Süreçte MGK engeli: Abdullah Öcalan’ın koşullarında değişim yok!

  • 12:26 7 Ekim 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA - DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Meclis’te parlamento muhabirleriyle bir araya gelerek Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşamayı değerlendirdi. Sürecin önündeki yasal ve siyasi engellere dikkat çeken Sezai Temelli, “Her şey MGK vesayetine bağlanmış durumda” derken, Gülistan Kılıç Koçyiğit ise Abdullah Öcalan’ın çalışma koşullarında henüz bir değişiklik olmadığını belirtti.
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Meclis’te parlamento muhabirleriyle bir araya geldi. Buluşmaya çok sayıda gazeteci katıldı.
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşamaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gülistan Kılıç Koçyiğit, süreçte aşılması gereken çeşitli başlıklar bulunduğunu belirtti. Bu konuların toplumun tüm kesimlerini etkilediğine dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’in çözüm üretme sorumluluğuna işaret ederek yeni yasama yılında bu başlıklara yoğunlaşılması gerektiğini söyledi. Sezai Temelli ise önemli bir dönemden geçildiğini belirterek gazetecilerin sorularını yanıtlayacaklarını ifade etti. Ardından gazetecilerin sorularına geçildi.
 
‘Dönüşlere ilişkin takvim yok’
 
Kış başlamadan dönüşlerin olup olmayacağı ve yasanın hayata geçip geçmeyeceğine ilişkin soru üzerine Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Yasanın uygulanması için teyit ve tespit koşulu var ve bu da MGK’nın onayına bağlanmış durumda. Kendi mekanizmaları içinde bir süreç yürütülüyor. Hem güvenlik bürokrasisi hem taraflar arasında müzakere ve süreç devam ediyor. Ama elimizde bir takvim yok. Yasanın hayata geçirilmesi için koşullar karşılıklı olarak tartışılacak. Örgüt ve devlet bürokrasisi içerisinde süreç sürüyor. Cevdet Yılmaz ile komisyonlara dair görüş alışverişi yapıldı. Sayın Numan Kurtulmuş ile de Meclis’te kurulacak İzleme Komisyonu’na dair görüşmeler gerçekleştirildi. Sayın Öcalan’ın alacağı her pozisyon süreci hızlandırır. İktidar yetkilileri, ‘Tüm dünya deneyimlerinden çok ilerideyiz’ diyor. Fakat bu hızın ve kat edilen mesafenin altında ne var diye sorduğumuzda, bunun altında Sayın Öcalan’ın sürece stratejik olarak yaklaşması ve her seferinde krizleri aşacak bir pozisyon alması var. Bu, ilerleyişte belirleyici olmuştur. Koordinatör olarak sürece öncülük etmesi, sürece ivme kazandıracaktır” diye belirtti.
 
‘Her şey MGK vesayetine bağlanmış durumda’
 
Gazetecilerin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmelerine ilişkin ellerinde bir tarih olmadığını belirten Sezai Temelli, “Birçok kesimin adaya gitme talebi var. Bu sadece Türkiye ile sınırlı da değil. Fakat bu konuda atılmış bir adım yok. Adaya yönelik tecridin sonlandırıldığını tam anlamıyla söyleyemiyoruz. Bu müzakere sürecinin yürütülmesi ve etkin işlemesi açısından tam anlamıyla şeffaf bir durum söz konusu değil. Meclis’te bir yasa çıktı ama her şey bu yasa içerisinde değerlendiriliyor. MGK vesayetine bağlanmış bir yasa ile karşı karşıyayız. Meclis bunu aşmak için çalışmalıdır. Dolayısıyla Meclis’te kurulacak komisyondan da beklentimiz budur. Sadece yasanın işletilmesine indirgenmiş bir anlayış değil; yasanın önündeki bariyerleri ve handikapları kaldıracak, diğer yasalarla bunu destekleyecek, süreci ilerletecek ve toplumla Meclis’i buluşturacak bir çalışma dönemine ihtiyacımız var” dedi.
 
