Avukat Nimet Acar: Sorumlular 'olası kast' ile yargılanmalı
- 09:06 1 Ağustos 2026
- Güncel
Devrim Fındık
İSTANBUL - Dilovası Katliamı davasında asli kamu görevlilerinin korunduğunu ve cezasızlık politikasının devreye sokulduğunu belirten Avukat Nimet Acar, "4-5 yıl kaçak çalışan bir işletmeye göz yummak basit bir taksir değildir; kamu görevlileri olası kastla yargılanmalıdır" dedi.
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik katliamına ilişkin adalet mücadelesi sürerken, yargı kıskacındaki davada "cezasızlık zırhı" bir kez daha devreye giriyor. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarını yakından takip eden Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi Emek Komisyonu üyesi ve İstanbul Barosu İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Merkezi Başkanı Avukat Nimet Acar, dava dosyasındaki usulsüzlükleri, kamu görevlilerinin cezasızlık politikasıyla nasıl korunduğunu ve mahkeme salonundaki dinamikleri değerlendirdi.
‘Asli sorumlular korunuyor’
Katliamın yaşandığı ilk günlerde faillerin ve sorumluların net bir biçimde ortada olduğunu belirten Nimet Acar, yargı makamlarının izlediği tutarsız tutuma dikkat çekti. Olayın hemen ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı SGK il ve ilçe müdürleri ile İŞKUR yöneticilerinin görünürde görevden alındığını, ancak kısa süre sonra bu isimlerin sessiz sedasız görevlerine iade edildiğini hatırlatan Nimet Acar, asli kamu görevlileri hakkında halen soruşturma izninin dahi talep edilmediğini dile getirdi. Katliamdan aylar sonra sınırlı sayıda belediye çalışanı ve zabıta amiri hakkında işlem yapıldığını ifade eden Nimet Acar, sürecin bilerek uzatıldığını şu sözlerle vurguladı: “Katliam tarihinde faillerin hepsi tespit edilebilir durumdaydı. Ancak önce özel şirket patronları, tam 8-9 ay sonra ise belediyenin bir kısım çalışanları hakkında işlem yapıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli ve asli kamu görevlileri hakkında soruşturma dosyasında halen tek bir adım ilerleme yok. Bu durum, tam olarak yargılamayı 'sürüncemede bırakmak' dediğimiz cezasızlık politikasının somut bir karşılığıdır.”
Kamu sorumluluğuna cezasızlık geleneği
Türkiye’de daha önce yaşanan kitlesel iş cinayetlerinde de benzer bir tablonun yaşandığını vurgulayan Nimet Acar, SGK ve Bakanlık yetkililerinin tutuklu yargılandığı ya da etkin ceza aldığı tek bir örneğin bulunmadığını belirtti. Soma Maden Katliamı davasını hatırlatan Nimet Acar, Bakanlık teftiş müdürlerinin yargılandığını ancak tutuksuz yürütülen yargılama sonucunda sembolik cezalar verildiğini ve nihayetinde dosyanın zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldüğünü aktardı. Dilovası dosyasında da Kocaeli SGK İl Müdürü ve ilgili memurların adeta hedef saptırma aracı olarak kullanıldığını ifade eden Nimet Acar, mevcut soruşturma aşamasında hiçbir SGK çalışanının ciddi bir yargılama tehdidi altında olmadığını, bunun da kamuoyunda adalet duygusunu tamamen zedelediğini vurguladı. Nimet Acar, faillerin mahkeme salonunda verdikleri savunmalarda, "Dilovası’nın yüzde 90’ı bu tarz kaçak yapılardan ve ruhsatsız iş yerlerinden oluşuyor" şeklindeki beyanlarının, denetimsizliğin ve göz yumma politikasının bölgede ne düzeyde sistemsel bir hal aldığını gözler önüne serdiğini vurguladı.
‘Toplumsal dayanışma yargılama dinamiklerini doğrudan etkiliyor’
Davanın Gebze Adliyesi yerine Kandıra Cezaevi Kampüsü’ne taşınmasının toplumsal katılımı ve kamuoyu takibini zorlaştırmak amacı taşıdığına dikkat çeken Nimet Acar, duruşma salonundaki toplumsal dinamiklerin hakim ve savcıların kararları üzerinde doğrudan belirleyici olduğunu kaydetti. Celseler ilerledikçe siyasi partilerin, milletvekillerinin ve sendikaların duruşmalara katılımının azaldığına işaret eden Nimet Acar, uzun süren duruşmaların ve gece geç saatlerde boş salonlara açıklanan ara kararların tahliye riskini büyüttüğünü ifade etti. Geçtiğimiz Mayıs ayında görülen celsede kamuoyu desteğinin zayıfladığı bir anda 3 fail hakkında tahliye kararı verildiğini hatırlatan Nimet Acar, dayanışmanın kesintisiz sürmesi gerektiğini kaydetti. Nimet Acar, “Mahkeme salonundaki adalet mücadelesi ve toplumsal dayanışma, yargılama dinamiklerini doğrudan etkiliyor. Sahiplenme zayıfladığında gece geç saatlerde sürpriz tahliye kararları çıkıyor. Duruşma salonları boş kaldıkça yeni tahliyelerin gelmesi kaçınılmaz bir hal alacaktır” sözlerine yer verdi.
'Bilinçli taksir değil 'olası kast' şart’
Belediye çalışanları, imar, şehircilik ve yapı kontrol müdürleri ile zabıta amirleri hakkında hazırlanan iddianamenin, "Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek" suçlamasıyla düzenlenmesini eleştiren Nimet Acar, hukuki mücadele hattını "olası kast" talebi üzerine kuracaklarını söyledi. Söz konusu işletmenin 4-5 yıl boyunca tamamen kaçak bir biçimde faaliyet yürüttüğünü, itfaiye yönetmeliğine aykırı olduğunu, üretim ruhsatının bulunmadığını ve sundukları depo ruhsatının başka bir adrese ait olduğunun belgelendiğini vurgulayan Nimet Acar, “Yıllarca göz önünde faaliyet gösteren, kaçak olan, ruhsatı bulunmayan ve hayati tehlike saçan bir iş yerine göz yummak basit bir taksir ile açıklanamaz. Kamu görevlilerinin bilerek ve sonuçlarını öngörerek bu katliama zemin hazırladığı açıktır. Cezasızlık kültürünün kırılması ve caydırıcılığın sağlanması için yetkililerin bilinçli taksirle değil, 'olası kast' suçlamasıyla yargılanması gerekir. Hukuk örgütleri olarak davayı bu kararlılıkla takip etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.







