KCK’den Halep açıklaması
- 09:18 13 Ocak 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - Halep’e yönelik saldırılara dair açıklama yapan KCK, saldırının ateşkesi bozmaya yönelik olduğunu belirterek, süreci sabote edici adım ve uygulamalardan uzak durulması gerektiğini ifade etti.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Halep’in Kürt mahallelerinde yönelik saldırıları ve bu süreçte Türkiye’nin politikaları konusunda yazılı bir açıklama yayınladı.
KCK’nin açıklaması şu şekilde:
“Halep’teki Kürt mahallelerine saldırılarak buraları Kürtsüzleştirmek amaçlanmıştır. Şam hükümeti ve özerk yönetim arasında yapılan 1 Nisan 2025 anlaşması sonucu mahallelerde asayiş görevini yapanlar bu saldırılarla katledilmişlerdir. Demokratik yönetim olan halk meclislerinin ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Bu saldırılar Kürt düşmanlığı temelinde tüm Suriye’de Kürt halkının Arap, Süryani ve diğer halklarla birlikte oluşturduğu özerk demokratik sistemi tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Bu saldırı Kürtlerin yaşadığı tüm ülkelerde Kürtlerin elde ettiği kazanımlara yönelik saldırıların devamı ve parçası olmaktadır.
Özerk Yönetimi ortadan kaldırma saldırısı
Türk devletinin desteğiyle çeteler saldırı yaptığında Şex Maqsut ve Eşrefiye mahallelerinin asayiş güçleri özsavunma direnişine geçmiştir. Kürtsüzleştirme ve yok etme saldırısına karşı özsavunma yapmak meşru bir haktır. Şex Maqsut ve Eşrefiye halk meclisi ve halkı 1 Nisan anlaşmasına dayanarak demokratik özyönetimlerini koruma direnişi içerisinde yer almışlardır. Ancak Suriye’de demokrasi istemeyen güçler Şex Maqsut ve Eşrefiye’den başlayarak Suriye’de demokratik bir sistem kuran özerk yönetimi ortadan kaldırma saldırısı başlatmışlardır. Bu saldırılara karşı kahramanca direnerek şehit düşenleri saygı ve minnetle anıyor, özsavunma gazilerine de acil şifalar diliyoruz. Kürtsüzleştirmek için mahallelerden çıkarılan ve birçok alana dağılan halkın da meşru haklarını kullanarak yerlerine dönmeleri çağrısı yapıyoruz. Şehitlerin özlemleri ve verilen bedeller demokratik Suriye ve özerk yönetimlerde yaşatılacaktır. Bu saldırıların ABD, İsrail, Şam yönetimi ve Türk dış işleri bakanı Hakan Fidan’ın görüşmelerinden sonra yapılması dikkat çekicidir. Şam’ın güneyinin İsrail’e bırakılma anlaşmasının yapıldığı gün Halep’teki Kürt mahallelerine saldırılmıştır. Şam’da görüşmelerin kesilerek 1 Nisan 2025 tarihinde statüsü belirlenen mahallelere saldırılması, ABD ve bölgedeki uluslararası güçlerin de onayının alındığını yada sessiz kalmalarının sağlandığını göstermektedir. Şam ile Kuzey-Doğu Suriye heyetinin görüşmelerinde ABD ve Fransa’nın arabuluculuk yaptığı da bilinmektedir.
Ateşkesi bozmaya yönelik de bir saldırı
Türk devleti baştan itibaren Halep’in Kürt mahallelerine yapılan saldırıların içinde olmuştur. Türk devlet yetkililerinin açıklamaları ve AKP-MHP iktidarına yakın basın yayın organları bunu açıkça ortaya koymuştur. Basın ve Türk devlet yetkilileri Türk ordusu savaşıyormuş gibi bir yaklaşım içinde olmuşlardır. Zaten QSD komutanlığı Türk devleti SİHA’ları ve tanklarının bu savaş içinde olduğunu açıkladı. Hatta bazı Türk subaylarının da bu savaşın yürütülmesinde yer aldığını belirttiler. Türk devletinin politikası QSD karşıtlığı üzerinden tamamen Kürt düşmanlığı olmaktadır. Rêber Apo’nun 27 Şubat 2025 çağrısı öncesi Kürtlere ve Kürt Özgürlük Hareketine yönelik üslup ve saldırılarını Halep’te yapılan Kürtsüzleştirme saldırısı sürecinde de sürdürmüşlerdir.