Adaya yönelik tecrit sonlanmış değil: Gazetecilere dair netlik yok
 
Gülistan Kılıç Koçyiğit ise gazetecilerin İmralı Adası’na gitmesine ilişkin şunları söyledi: “Sayın Öcalan’ın kendisi de gazetecilerle buluşmak ve görüşmek istiyor. Bu sorunun geleceğine dair görüş ve önerilerini kamuoyuna sizler aracılığıyla iletmek istiyor. Biz bunun süreç açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Başvuru makamı da Adalet Bakanlığı’dır. Ama kaç kişi gidecek, ne zaman gidilecek, ne yazık ki buna şu an için verebileceğimiz bir cevap yok. Bunun gecikmeden gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyoruz.”
 
‘Demokratikleşme Kürt sorunundan geçiyor’
 
Bir taraftan süreç devam ederken diğer taraftan seçilmişlere yönelik operasyonların sürmesi ve bu çelişkilerin nasıl aşılacağı sorusu üzerine Sezai Temelli, “Sürece yaklaşım konusunda tabii ki farklılıklarımız var. Ama süreci biz hep birlikte yürütmek istiyoruz. Sadece iktidarla değil; tüm muhalefet partileriyle, toplumun tüm kesimleriyle. İktidar hem önümüzdeki seçimleri hem de rejim mimarisini düşünüyor olabilir. Ama biz bu konuda ilk günden beri çok net bir duruş ortaya koyduk. Sayın Öcalan’ın açıkladığı deklarasyondan sonra bugüne kadar hattımız çok netti. Kürt meselesinin demokratik çözümü, negatif barıştan pozitif barışa ve bugün geldiğimiz aşamaya kadar baktığımızda, her şeyden önce Türkiye’nin demokratikleşme meselesinin merkezinde durmaktadır. Dolayısıyla biz bu konuyu Türkiye’nin demokratikleşme meselesinden yalıtarak hiçbir zaman ele almadık. Bugün bu yasadan sonra talep ettiğimiz yasalar olsun, yol temizliği olsun, demokratikleşme adına atılacak bütün adımlarda tavrımız çok netti. Ama Kürt meselesinin demokratik çözümü olmadan, bugün sizin de altını çizdiğiniz rejim meselesi tartışılabilir hale gelemez. Ne zamandan beri? Bakın, önümüzde 9 Ekim var. 27 yıldır tartıştığımız bir konu karşımızda. Bunu aşabilmemizin, bu istisnai hali ortadan kaldırabilmemizin ve Türkiye demokrasisinin önündeki meseleleri çözebilmemizin yolu bu meselenin çözümünden geçiyor” diye belirtti.
 
‘Baskı yeni değil’
 
Kürt sorunu ve demokratikleşme meselesinin hiçbir zaman birbirinden ayrı tartışılmadığını söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Biri olmadan diğerinin olmayacağına inanıyoruz. Kürt sorunu demokratik yollardan çözülmeden Türkiye hiçbir zaman demokratik bir ülke olamayacak. Bu açık ve net. Bugün başımıza gelen her şeyin de Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmemesinin sonucu olduğunu biliyoruz. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon ve Sayın İmamoğlu’nun tutuklanması meselesi, Türkiye’de sanki baskı rejiminin başlangıç tarihi, miladıymış gibi ifade ediliyor. Oysa bu ülke 80’lerde darbeyi yaşadı. Yaklaşık 10 yıl boyunca darbelerle demokrasi kesintiye uğradı. Kürt halkının neredeyse bütün demokratik talepleri şiddetle bastırıldı. En ağır işkence yöntemleriyle halkın demokratik talepleri bastırıldı ve iradesi yok sayıldı. Böyle bir siyasi gelenekten geliyoruz. Yani kayyum rejiminden tutalım da bugün Sayın Demirtaş’ın, Sayın Yüksekdağ’ın, Sayın Leyla Güven’in, Sayın Ayşe Gökkan’ın, Bekir Kayan’ın cezaevinde olması gibi… O anlamıyla içinde olduğumuz rejim yeni bir rejim değil. Sadece şöyle bir farkı var: Eskiden bu baskıyı Kürtler yaşıyordu, şimdi tüm Türkiye yaşıyor. Ne yazık ki refahla, eşitlikle, özgürlükle, mutlulukla ve demokraside buluşamıyoruz. Bugün barış ve demokratik çözüm süreciyle Türkiye’nin içinde bulunduğu ve gittikçe otoriterleşen rejimi iki ayrı kutup olarak düşünmememiz lazım” sözlerini kullandı.
 
