerde bulunan İHD Şube Eşbaşkanı Ayten Kıran, “Göçe mecbur bırakılan kadın sığınmacılar, farklı ülkelerde fuhuşa sürükleniyor. Kendi ülkesinde göç veren bir devlet sığınmacılara nasıl bakacak?” diye sordu. 
 
Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyasında uzun yıllardır sürdürülen “özel savaş politikaları” yalnızca “güvenlik” eksenli bir süreci değil, aynı zamanda milyonlarca insanın yaşam alanlarından koparılmasını beraberinde getiren sistematik bir göç rejimini de inşa etti. 1990’lı yıllarda 4 binin üzerinde köy boşaltılırken, 3 milyonun üzerinde insan göçe zorlandı. Köy boşaltmalarından ekonomik krizlere, çatışma ortamından politik baskılara kadar uzanan çok yönlü uygulamalar, insanları hem kendi ülkeleri içinde yerinden etti hem de göçe mecbur bıraktı. 
 
Aradan geçen 30 yıla rağmen, yerinden edilmenin yarattığı toplumsal, ekonomik ve kültürel tahribat derinleşerek sürerken; zorunlu göçle birlikte derinleşen hak ihlalleri ise en çok kadınlar ve çocuklar üzerinden görünür hale geldi. Göç yollarında ve yerleşilen yeni alanlarda güvencesizliğe itilen kadınlar, emek sömürüsü, şiddet ve sosyal dışlanmayla karşı karşıya kalırken, çocuklar eğitim, sağlık ve güvenli yaşam hakkından mahrum bırakılıyor. Yerinden edilmenin yarattığı yoksulluk ve korunmasızlık hali, kuşaklar boyunca süren çok katmanlı bir hak ihlali tablosunu ortaya koyuyor.
 
2024’te 2 milyon kişi göç etti  
 
Türkiye’de göç hareketliliği ise aralıksız sürüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 yılı verilerine göre 2 milyon 682 bin 673 kişi yaşadığı ili değiştirirken, iç göç oranı yüzde 3,13 yani 2,7 milyon olarak kaydedildi. Aynı dönemde 314 bin 588 kişi Türkiye’ye gelirken, 424 bin kişi ise yurt dışına göç etti. 2024 yılı verileri bunları gösterirken, 2025 ve 2026 yıllarına ait TÜİK’in hazırladığı herhangi bir veri bulunmamakta.
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Wan Şube Eşbaşkanı ve Göç Komisyonu üyesi Ayten Kıran, köy boşaltılmalarıyla zorla yerinden edilen insanların yaşadığı zorlu göçü ve 30 yıldır Ortadoğu’da süren özel savaş politikalarının beraberinde getirdiği göçün doğurduğu hak ihlallerini değerlendirdi.
 
90’lı yıllarda köy yakmalarla zorunlu göç başladı
 
90’lı yıllardan itibaren gerçekleşen köy boşaltmaları ve zorla yerinden edilme süreciyle göçün başladığını dile getiren Ayten Kıran, süreçte 4 binin üzerinde köyün boşaltıldığını aktardı. Ayten Kıran, “Köyler boşaltılırken en yakın şehirlere göç etmek zorunda kaldılar. Geldikleri yerlere tutunamadılar, ekonomik, sosyolojik olarak sıkıntı yaşadılar ve entegre olamadılar. Belli bir süre önce felaketten sonra yaşama sevincine ulaşmış insanlar bu defa da geçim ve yaşama derdi içinde sıkıntıya girdi. Bundan sonra Türkiye’de bir iç göç fulyası başladı. Genelde metropollerde çalışmak için Akdeniz bölgesinde tarlalarda, Karadeniz bölgesinde fındık veya çay bahçelerinde, İstanbul ve Ankara’da ise tekstil, atölye ve inşaatta çalışmaya başlandı ancak gittikleri yerlerde de Türkiyeli olmalarına rağmen ciddi zorluklar ile karşılaştılar” dedi.
 
‘Ortadoğu’da başlayan savaşla insanlar göçe zorlanıyor’
 
Göç eden insanların ırkçı saldırılara, ekonomik sıkıntılara ve asimilasyon politikalarına maruz kaldıklarını belirten Ayten Kıran, günümüzde de bu politikaların devam ettiğini vurguladı. Ayten Kıran, Ortadoğu’da başlayan savaşla insanların göçe zorlandığını ifade ederek, gittikleri ülkelerde ölüme terk edildiklerini dile getirdi. Ayten Kıran, “Bu defa da Ortadoğu’da başlayan savaşlar, özellikle Amerikan’ın güdümünde yürütülen ve İsrail ülkesinin de içinde bulunduğu savaşlardan ötürü insanlar göçe zorlandılar. Örneğin, Taliban rejiminin Afganistan’da başlattığı savaştaki büyük göçü görebiliriz. Türkiye’ye çok ciddi girişler olmaya başladı. Bir sabah kalktığımızda Wan’ın neredeyse tamamı Afgan gençlerle dolmuştu. Buraya gelme nedenleri, üçüncü ülkelere gitmekti. Bu göç yolunda çok ciddi travmalar yaşandı. İnsanlar öldü, öldürüldü ve gasp edildi” şeklinde konuştu. 
 