PKK kendisini feshetmişken, 1 Mart 2025’ten bu yana bir ateşkes durumu varken, sürekli PKK’nin dillendirilerek Kürt mahallelerine yapılan bu saldırılar Özgürlük Hareketine ve titizlikle uyguladığı ateşkesi bozmaya yönelik de bir saldırı olmaktadır. Hem bir süreçten söz edilecek hem de bu sürecin bir tarafı olan Özgürlük Hareketimize sürekli hakaret edilip saldırılacak! Bu yaklaşımla Rêber Apo’nun silahlı mücadelenin bırakılması ve ateşkese dayalı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı nasıl sürdürülecektir? Hem terörizm ve teröristler denilerek Kürtlere saldırılacak, hem de Kürt-Türk kardeşliğinden söz edilecek! Bunun Kürtler için bir inandırıcılığı olmayacağı açıktır.
Demokratik sistem tasfiye edilmek istenildi
Halep’teki Kürt mahallelerine saldırı ve devlet yetkililerinin Hareketimize yönelik yaklaşım ve tutumları barış ve demokratik toplum sürecini sabote etme anlamına gelmektedir. Bu saldırı, Kuzey-Doğu Suriye yönetimiyle geçici Şam hükümeti arasında görüşmelerin sürdüğü bir süreçte yapılmıştır. Rêber Apo, 10 Mart mutabakatının uygulanması açısından çatışmaların olmamasını, sorunların çözümü doğrultusunda adımlar atılmasını istemiş, Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimine petrol, sınır kapıları ve bazı konularda adım atılması yönünde mesajını iletmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi olarak biz de bu yönlü adımların atılması ve güven artırıcı ortam sağlanarak sorunların çözümü konusunda teşvik edici olduk. Bu yönlü girişim ve adımların atıldığı günlerde bu saldırının olması Suriye’de bir çözümün istenmediğini ortaya koymaktadır. Kuzey-Doğu Suriye ile anlaşmayı değil, özerk yönetimi tasfiye etmeyi amaçladıkları anlaşılmaktadır.
Türk basını ve hükümet sözcüsü Ömer Çelik bu saldırıların Halep’teki Kürt mahalleleriyle sınırlı kalmayacağını açıkça belirtmektedirler. Ömer Çelik’in ‘terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ ifadelerini birlikte kullanması bu saldırıların Kuzey-Doğu Suriye ve Kürtlerin yaşadığı tüm bölgeye yayılacağını ortaya koymaktadır. Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesini her yerde terörle yaftalamaktadırlar. Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’deki demokratik sistemi de bu yaftalama ile tasfiye etmek istemektedirler. Özcesi Kürtlere düşmanlık şahsında Kürtlerin yaşadığı her ülkede demokrasi düşmanlığı yapılmaktadır.
Mücadelenin yükseltilmesi
Ortadoğu’daki bu demokrasi düşmanlığına uluslararası güçler de destek vermektedir. Bu destek Kürtlere yönelik soykırım politikalarına da destek vermek olmaktadır. Nitekim Kürtlere saldırı olduğunda ya bu saldırılara onay verilmekte ya da sessiz kalınmaktadır. Bu gerçeklik Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırılarda da görülmüştür.
Kürt mahallelerine saldırı ve Fırat’ın doğusuna yönelik saldırı hazırlıkları Hareketimizle Türkiye arasında süren ateşkes ve buna dayalı sürdürülen barış ve demokratik toplum sürecini de sorgulatmaktadır. Bu süreçte doğrudan Hareketimizi hedef alan saldırılar, hazırlandığı söylenen özel geçiş yasasının da bir çözüm adımı olmayacağını göstermektedir. Hareketimize yönelik bu kadar saldırı yürütülürken ve Kürtlerin demokratik iradelerine saldırılırken bu yasanın Hareketimiz ve Kürtler için demokratik siyaset alanı açacak bir nitelikte olması zor görünmektedir. Acaba, kabul edilmeyecek bir yasa çıkarılıp savaş mı başlatılmak planlanmaktadır? Ateşkes ve barış ve demokratik toplum sürecini sabote eden politika ve uygulamalar bunu düşündürmektedir.
Devlet yetkilileri ve sorumlu siyasi güçler, mevcut sürecin ruhuna ve amacına yönelik bir politika ve yaklaşım içinde olmalı ve süreci sabote edici adım ve uygulamalardan uzak durmalıdırlar.
Biz barış ve demokratik toplum sürecinde üzerimize düşen sorumlulukları tereddütsüz ve cesaretle yerine getirdik; AKP ve MHP iktidarını ve devlet yetkililerini de barış ve demokratik toplum sürecinin başarısı için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.
Halkımız ve demokrasi güçleri de Türk devletinin süreci sabote eden politikalarını durdurmaları için demokratik temelde mücadeleyi yükseltmelidirler.”