‘Gündemimiz seçim değil’
 
Seçimler ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanı olması yönündeki çağrısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sezai Temelli, “Her şeyden önce ‘Terörsüz Türkiye ve bölge’ kavramından çıkılması gerekiyor. Yeni bir siyaseti inşa etmeye çalışıyoruz. Bu süreç çok önemli bir süreç ve en büyük çabamız süreci ilerletmek olmalıdır. Şimdi Türk Ceza Kanunu, İnfaz Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu dediğimizde hem siyasi tutsakların hem de adli mahpusların durumu söz konusu. Bu kadar geniş kesimleri ilgilendiren önemli bir süreçte bizim gündemimizde bir seçim tartışması söz konusu değil. Önümüzdeki seçimlere nasıl gideceğimiz, o seçim üzerinde yapılan mühendislikten çok daha önemlidir. Aynı şey Anayasa tartışmaları için de geçerlidir. Anayasa tartışmalarını sürdürmek önemli ama şunu unutmamak gerekiyor: Anayasayı ‘Ben yaptım, oldu’ diyecekseniz çağırırsınız bir paşayı, anayasa yaptırırsınız. 12 Eylül’de böyle yaptılar. Ama anayasayı gerçek anlamda yapacaksanız toplumun anayasa yapabilecek bir iklime kavuşmasını sağlamak gerekiyor. Yeni anayasaya gerçekten ihtiyacımız var. Bunun altını çizmek isterim. Bunun gereklerini sağlamak ve bu iklimi yaratmak bugün siyasetin önceliği olmalıdır” dedi.
 
‘Meclis İzleme Komisyonu için çağrı bekleniyor’
 
Kurulması planlanan Meclis İzleme Komisyonu konusunda hâlâ bir gelişme olmadığını belirten Sezai Temelli, “Üye sayısı netleşmedi. Ama üye sayısından çok komisyonun işlevine odaklanmak gerekiyor. Henüz Meclis Başkanlığı’ndan çağrı gelmedi. Bu komisyonun önüne koyacağı yasal çalışmalar çok önemli. Umarım bir an önce bu komisyon kurulur ve çalışmaya başlar. Çünkü bu komisyon, önümüzdeki dönem çalışmaları ve yasalar açısından çok önemli” dedi.
 
‘İmralı koşullarında değişiklik yok’
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çalışma koşullarının değişip değişmediği sorusu üzerine Gülistan Kılıç Koçyiğit, “İmralı’da hâlâ bir değişiklik yok. Sayın Öcalan’ın koşullarında değişiklik olsaydı bugün basın bunu konuşuyor olurdu. Koşullarının değişmesi gerekiyor. ‘Özgür yaşar, özgür çalışır ve iletişim koşullarının oluşması gerekir’ demiştik. Orada bir konut olduğu ifade edildi ve karşı cenah da bunu bir magazin malzemesi haline getirdi. Bu kötü bir tartışma. Sayın Öcalan hâlihazırda aynı yerde bulunuyor. Bu, sürecin büyük bir ihtiyacıdır. Bunu bir magazin manşeti gibi sunmak yerine, gelecek yüzyılda Türkiye’de demokratik cumhuriyetin gelişmesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda çok temel bir yürütücü olan Sayın Öcalan’ın, sürecin başından beri olduğu gibi, süreci rahat ve uygun koşullarda etkin bir şekilde yürütmesinin koşullarını tartışıyoruz. O anlamıyla burada bir konfor ya da kişiye özgü bir tartışma yürütmüyoruz. Sayın Öcalan’ın koşulları diye ifade ettiğimiz şey, bu süreci yürütmesine dair koşulların etkin bir şekilde sağlanmasıdır” ifadelerini kullandı.
 