‘Savaşın mağdurları kadın ve çocuklar’
 
Savaşın ve göçün en büyük mağdurlarının kadınlar ve çocuklar olduğunu ifade eden Ayten Kıran, kadın ve çocuklar üzerindeki istismarın daha yoğun olduğunu anlattı. Ayten Kıran, göç ettikleri yerlerde kalma koşulu olarak kız çocukların yaşça büyük erkeklere satıldığını ifade etti. Göçe mecbur bırakılan kadın sığınmacıların farklı ülkelerde fuhuşa sürüklendiğinin altını çizen Ayten Kıran, “Bunların tamamı ya sığınmacı kadınlardan oluşuyor ya da Kürt kadınları düşürmek için açılan mekânlardır. Bugün baktığımızda savaşın en mağdurları yine kadınlar ve çocuklar oluyor. Erkekler bir şekilde yaşamak için kendi savaşlarını verebiliyorlar ama göç yollarında ölen kadın ve çocuklar var. Geldikleri yerlerde tacize, tecavüze maruz kalan ve ekonomik olarak sıkıntıya düşen kadınlar var. Türkiye’de kız çocukların yaşlı erkeklere ikinci eş olarak satıldıklarını öğrendik. Erkek zihniyetinin çıkardığı savaşlardan kadınlar mağdur oluyor ve bu kadınların korunması noktasında sığındığı ülkelerde devletlerin çok ciddi önlemler alması gerekiyor. Kadınlar her alanda korunmalıdır” sözlerine yer verdi. 
 
‘Göç eden halk için ayrılan bütçe farklı amaçlar için kullanılıyor’
 
Ayten Kıran, ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir ülkede mültecilere ve sığınmacılara devletin istedikleri yaşam tarzını sunamayacağına dikkat çekerek, mültecilerin yaşamak için işe, çalışmaya ve güvenli bir ortama sahip olmaları gerektiğini belirtti. Ayten Kıran, “Avrupa kendine bir düzen kurmuş ve Türkiye’ye sürekli rüşvet denilecek nitelikte çok ciddi paralar vermeye başlıyor. ‘Sen sınırlarını kapat, sığınmacılarını bize gönderme, bizde sana şu yardımları yapalım’ diyor. Oysa göç eden halk için ayrılan bütçe farklı amaçlar için kullanılıyor. Bugün göçmenler için gönderilen paralar sınırlarda devasa duvarlar örülerek ve yanına hendek kazılarak harcandı. Avrupa Birliği’nin vermiş olduğu o miktarlar sığınmacıların yaşamını kolaylaştırmak için, iş olanakları ya da yaşayabilecekleri alanlar oluşturmak için kullanılsaydı, bugün daha farklı konuşabilirdik” ifadelerini kullandı. 
 
‘Göç ederek ölmektense savaşmayı tercih ediyorlar’
 
Savaşlarla beraber göçe mecbur bırakılan halkın artık göç etmek istemediklerini anlatan Ayten Kıran, insanların göç yolunda belirsiz bir şekilde ölmektense savaşmayı tercih ettiklerini kaydetti.  Ayten Kıran, “Rojava sürecinde iyi gözlemledik. Göçmen olarak gelen insanlar, entegre edildiler, ötekileştirildiler ve çok ciddi hak ihlalleri yaşadılar. İnsanlar, kapitalist düzenin getirdiği savaştan dolayı kaçmak zorunda kalıyorlar. Son süreçte baktığımızda artık göç yolunda belirsizliğe sürüklenip ölmek yerine kadınların kucaklarında çocuklarını alıp savaşmaya gittiğini gördük. Göçün bir çözüm olmadığını anladılar. Göç yollarında ne canlar kaybedildi” diye ekledi. 
 
‘Kendi ülkesinde göç veren bir devlet sığınmacılara nasıl baksın’
 
30 yıldır süren özel savaş politikalarının Kürdistan’ın doğasından insanına sirayet ettiğini dile getiren Ayten Kıran, göçün aynı zamanda devlet politikalarıyla da yürütüldüğünü kaydetti. Ayten Kıran, “Bugün dağların bombalanması ve zehirli bir maddeyi yayması bir özel savaş politikasıdır. Orada yaşayan Kürtlerin yaşam kaynağı doğadan elde ettiği bitki ve besinlerdi. Siz Kürtlerin bu alanlarını bir politikayla yok ederseniz onları göçe zorlamış olursunuz. Kürt olduğumuzdan kaynaklı bazı sorunlar yaşadık ama böyle ciddi bir özel savaş politikasıyla karşı karşıya kalmamıştık. Bugün devlet politikası insanların ne şekilde yaşayacağını belirler. Burada olumlu bir yaşamımız yok ki, gelen sığınmacıya nasıl olabilir. Kendi ülkesinde göç veren bir devletin sığınmacılara nasıl bakacağını düşünürsünüz” ifadelerini kullandı.