Kürtçe Dil Çalıştayı: Hukuk Kürtçe’nin gelişmesi için bir bariyerdir

  • 13:41 7 Haziran 2026
  • Kültür Sanat
ANKARA - Suzan Akipa, Kürtçenin kamusal alanda ve eğitimde güvence altına alınmasının demokratik çözümün önemli başlıklarından biri olduğunu belirterek, hukukun devlet müdahalesine karşı koruyucu bir bariyer işlevi göreceğini söyledi.
 
Ankara Dil Kültür Derneği (ANKA-DER) Dünya Ticaret Merkezi’nde “Kürtçe’nin Statüsü ve Kürtçe Egitim Çalıştayı” düzenliyor. Dört oturumdan oluşan çalıştayda Kürtçenin statüsü ve anadilde yaşam ve eğitim konuları ele alındı. Oturumlarda tarihçiler, dilbilimciler, siyasetçiler ve hukukçular; Kürtçenin dil hakları, Kürtçe eğitimin önündeki engeller ve Kürtçeye statü talebi gibi konularda değerlendirmelerde bulundu. 
 
İlk oturum “Kürtçeye Statü Ve Kürtçe Eğitimde Gençlerin Rolü Ve Misyonu, Dijital Medya Ve Yapay Zekada Kürtçe”, ikinci oturumda “Pozitif Hukukta Kürtçe Eğitim İmkanaları ve Kürtçe’nin Statüsü, Demokratik Çözüm Sürecinde Kürt Dil Hukukunun Oluşturulma İmkanları”, üçüncü oturumda “İnsan Hakları Kapsamında Dil ve Anadil Eğitimi, Çocukların Kendilerini Tanımasında ve Psikolojilerinde Anadil Hakının Yeri” dördüncü oturumda ise “Kürtçenin Statüsü ve Kürtçe Eğitim Konusunun Siyasi Yaklaşımları” başlıkları tartışılacak. 
 
‘Dil dünyayı anlamlandırmadır’
 
Çalıştayın açılışında ANKA-DER’de öğretmenlik yapan Doğan Şenses konuşarak programın içeriğine ilişkin bilgi verdi. Ardından ANKA-DER Eşbaşkanı Feride Akturan söz alarak çalıştayın amacının Kürtçe eğitimin ve Kürtçenin statüsünün görünür kılınması olduğunu belirterek, “Dil hafızadır, kültürdür, dünyayı anlamlandırmadır. Tam da bu nedenle sadece evde dilimizi konuşmak yetmez. Kürtçenin dil hakkı temel bir insan hakkıdır. Bu çalıştayla Kürt sorununun çözümüne ilişkin tartışmalar yürütmek istedik. Umuyoruz ki bu tartışmalar çalışmalarımıza ışık tutar” dedi.
 
Konuşmaların ardından çalıştay ilk oturumla başladı. İlk oturumda, Rojhat Eren Emici moderatörlüğünde, TEV-KOM üyeleri Miray Mîdyad ve Ömer Bayraktar konuşmacı olarak yer aldı.  
 
Okullarda Kürtçe’ye bakış
 
Söz alan Miray Midyad, Kürtçe eğitimde Türkiye’deki okulların durumunu ele alarak, “Şimdi baktığımızda, Kürt çocukları nerede yaşıyor olursa olsun iki dil konuşuyor ve bu iki dille yaşamlarını sürdürüyor. Fakat bu durumun, onların kendilerini tanımalarını, yaşama uyum sağlamalarını ve kendilerini bir alanda geliştirmelerini zorlaştırdığını görüyoruz. Çünkü Kürtçe üzerindeki kısıtlamalar, baskılar ve eğitimin olmaması bu sonucu doğuruyor. Öncelikle Türkiye’deki okullarda Kürtçe eğitimin nasıl verildiğine bakalım. Bugün Kürt tarihi okullarda okutulmuyor. Kürtçe eğitim veriliyor, ancak bunlar seçmeli dersler olarak sunuluyor ve çoğu zaman kontenjan olmadığı gibi birçok bahaneyle karşılaşıyoruz. Kürtçe eğitim veren iki üniversite var ve her yıl ne kadar mezun verdiklerini açıklıyorlar. Baktığımızda Kürtçe öğretmenlerin ne kadar yoğunlukta olduğunu da görüyoruz. Buradan bile baktığımızda, bunların kontenjan gibi bahaneleri boşa düşürdüğünü görüyoruz. Yanı sıra elbette Kürtçe eğitim istiyoruz, ancak biz yalnızca eğitimden değil, Kürtçe yaşamaktan bahsediyoruz. Müfredatın, tarihin, birçok dersin ve yaşamın Kürtçe olmasını tartışıyoruz” sözlerini kullandı.
 
‘Ne yazıyorsak ne üretiyorsak yaşama Kürtçe bakmalıyız’
 