‘Kavramlar ve dil artık değişmelidir’
 
İktidarın sürece ilişkin dilinin de hâlâ değişmediğini ifade eden Gülistan Kılıç Koçyiğit şöyle devam etti: “Kimliklerin kabulü, kimliklerin tanınması, dillerin tanınması ve bunların gündelik hayat içerisinde, kamusal hayat içerisinde yaşatılması; Kürtlerin anayasal statüsünün tanınması, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu unsurlarından biri olarak Kürtlerin ve diğer kimliklerin tanınması meselesi var. O anlamıyla buradaki meseleyi sadece güvenlik meselesine; ‘terör, terörizm, terörsüz Türkiye, terörist bölge’ gibi kavramlara indirgemeyi reddediyoruz. Birincisi bu. İkincisi, bu bir pazarlık süreci değil. Türkiye’nin ikinci yüzyılında Kürtlerin, Türklerin ve diğer halkların; elbette bu ülkede yaşayan Arapların, Çerkeslerin ve bütün halkların kendi kimliklerini koruyarak eşit ve özgür yaşayacakları yeni bir dönemden, bir sistem inşasından bahsediyoruz. Burada meselenin çok daha derinlikli bir şekilde tartışılması gerekiyor. O anlamıyla ‘teslim oldu, teslim alındı, yendi, yenildi’ gibi kavramların ve böyle bir dilin sürece zarar verdiğini düşünüyoruz. Hükümet bu konuda ne yazık ki dilini değiştirmedi. Hükümete ve iktidara yakın yayın organları da ne yazık ki hâlâ dillerini değiştirmedi.”
 
Demokratik Cumhuriyet Hareketi
 
Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ne ilişkin soruyu yanıtlayan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Biz sonuçta 2011 yılında Halkların Demokratik Kongresi kurulurken bunu Kürt siyasal hareketiyle Türkiye sol-sosyalist hareketlerinin stratejik ittifakı olarak tanımlamıştık. Halkların Demokratik Partisi de bu stratejik ittifakın siyasal izdüşümüydü. 7 Haziran’da çok ciddi bir başarı kazandı. Türkiye’de demokrasinin kapısını açtığı o günü değerlendirirsek, bugün bizi bambaşka bir yere ulaştırabilecek bir süreçti. Ama ne yazık ki AKP iktidardan düştüğü için bu süreci bertaraf etti ve bugüne kadar yaşadıklarımızın hepimiz tanığıyız. Ama şimdi yeni bir dönemin içerisindeyiz. Biz bu yeni dönem içerisinde sadece bir siyasal partiye sıkışmış bir toplumsal muhalefet ya da toplum hareketinden ziyade, bütün toplumu kucaklayan ve toplumun bütün kesimleriyle yan yana geleceğimiz bir Demokratik Cumhuriyet Hareketi başlatmak istiyoruz. Kadın mücadelesi, kadın özgürlük mücadelesi bugün Türkiye’nin en temel mücadelelerinden biri. Bununla beraber diğer bütün başlıkları da sayabiliriz. Bütün kesimleri içeren, bütün kesimlerin yan yana durduğu ama aynı zamanda kendi farklılıklarını da korudukları büyük bir hareket” dedi.