Kentin tüketim düzenine karşı kolektif yaşam
- 09:04 15 Ağustos 2026
- Yaşam
Melike Aydın
İSTANBUL – Kent yaşamının dayattığı tüketim biçimlerine karşı üreticiyle doğrudan ilişki kuran Beyoğlu Gıda Topluluğu, dayanışma ağlarıyla kolektif yaşamı büyütüyor. Topluluk gönüllüsü Nesrin Şentürk, “Büyükşehirde yaşayan insanlar olarak çoğunlukla kaybettik gibi geliyor bana şu an ama henüz kaybetmedik” dedi.
Endüstriyel gıda üretim sistemlerinin şehir yaşamını tek tipleştirmesi ve metropollerdeki yabancılaşmayı derinleştirmesi, alternatif dayanışma ağlarının kurulmasını zorunlu kılıyor. Şehirlere dayatılan tüketim kalıplarını kırarak kolektif bir yaşamı örmeye çalışan Beyoğlu Gıda Topluluğu gönüllüleri, kâr amacı gütmeyen topluluklarıyla “şehirlerde kolektif yaşam ile temiz gıdaya erişimin” hâlâ mümkün olabileceğini ortaya koyuyor.
Topluluk gönüllülerinden Nesrin Şentürk, kent yaşamının yarattığı ekolojik ve psikolojik kaygılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tohum takaslarından kentsel tarıma
Gıda topluluklarıyla buluşmadan önce bireysel ve ekolojik arayışların içine girdiğini belirten Nesrin Şentürk, tohum takasları ve geleneksel tarım pratikleriyle tanışma sürecini paylaştı. Ekolojik üretimin toplumsal bağlar oluşturduğuna değinen Nesrin Şentürk, “Tohum ararken tohum takaslarına denk geldim. İşlenmemiş tohum bulduktan sonra onları balkonumda fidelemeye başladım. O sırada permakültürü öğrenmeye başladım. Bunlar hep kolektif ve doğal gelişti” diyerek topluluğa dahil olma sürecini paylaştı.
Kriz anlarında kentin gıda güvencesi: Bostanlar
Deprem konusunda riskli olan kentlerden birinin de İstanbul olduğunu hatırlatan Nesrin Şentürk, deprem ve benzeri olağanüstü süreçlerde İstanbul’u beslemiş bostanların hala hayati olduğuna dikkat çekti. Piyalepaşa ve Yedikule bostanları ile karşılaşma sürecinden söz eden Nesrin Şentürk, “Bir şehir, bir felaket anında nasıl gıdasını bulabilir? Nasıl aç kalmaz? Bunun peşindeydim. Piyalepaşa Bostanı ile karşılaştım. İki kişilik bir bostancı ailenin bir toprakta üretim yapması ve çevredekilerin gelip alması beni kendisine hayran bıraktı. Yedikule Bostanı’nın ise bin yıldır devam ettiğini öğrendim” şeklinde anlattı.
‘Gıda tek başına gıda meselesi değildir’
Meselenin sadece mutfakla sınırlı olmadığını, daha büyük bir sistem sorunu olduğunu vurgulayan Nesrin Şentürk, topluluk olmanın toplumsal sorumluluklar getirdiğini de ifade etti. Yalnızlaşmaya ve kapitalist yaşam şekline karşı bir arada durmanın önemini dile getiren Nesrin Şentürk, “Gıdayı sadece gıda meselesi olarak da küçültmemek gerekiyor. Çünkü bu çok daha büyük sistemsel bir bozukluğun bir parçası ve bir ayağı. Dolayısıyla bizim birbirimizi tanımamız, topluluğun bir üyesi olmamız, hareketlerimizi de düzenliyor. Çünkü bir arkadaşımızın davranışı da bizim bir meselemiz haline gelebiliyor” dedi.
Doğrudan temas ve dayanışma ağı
Bostanların korunması gerektiğini söyleyen Nesrin Şentürk, bunun için düzenli ve kolektif bir bilince dayandığını kaydetti. Nesrin Şentürk, kentlerde gıdaya erişimin aracıların gölgesinde kaldığını ifade ederek, küçük üreticiyle doğrudan ilişki kurduklarını belirtti. Nesrin Şentürk, “Bostanları korumak düzenli alışveriş yapmayla bağlantılı. 19’uncu yüzyılda Sur içinde yüzden fazla bostan varken bugün neredeyse hiç kalmadı. Bizim problemimizin sadece bir tanesi gıdaya ulaşım. Bölgeye tedarik zincirleri hakim ve bir sürü aracı var. Biz o aracıların gölgesinde alışveriş yapıyoruz, üreticiyi tanımıyoruz” sözlerini kullandı.
‘Büyükşehirde henüz her şeyi kaybetmedik’
Gıda topluluğu pratiklerinin metropollerdeki yalnızlık hissini kırdığını ve komünal bir paylaşımı beraberinde getirdiğini dile getiren Nesrin Şentürk, kolektif üretimin insanı güçlendirdiğini sözlerine ekledi. Evinde üretim yapan küçük üreticileri desteklediklerini ve imece usulünü yaşattıklarını paylaşan Nesrin Şentürk şöyle devam etti: “Ekmeği bize bir üretici evinde hazırlıyor, 15-20 kişi isek o kişiye de destek olmuş oluyoruz. O kişi de bizim için temiz bir ekmek üretiyor. Böyle paylaşımlar yapmak bence insanları daha az yalnız hissettiriyor. Büyükşehirde yaşayan insanlar olarak çoğunlukla kaybettik gibi geliyor bana şu an ama henüz kaybetmedik, çok eşiğindeyiz.”
Rant baskısına karşı üreticiyle dayanışma
Üretim alanlarının betonlaşma ve istimlak tehdidi altında olduğunu hatırlatan Nesrin Şentürk, tüketicinin yalnızca alıcı değil, üreticinin mücadelesine ortak olan bir sorumluluk taşıması gerektiğini kaydetti. Üreticilerle kurulan bağın önemini vurgulayan Nesrin Şentürk, “Üretim yapan insanların tarlaları da bir gün yeni bir konut için istimlak edilebilir ve o kişi o tarlayı kaybedebilir. Ama kaybetmemek için mücadele ediyorsa bizim de o noktada birazcık daha destek olmamız gerekiyor. Orada işte doğru üreticiyi bulma gibi bir sorumluluğumuz var. Nasıl daha adil bir alışveriş mümkün ve yiyeceklerimden ben de sorumluyum diye düşünmek gerekiyor” diye konuştu.