Ardından Kürtçe dernekler ve buralarda gençlerin faaliyetlerinden bahseden Miray Midyad, gençlerin Kürtçenin gelişmesindeki rolüne dikkat çekti. Miray Midyad, “Örneğin ANKA-DER, Anatolia Kültür Merkezi... Bunlar gerçekten biz gençler için çok önemli kurumlar. Biz gençler olarak bu derneklerde faaliyet göstermeli ve destek vermeliyiz. En önemlisi de gençler olarak dünyaya bakışımızı Kürtçeye çevirmeliyiz. Ne yazıyorsak, ne üretiyorsak yaşama Kürtçe bakmalı, Kürtçe üretmeli ve yaşamalıyız. Tam da bu nedenle biz de ODTÜ’de METU-Kurdi’yi kurduk ve burada kültürümüzü, dilimizi yaşatmaya çalışıyoruz. Bu zamana kadar birçok etkinlik yaptık; hem dil alanında hem de kültür alanında çalışmalar yürüttük. Yeni bir oluşumuz, ama gittikçe genişliyoruz ve birçok gence ulaşıyoruz. Yine TEV-Kom oluşumumuz var. Bu oluşumda üretiyoruz, birbirimizi tanıyoruz, birlikte gelişiyor ve gençler arasındaki dayanışmayı da geliştiriyoruz. Gençler ne yapmalı diye baktığımızda ise ders veren gençler olarak şunu söyleyelim: Kürtçe etkinlikler yapıyoruz, çalışıyoruz; ancak bir araya gelirken de yaşamın her alanında Kürtçeyi tanıtmalı, ona sahip çıkmalı ve her alanda konuşmalıyız” şeklinde konuştu. 
 
Konuşmaların ardından ilk oturum sona erdi. İkinci oturumda ise Fatma Sürücü'nün moderatörlüğünde, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Özgür Yaldız ile Asrın Hukuk Bürosu avukatı Suzan Akipa, söz aldı. 
 
Demokratik siyaset ve hukukun kurulması
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın birçok kez kitaplarında ve manifestolarında, “bir halkı yok etmek için dilin, kültürün ve tarihin yok edilmesi üzerinde” devletlerin çokça durduğunu defalarca hatırlattığını ifade eden Suzan Akipa, yıllardır bu üç olgu üzerinde baskı olduğunu söyledi. Suzan Akipa, “Yine manifestoda Sayın Öcalan, Türkiye’de Kürtlerin varlığının tanınmadığını, bu yüzden PKK’nin bir sonuç olduğunu ifade etmiştir. Sayın Öcalan, bu sürecin ilerlemesi için iki noktaya vurgu yapmıştır: Demokratik siyaset ve hukuk. Bunların üzerinde durmuştur. 1993’ten beri Sayın Öcalan aynı çizgide şunu ifade etmiştir ki hukuk kurulmuş olsaydı silahlar bugüne kadar çoktan bırakılmış olurdu. Bu süreçte de ve 50 yıldır da aynı vurgu üzerinde durmaktadır: Hukukun kurulması. Bugün önümüzde duran da Kürtlerin varlığının ve Kürtçenin hukuken tanınıp tanınmayacağıdır” dedi.
 
‘Kadının dilini, varlığını tanımayan da sorumlu ve suçludur’
 
Meclis Komisyonu’nda Barış Anneleri’nin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesinin bir hukuk sorunu olduğunu dile getiren Suzan Akipa, “Hatırlarsanız Meclis’te kurulan komisyona Barış Anneleri katılmıştı ve orada annelerin Kürtçe konuşması engellenmişti. Birkaç gün sonra aynı Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Amed’e gittiğinde orada bir Kürtçe şiir okudu. Madem birkaç kelime konuşabiliyorlar, Kürtçe biliyorlarsa neden Meclis’te buna yasak getirildi diye baktığımızda ise Sayın Öcalan bunu şöyle açıklamıştır: Çünkü Kürtlerin dili cumhuriyetten bugüne dek hukuk dışı kalmıştır. Bunun nedeni, görülmemesinin sebebi budur. Fatma Altın Makas’ı size hatırlatmak istiyorum. Tecavüze uğradı ve karakola gitti; ancak Türkçe bilmediği için ifadesi tutanaklara geçmedi ve aynı gün katledildi. Evet, burada erkek zihniyeti, erkek kişi suçludur; ama Fatma Altın Makas’ın varlığını, dilini tanımayan da burada sorumlu ve suçludur. AYM bu dosyaya ilişkin ‘insan hakkı ihlali kararı’ vermiştir. Bu karar sadece bir kişiyi mi bağlar? Hayır. Bir halkı, bir grubu da bağlar” ifadelerini kullandı.  
 
‘Hukuk Kürtçe’nin gelişmesi için bir bariyer olur’
 
Devamında ise Suzan Akipa şunları belirtti: “Önemli olan şudur ki, özellikle buna Sayın Öcalan da değiniyor: Evet, demokratik siyaset çağrısı yapıyoruz, bu talebimiz var; ancak bunun yanında bugün Kürtçe kurumlar, tüm baskı ve eksikliklere rağmen kültür ve eğitim gibi alanlarda kurumlar açarsa, devlet müdahale etmezse ve bunlar hukuk güvencesine alınırsa, 50 yıl sonra içinde bulunduğumuz durumu aşarak Kürtçenin ilerlemesinin ve gelişiminin önü açılır. Hukuk, devletin müdahalesine karşı bir bariyerdir. Yine gelişimin önünü açabilecek hızlandırıcı bir araç olur.”
 
‘Statünün tanınması Kürtlerin tanınmasıdır’
 
Şunu da belirteyim, bugün statü meselesi çokça gündeme geliyor. Barış ve Demokratik Toplum Sürece yürütülüyor ve Sayın Öcalan, Kürt halkı ve örgütü tarafından baş müzakereci olarak konumlandırılmıştır. Baktığımızda halk ve PKK nezdinde bir statü vardır, bu ortadadır fakat ideolojik, politik statüsü de hukuk güvencesine alınarak, bu statü hukuki olarak iade edilmelidir ki Kürtlerin de statüsü tanınsın ve iade edilsin.”
 
Soru cevapların ardından iki oturumda sona erdi. 
 
Öğleden sonra oturumlar devam edecek.